Gazze halkının özelinde İslam’a ilginin dünya çapında büyüdüğü görülüyor. Konuya ilişkin Filistin halkının destansı direnişine paralel Siyonist İsrail’in zulmü, dünya kamuoyunun vicdanında en temelde bir insan hakları ihlali meselesi olarak karşılık buldu. Şimdiye kadar donanımı olmayan insanların bile gündemine giren Filistin “Zulümle abat olunmaz!” sözünü bir kere daha Siyonizm’in yüzüne çarpıyor.
Filistin’de ölümlere tepki olarak ortaya çıkan bu hassasiyet ve silkinme ruhu dünyada organize bir bilinçlenme döneminin kapılarını açtı. Bu yanıyla bir akımdan çok kalıcı bir dönüşüm için iyimserlik yaratıyor. Siyonizm Gazze yıkımını küresel bozgunculuk boyutlarına taşıyor. Her düşman gördüğü beldeyi hedef alma ihtirasıyla el büyütüyor ve bunun için yanıp tutuşuyor.
Önceki yıldan bu yana sokaklara yayılan, üniversitelerde tutunan eylemler gündem oldu. Yazımızda, hassasiyetlerin dışa vurumu olarak eylemler ve kitap yayıncılığının ABD halkı üzerindeki etkisine değinecek, İngiltere ve Almanya’da Filistin temalı yayıncılığın son yıllardaki performansını inceleyeceğiz.
ABD Kamuoyunda Değişen İsrail–Filistin Dengesi
Gallup Araştırma şirketi ABD’de 2026 yılında Filistin ve İsrail destek eğilimlerinin son 24 yılını yoklayan anket sonuçlarını paylaştı. Kamuoyu yoklamaları 1.100 kişiden örnek grup ile yapıldı ve hata payı yüzde 4 olarak açıklandı. Seçim anketlerinde de benzer sayıda örnek gruplar kullanılıyor ve bu örneklemeler toplu kanaatler hakkında fikir veriyor. Anket için Filistin veya İsrail’e destek verenlerin yanında gündemin sıcaklığına rağmen büsbütün dışında kalan yaklaşık yüzde 25’lik bir kesim var ki bu konu onların hiçbir şekilde dünyalarında yer bulmuş değil.
Filistin davasına destek 2002 yılı ile 2017 yılı arasında Amerika halkı arasında düz bir seyir izliyor. 2014 yılında kısa süreli aşağı seyir dışında bu istikrarlı destek, uzun yıllar yüzde 20 bandında kalıyor. 2017 yılından itibaren Filistin’e destek büyümeye başlıyor. 2018 yılında İsrail’in ördüğü işgal duvarlarına Filistin halkı bedenlerini siper edince yüzlerce kişi şehit olmuş ve 8 binden fazla kişi yaralanmıştı. Yoğun can kaybına rağmen, Filistin’e destek ibresi kamuoyu nezdinde belirgin bir değişim yaratmadı. İsrail’e destek ise tersine hızla azaldı: Yüzde 64 seviyesinden yüzde 59’a geriledi. İsrail’e desteğin erimesinin, Filistin’in sınır delme mücadelesinin hemen başında değil, sürecin uzamasıyla gerçekleşmesi dikkat çekici. Aksa Tufanı’nın etkisinin uzun vadede canlı kalmasına benzer bir durum bu. 2020 yılının başında yüzde 60 tepe noktasından sonra İsrail’e destek sürekli azalıyor. Kamuoyu kanaatleri, olaylara yönelik günlük tepkilerden ziyade uzun vadeli geriye dönük okumalarla oluşuyor.
İsrail’e destekteki düşüş eğilimi 2022’deki yüzde 55 seviyeden yumuşak bir şekilde devam ediyor ve 2023 sonu itibariyle yüzde 53’e gerileyerek 2002’deki en düşük seviyeyi yakalıyor.
7 Ekim Aksa Tufanı, ABD halkının İsrail desteğini ani şekilde değiştirmiyor. Ancak yıllara yayılmış İsrail karşıtı düşüşü kısa bir duraksamadan sonra kalıcı hale getiriyor ve 2024 yılında yüzde 51 bandına getiriyor. Diğer taraftan, Aksa Tufanı’nın Filistin davasına desteği anketlerde İsrail’e kıyasla biraz daha olumsuz gerçekleşiyor: Ekim ayında yüzde 31 olan destek, 2023 yılı sonunda yüzde 27’ye geriliyor. Yoğun karşı propaganda ve dezenformasyonların bu azalmada payı olduğu muhakkak. 7 Ekim operasyonu İsrail’e destekteki erimeyi devam ettirirken, Filistin’e desteği de kısa süreli sekteye uğratıyor. Ancak toparlanma zaman almıyor ve grafikte görüleceği gibi 2024 ile Filistin’e destek ivme kazanıyor. Burada not edilmesi gereken, karşılıklı geçişlerin yüzde 75’lik kesim arasında yaşandığıdır. ABD halkının yüzde 25’inin konuya hepten bigâne kaldığını başta ifade etmiştik. Göbekteki yüzde 75’lik kesim arasında İsrail veya Filistin yanlısı ciddi oynamaların yaşanması bu blokların donmuş olmadığını göstermektedir.

Üstteki çizgi İsrail’e, alttaki ise Filistin’e desteğin seyrini gösteriyor.
2024’te İsrail ile Filistin davasına destek makası Filistinliler aleyhine yüzde 24 iken son iki yılda bu makas kapanmakla kalmıyor, ilk kez Filistin davasına destek İsrail’e destekten daha yüksek bir seviyeye çıkıyor. Bazı siyasi yorumcuların bu değişimi Benjamin Netanyahu’nun iyice gözden düşmesiyle açıklamaları yetersiz kalmakta. İsrail’de mevcut beşli koalisyon hükümeti 2026 yılında yapılacak seçimleri kaybetse bile İsrail’de Filistin düşmanlığına dayalı askerî ve ideolojik paradigmanın özde değişmesi beklenmiyor. Örneğin, olası bir Naif Bennet, Yair Lapid koalisyonu içerde “yerleşimci” diye tabir edilen işgalcilerin şiddetini azaltsa da dışarıda Filistin’e baskı ve taarruz doktrininden vazgeçmeyecek. Siyonist İsrail sıfatı, lidere endeksli olmanın ötesinde mutlak ayrıştırıcı kimlik siyasetinin adı haline çoktandır gelmiş bulunuyor.
Gallup şirketinin uluslararası haber yorumcusu Benedict Vigers, Filistin desteğini Demokratlara yakın olmanın getirdiği doğal bir sempati durumuyla açıklıyor. Anket ABD’nin seçmen tutumlarının iç siyasette haritasını çıkarmak için kullanılıyor olsa da diğer öğretici yanları yabana atılamaz.
ABD’deki Filistin desteğinin Demokrat bir başkan döneminde artmak yerine azalması konunun salt partizanlık üzerinden okunmasının sınırlayıcılığını kanıtlıyor. Cumhuriyetçi Donald Trump başkan seçildikten sonra Demokratlar yanlısı halkın Filistin’e destek oranı artıyor. Tıpkı 2016 yılındaki karşıtlık ve destek eğilimlerinin geri döndürülemez şekilde istikamet kazanması gibi. 2016 yılında Trump’ın ilk başkanlık döneminde Filistin sempatisi yükseliyor.
Filistin davasının ABD kamuoyu desteği, nasıl oluyor da 2018’deki sınır hattı direnişi hatta 7 Ekim Aksa Tufanıyla anlık olarak değil de 2024 yılının başında gözle görülür şekilde arttı?
İsrail’in bomba yağdırarak bir halkı silmek istemesinin yarattığı istikrarlı insani duyarlılığın hakkını teslim ederek bir kenarda tutalım. Filistin davasını gündemden düşürmemek bile egemen kültür ortamında başarı sayılmalıdır. Son 10 yılda alternatif toplumsal kesimlerle kurulan ilişkilerin ve yaratılan elverişli iklimin Filistin için uzun vadeli besleyici katkı sağladığı görülüyor.
Üniversite Kampüslerinden Yükselen Yeni İtiraz Dalgası
Üniversite eylemlerinin 2024 yılının başlarında yakalanan ivmede hatırı sayılır rolü bulunmaktadır. Amerika’daki en prestijli üniversitelerde hocasıyla öğrencisiyle, siyahıyla Müslümanıyla, beyazıyla günler süren çadır protestolarıyla statükoya kök söktüren eylemler belki de bir tarih yazdı.
Üniversite kampüslerindeki eylemlerin kamuoyu kanaatleri üzerinde etkileyici olduğu görülüyor. Ancak bu eylemler sadece 18 ila 34 yaş aralığındakileri olumlu etkilemekle kalmayıp 34-55 yaş aralığının görüşlerini de değişime zorladı. Hatta İsrail yandaşlığı yerleşik bir durum kabul edilen 55 yaş üstü kesim de ön kabulleri yıkarak yer yer Filistin desteğine yöneldi. Üniversite eylemlerinin yaşını almış hoca ve öğrencilerin ortak iradesiyle gerçekleştiğini de not etmeliyiz.
Yalnızca eylemlerin tam ortasında yer alanların değil; dışarıdan destek verenlerin, hatta en pasif konumdaki sempatizanların bile, Filistin ya da İsrail meselesi hakkında şimdiye dek hiç fikir beyan etmemiş taze bir insan kaynağı olarak Filistin davasının destek halkasına dâhil olma ihtimali sevindirici.
Son aylarda Filistin’e destek yüzde 41’e çıkarken İsrail’e destek son 24 yılın en düşük seviyesine geriledi: yüzde 36. Ters yönlü sert hareketler, konuya ilişkin nefret ve sempatinin esaslı şekilde canlı olduğunu göstermekte. Yüzde 25’lik kesim zaten ne olumlu ne de olumsuz görüş belirtiyor.
Siyonist İsrail yanlılarının Filistin’e destek verenler safına geçmeleri genel anlamda az rastlanır durum olduğundan şu iki soruyu sorabiliriz: Acaba İsrail yanlıları sessizleşiyor mu? Şu ana kadar Filistin gündemine tanışık olmayan yüzde 25’lik ilgisiz kesim Filistin davasına sempati duymaya mı başlıyor?
Anketlerde Filistin davasının sahiplenilmesi noktasına gelinmesinde yayıncılığın payı dikkat çekici. Yeni kitapların yayınlanması kadar, cesur bağımsız yayıncılık alan açmakta. Filistin konulu kitaplar en çok satanlar listesine girdi, edebiyat ödülleri kazandı, üniversite okuma listelerinde yer buldu ve okuma gruplarının gözdesi oldu.
İngilizce Yayıncılık ve Filistin Literatüründe Çoğalan Sesler
İngilizce yayınlardaki artış her zaman eğitici anlam taşımadı. Yolun üzerine oturmuş şeytan misali, İsrail’in gerçekleri örten-saptıran karşı yayınlarıyla yer yer kaotik manzaralar oluştu.
Bu bulanıklık içinde doğru mesajı almak isteyen insanların teveccühleri galebe çaldı. Güneş balçıkla sıvanmaz.
Filistin duyarlılığı dediğimiz olgunun esasında kapsamlı bir uyanış olabileceğine dair işaretler görülüyor. Filistin temalı çocuk yayınları 2019-2023 arasına göre yüzde 44’lük sıçrama gösterdi. Bilgi yatırımları yarınların konuya ilişkin daha sağlıklı dimağlar olarak yetişmesini sağlayacak.
Filistin konulu kitaplarda iki eğilim öne çıkıyor. Güncel haberciliğin sıcaklığından sıyrılarak daha uzun vadede okura hitap eden kapsamlı eserler yayımlanıyor; böylece yayın yelpazesi de giderek zenginleşiyor. Canlanan bu ortamda, her cepheden yazarların; olayların içinden konuşan gözlemcilerin, halktan kişilerin, yerel gazetecilerin ve videobloggerların öne çıkması, okur profillerinin beklentilerine karşılık gelen bir çeşitlilik sunması bakımından da ayrıca değer taşıyor.
Filistin temalı kitaplarda çeşitlilik sadece sayı anlamında değil; anı, siyasal analiz, belgesel ve gazetecilik alanlarında da kendini gösterdi. Filistin klasikleri yeniden basıldı. Edebiyat, sanat yazılarında kitaplaşma çoğaldı. Çizgi romanlar Filistin’e ilginin ‘yeni nesil’ adresleri oldu. Belki yükselen Filistin sevgisi ve çoğalan İsrail nefreti birden yön değiştirmedi ama 2023 yılının sonlarından bugüne kadar İngilizce yayıncılık sadece bir arz değil bir talep hareketi olarak da düşünülmeli.
Mohammed el-Kurd’ün Mükemmel Kurbanlar, Plestia Alaqad’ın Gazze’nin Gözleri kitapları ile Gazze’nin Uzun Yürüyüşü, Gazze’den Sonra Dünya, Gazze’nin Kısa Tarihi, Nehirden Denize, Gazze Üzerindeki Gözler: Kıyıma Tanıklık kitapları yayınlandı. Verso, Haymarket gibi neoliberal sisteme karşıtlıklarıyla sivrilen yayıncıların yanı sıra Penguin Random House, Susan Abulhawa imzasıyla Her an Hayattır: Gazze’de Soykırım Zamanı kitabını yayımladı. İsrail Filistin barış diyaloglarının önünü açmak adına Gelecek Barıştır kitabını okuyucusuyla buluşturdu. Bu kitap Filistinli Aziz Abu Sarah ve İsrailli yazar Maoz Inon ortak çalışması olarak sunuldu.
Pan Macmillan UK, Filistin üzerine yayımladığı nitelikli eserlerle klasik yayın çizgisine yeni bir boyut kazandırdı. Gazze’nin Gözleri ise The New York Times tarafından özel ödüle layık görüldü.
Son ateşkes sürecinde Gazze’nin geleceğini inşa edecek yaklaşımlar içeren kitaplar bilhassa öne çıkmakta.
Gazze’den Sonra Dünya, Pankaj Mishra ile Muhammed Shaabene’nin Gazze’den 30 Saniye adlı çizgi romanı. Bu kitap İngiltere ve ABD’de pek çok yayınevi tarafından ortak basılarak dağıtıma sokuldu. Bu sayede okur sayısı da yükseldi.
Almanya’daki Filistin ve Yeni Kültürel Kanallar
Almanya’da Filistin davasına karşı önyargılı ve katı tutum, üç temel unsura dayanıyor: İsrail’in güvenliği, antisemitizmle tavizsiz mücadele ve Holokost hafızası. Buna karşılık Filistin’e daha yumuşak ve kapsayıcı bir yerden yaklaşan yayınların ortaya çıkışı, Gazze’deki zulmün derinleşmesine paralel olarak arttı; öyle ki 2025 sonu itibarıyla Almanya, İsrail’e silah satışını dahi görece sınırlandırma noktasına geldi.
Her ne kadar Alman medyasındaki millî tutuculuk duvarları, İngilizce ve Arapçadan çevrilen eserlerle -Berlin Duvarı’nı andırır biçimde- aşılmaya başlanmış olsa da Al Jazeera gibi Alman ana akım medyasına alternatif yayın yapan kanalların etkisi de kuşkusuz önemlidir. Alman medyasının Deutsche Welle gibi kurumlarında ise Almanca yayın ile uluslararası yayın arasında belirgin yaklaşım farklılıkları bulunmaktaydı. Özellikle Almanca versiyondaki daha kontrollü ve zaman zaman sansürcü tutumun İsrail’e yönelik belirgin bir korumacılık içerdiği de giderek daha görünür hale gelmiştir.
ARD’nin 2023 Ekim’inde çalışanlarına verdiği talimatlar kuşkusuz kurumsal bir ayar vermenin ötesindeydi. Talimatlar, İsrail’in mütecaviz olarak tanımlanmasını engelliyordu. ARD, televizyondan ibaret değildi, radyo ve dijital yayıncılıkta köşe taşı bir medya kuruluşu olarak kamuoyu yaratan ağırlığı vardı.
Axiel Springer medya grubu için böyle bir müdahaleye bile gerek yoktu. Bild, Welt Politico Europe, Berllner Morgenpost çoktan tek ses olmaya ayarlamışlardı frekanslarını. İsrail ordusunun dokunulmazlığı ilkesine uluslararası hukuk referans gösterilerek sıkı sıkı sarılırken, gazeteciler için mesele aslında basit olmalıydı: Onlar yani gazeteciler sadece ‘gereğini’ yapmalıydı.
1989 yılındaki birleşme öncesinde Federal Almanya’da İsrail’i kınayan seslere rastlamak mümkündü. 1980’li yıllara kadar Samantha Carmel, daha sonra Helmut Schmidt ve Spiegel dergisinin kurucusu Rudolf Augstein Filistin’in self-determinasyon hakkını savunmakta, kariyerlerini riske atma pahasına İsrail’in zulümlerini kınamaktaydılar. Meseleyi dünya savaşı sonrası bir Alman geleneği olarak göstermek, ona millî özgünlük yönünde parantez açmak büsbütün yanıltıcıdır.
Son tahlilde, bütün sansür, kontrol çabalarına rağmen Filistin’e ilginin kitleselleşmesi durdurulamadı. Bilgiye erişimin önüne set çeken medya organlarının tahakkümü yer yer de olsa kırılır oldu. Çeşitlenen ve ulus duvarlarını aşan yeni tecrübelerden yayın dünyası da payını aldı.
Alman yayıncılık dünyasında bu dönüşüme olumlu cevap veren bağımsız yayınevleri arasında, kuruluşu 1763 yılına uzanan Westend Verlag’ın yanı sıra Promedia ve Verlag C. H. Beck öne çıkmaktadır. Ilan Pappe’nin Filistin’in Etnik Temizliği dâhil olmak üzere beş eseri Almancaya çevrilmiştir. Avi Shlaim’in Demir Duvar ve Arap Dünyası ile Çatışma başlıklı eserleri ile Ürdün Üzerinde Çarpışma adlı çalışması da Almancaya kazandırılan önemli eserler arasındadır.
Filistin’e destek davası geçmişten beri bu davaya yakın gözükenlerin otomatik olarak desteğini artırması şeklinde tecelli etmedi. Örneğin, sol düşünceli Tazt dergisi, genel muhalif çizgisine rağmen Filistin, Gazze, Hamas’ı yok sayan yayın yaparak pek çok takipçisi arasında hayal kırıklığı yarattı. Daha önce bu konuda destek ümidi vadetmeyen çevreler ise Filistin hassasiyetleriyle göz kamaştırdılar. 7 Ekim’den önce mesafeli olan Alman İklim Hareketinin, Almanya’nın Geleceği (FFT) gündemiyle sokaklarda Filistin’e dayanışma mesajlarını iletmeleri sevindiriciydi.
Öte yandan yayıncılık ve kültür dünyasındaki bu bereketlenmenin yanı sıra sansür ve yazar iptalleri yaşandı. Son aylarda yeni kitaplara olumsuz tepkilerin kamuoyunun artan etkisi ile doğru orantılı olarak azalacağı umulabilir.
Filistin ve hassaten Gazze ruhu, bu konudaki yayın çalışmalarına yeni soluk kazandırmakta. Sokak eylemlerinden yayın dünyasına, kampüslere uzanan duyarlılık zemini kamuoyu kanaatlerini olumlu şekillendirdi. Yeni niteliksel katkılar ise Filistin gündemini daha da kalıcı hale getirecek.

