Batı Medeniyetinin Karanlık Hafızası: “Code Noir” ve Unutturulan Müslüman Direnişi
HAKSÖZ Sayı: 424 - Temmuz 2026

Ortaya çıkışından yaklaşık iki yüzyıl sonra, Fransa’nın utancı Kara Kanun (Code Noir) 28 Mayıs 2026’da Fransa Temsilciler Meclisi tarafından oy birliği ile yürürlükten kaldırıldı. Kararın yürürlüğe girmesi için parlamento tarafından onaylanması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Macron alınan bu kararın Fransa’nın sömürgeleştirdiği ülkelere bir tazminat hakkı doğurmayacağını, sadece sömürgeci geçmişleri ile (sözde) yüzleştiklerini ve geçmişte alınan insanlık dışı kararlardan uzak olduklarını ifade ediyor. Yüzyıllar boyu işlenen cinayet, adam kaçırma, soygun, talan ve tecavüzler için sadece “pardon” diyor.

Fransa her ne kadar zaman zaman insan hakları bağlamında süslü yasalar geliştirse de 17. ve 18. yüzyıllarda sömürgelerindeki kölelerin yasal statüsünü belirleyen bu kraliyet kararnamesi hiçbir zaman açıkça ve resmen yürürlükten kaldırılmamıştı. Kölelik Fransa’da 1848’de güya yasaklanmasına rağmen, zihniyet arka planını oluşturan Code Noir kanunları varlığını korudu.

Çünkü Fransa, sömürgecilikten hiçbir zaman vazgeçmedi. En eski dört koloni –Guadeloupe, Martinique, Fransız Guyanası ve Réunion– 1946’da tam teşekküllü Fransız denizaşırı departmanları haline getirildi. Bu denizaşırı beldeler halen doğrudan Paris’ten yönetilmektedir. Burada yaşayan yaklaşık 1,9 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğu, zamanında köleleştirilmiş kişilerin torunlarından oluşmakta ve kâğıt üzerinde Fransa vatandaşı sayılmaktadır. Tamamen Fransa’nın bir parçası görünmelerine rağmen, bu bölgeler bugün bile Fransa’nın en yoksul, en mahrum alanlarıdır; işsizlik oranı anakaranın iki katıyken, Mayotte’deki hanelerin dörtte üçünden fazlası ulusal yoksulluk sınırının altında hayatta kalmaya çalışmaktadır.

Sömürgeci vahşet ve kölelik düzeni, sadece yüzyıllar öncesine ait paslı bir pratik değil, canlı bir küresel siyaset tarzıdır. Fransa, henüz iki ay önce bile, 25 Mart 2026’da BM Genel Kurulunda “transatlantik köle ticaretinin” insanlığa karşı işlenmiş en ağır suç olduğuna dair yapılan oylamada çekimser kalarak bu ilkel zihniyeti bugün de terk etmediğini göstermiştir.

Unutturulan Cephe: İslam Coğrafyasının Uç Beyleri

Batı sömürgeciliğinin ve işgal dalgasının tarihi, sanılanın aksine çok daha erken dönemlerde, öncelikle İslam coğrafyasının uç kesimlerinde ve sınır hatlarında şiddetli bir şekilde başladı. Henüz 17. yüzyılda, Müslümanların hâkim olduğu uç topraklar işgal ediliyor ve buradaki Müslüman halklar sistematik olarak köleleştiriliyordu.

Ancak sonraki asırlarda işgal ve sömürge dalgası büyüyüp İslam coğrafyasının doğrudan merkezini (Ortadoğu’yu) hedef aldıkça, bu sınır bölgelerinde yaşanan ilk büyük zulümler ve oralarda gösterilen destansı direnişler ne yazık ki hafızalardan silindi, unutuldu. Karayipler’e, Orta ve Güney Amerika’ya taşınan siyah halkların isyan ve direnişlerinin altındaki Müslüman kökler, zamanla yerel hikâyelerin ve baskın kültürlerin içinde silikleşti, bulanıklaştı.

Maskelerin Düştüğü Yer: Aydınlanma Çağının Putları

Bugün küresel ölçekte “insan hakları”, “özgürlük” ve “eşitlik” kavramlarının hamiliğini kimseye bırakmayan, her fırsatta coğrafyamıza nizam vermeye çalışan Batı medeniyetinin maskesi, tarihsel gerçeklerin aynasında her defasında parça parça olmaktadır. Kendini “aydınlanmanın merkezi” ilan eden Fransa’nın seküler ve liberal hafızasının arkasında, insanı insanlığından çıkaran, fıtrata ve ilahi adalete savaş açan sistematik bir vahşet düzeni yatmaktadır. Bu kurumsallaşmış barbarlığın en somut vesikası olan 1685 tarihli, 60 maddelik Code Noir, Batı kapitalizminin zenginliğini hangi kanlı temeller üzerine inşa ettiğini göstermektedir. Kraliyet kanunnamesi olan Code Noir zoraki asimilasyon ve dinî zorbalık içeriyordu. Sömürgelerdeki tüm kölelerin Katolik olarak vaftiz edilmesi zorunlu tutulurken, kendi inançlarını ve Afrika kökenli geleneklerini yaşatmaları şiddetle yasaklanmıştı. Kölelerin, efendilerinin izni olmadan evlenmeleri de yasaktı. Doğan çocuklar ise annenin statüsüne tâbi kılınarak doğrudan efendinin mülkü (taşınır malı) sayılıyordu. Böylece aileler yok edildi. “Hukuk”, özgürlüğü için kaçmaya yeltenen bir köleye ilk kaçışta kulaklarını kesip omzuna kızgın demirle kraliyet amblemi basma; ikincisinde diz kapağı bağlarını keserek sakat bırakma; üçüncüsünde ise idam cezası getiriyordu.

Bu vahşi kanun, Batı dünyasının “akıl, bilim ve felsefe” asrı olarak göklere çıkardığı 18. yüzyılda, yani “Aydınlanma Çağı” boyunca harfiyen uygulandı. Paris salonlarında entelektüel nutuklar atılırken, okyanusun ötesinde bu kanunla insanların derileri yüzülüyor, uzuvları kesiliyordu. Dahası, büyük Fransız Devriminin “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganları, sömürgelerdeki siyah köleleri hiçbir zaman kapsamadı.

Efendisinden Daha Aydın Köleler

Zulme karşı direnişin kökleri tüm dünyada İslam kaynaklıdır ve kölelik düzenine karşı yürütülen o en onurlu, en organize direnişler Müslümanlar tarafından örgütlenmiştir. Yüzyıllar boyu topraklarından, yurtlarından zorla kaçırılıp şeker ve mısır tarlalarında ölesiye çalıştırılan siyahi halklar; Batı sinemasının ve literatürünün bize tanıttığı gibi pagan, eğitimsiz, ilkel topluluklar değildi. Aksine onlar, Afrika’da İslami eğitim almış, medrese eğitimi görmüş, kültürlü ailelerden gelen, okuma-yazma bilen ve büyük oranda Kur’an’ı hıfzetmiş hafız Müslümanlardı.

Hatta sömürge arşivleri göstermektedir ki köleleştirilerek gemilere bindirilen bu Müslümanların ortalama eğitim seviyesi ve okuryazarlığı, onları kamçılayan beyaz toprak sahiplerinin (efendilerinin) eğitim düzeyinden çok daha üst seviyedeydi.

Atlantik ve Batı ülkeleri boyunca yükselen kölelik karşıtı isyanların köklerini, işte bu Afrika’da İslami eğitim almış Müslümanlar oluşturdular. Sömürgeci devletlerin insanlık dışı baskıları, asimilasyon politikaları ve coğrafi uzaklıklar sebebiyle bu direniş öykülerinin çoğu yerel hatıralarda sıkışıp kaldı. Zamanla biçim ve içerik değişerek yerel mitler halinde aktarılan köle direnişi hikâyeleri, tartışmalı olsa da köklerinde Müslümanların çaba ve katkıları ile gerçekleşti. Nesilleri yok eden, aile ve kültürü parçalayan, cehalet ve yoksulluğu zorunlu hale getiren vahşi kölecilik sistemi altında topraklarından koparılmış insanların tek çaresi hayatta kalabilmekti. Yüzyıllar ve nesiller boyu süren bu zulüm, yoksulluk ve zorunlu cehalet altında aktarımlar bulanıklaştı, hafızalar kayboldu, hikâyeler mitlere döndü.

Sonraki yıllarda mazlum köle halkların isyanlarına ve devrimlerine ilham veren, elindeki Kur’an-ı Kerim sebebiyle sömürgecilerin “Kitap Taşıyan Adam” (Bookman) adını verdiği önderler; Fransız cellâtların karşısında işkence altındayken bile yüksek sesle şehadet getiren Mackandallar; kitabı ve dinini öğrenmek/yaşatmak uğruna ölümü göze alıp dağlara kaçan Marronlar ve geceleri köle kamplarında gizlice eğitim halkaları kuran rehberler, aslında Afrika’da yetişmiş Müslüman şahsiyetlerden başkası değildi.

Bugün bize ulaşan hatıraları sömürgeci tarih yazımı tarafından silikleştirilip bulanıklaştırılmaya çalışılsa da biz onların tarihî mirasına baktığımızda; bugün Gazze’de, Hindistan coğrafyasında, Doğu Türkistan’da ve Ortadoğu’nun dört bir yanında emperyalizme karşı göğsünü siper eden Müslüman halkların aynı sarsılmaz inancını, aynı izzetli çabasını görüyoruz. Dün Code Noir ile insanı mülkleştiren hukuk mantığı, bugün küresel finans sistemiyle, ambargolarla ve bombalarla coğrafyamızı köleleştirmek isteyen zihniyetle birebir aynıdır. Ve bu kölelik düzenine karşı durmanın yegâne yolu, tarihte olduğu gibi bugün de adaleti ve insan onurunu vahyin ışığında savunan o köklü direniş bilincidir.

Code Noir’in Sosyo-Hukuki Şiddeti ve Kolonyal Tahakküm

Fransız sömürge imparatorluğunun denizaşırı topraklarındaki kölelik rejimini disipline etmek, standartlaştırmak ve kontrol altında tutmak amacıyla XIV. Louis tarafından 1685 yılında ilan edilen Code Noir (Siyah Kod), insanlık tarihinin en sistematik sosyo-hukuki şiddet araçlarından biridir [1, 2]. İlk olarak Antiller için tasarlanan bu yasal çerçeve, daha sonra genişletilerek 1724 yılında Louisiana kolonisine de uyarlanmıştır [3, 4]. Bu yasal düzenleme, yalnızca köleleştirilmiş insanların bedenlerini mülkleştirmekle kalmamış, aynı zamanda onların inançlarını, sosyal bağlarını ve kültürel varlıklarını tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen bir asimilasyon ve tahakküm mekanizması kurmuştur [1, 3].

Code Noir’in ilk maddeleri doğrudan dinî ve ideolojik alanı hedef almaktadır [3]. Kararnamede Yahudilerin kolonilerden derhal ihraç edilmesi emredilmiş ve Roma Katolikliği kolonilerdeki tek meşru inanç sistemi olarak ilan edilmiştir [1, 3]. Tüm köle sahiplerine, yeni getirilen Afrikalılar da dâhil olmak üzere, köleleştirdikleri tüm insanları Katolik Kilisesinde vaftiz etme ve Katolik inancına göre eğitme zorunluluğu getirilmiştir [1, 3]. Bu zorunlu din değiştirme politikası, sömürgeci Fransa’nın “uygarlaştırma” misyonunun bir uzantısı olmasının yanı sıra, kölelerin kendi geçmişleriyle olan bağlarını kopararak onları sömürge düzenine uysal kılma çabasıdır.

Hukuki olarak köleleri “taşınır mal” (meubles) statüsüne indirgeyen kod, onların hiçbir mülk edinme hakkının olmadığını, mahkemelerde tam kanıt niteliğinde şahitlik yapamayacaklarını ve efendilerinin rızası olmadan evlenemeyeceklerini hükme bağlamıştır [1, 2, 3]. En ufak bir isyan veya firar teşebbüsü ise korkunç cezai müeyyidelerle karşılanmıştır [1, 3]. Farklı efendilere ait kölelerin bir araya gelmesi, silah taşımaları veya mal satmaları kesin bir dille yasaklanmış; bu yasakların ihlali durumunda kırbaçlama, kulak kesme, aşil tendonlarının kesilmesi, omuzlara kızgın demirle kraliyet sembolü zambak çiçeği (fleur-de-lis) damgası vurulması ve nihayetinde idam gibi vahşi cezalar uygulanmıştır [1, 3, 5]. Sömürge yönetimi, bu sistematik şiddet yoluyla beyaz azınlığın mutlak sosyal ve ekonomik kontrolünü güvence altına almayı amaçlamıştır [3].

Transatlantik köle ticareti ve sömürgecilik tarihi üzerine yapılan modern araştırmalar (Sylviane A. Diouf’un Servants of Allah: African Muslims Enslaved in the Americas çalışması ve Haitili tarihçi Jean Fouchard’ın Les Marrons du Syllabaire eseri), Müslüman kölelerin kurduğu “gizli okullar” ve kültürel direnişinin sadece bireysel çabalar değil, organize bir yer altı eğitim ağı olduğunu ortaya koymaktadır.

Code Noir, sömürgeye ayak basan Afrikalının geçmişini, dilini ve dinini silip onu bir “nesne” olarak yeniden üretmeyi amaçlıyordu.

Dönemin sömürgeci Avrupalı pratiklerinde “Siyah insan cazibeden ve akıldan yoksundur, eğitilemez.” tezi işlenirken, arşiv belgeleri tam tersini söylemektedir.

1828 yılında Senegal’in Fransız Valisi olan Baron Roger, sömürge merkezine yazdığı raporlarda şu tarihî itirafta bulunur:

“Batı Afrika’da öyle köyler var ki buralarda Arapça okuyup yazabilen siyahilerin oranı, bizim Fransız taşrasındaki okuryazar köylü oranımızdan kat kat fazladır!”

Köleleştirilerek Karayipler’e ve Amerika kıtasına taşınan Müslümanların önemli bir kısmı Senegal, Mali ve Futa Jallon gibi bölgelerdeki medreselerden mezun olmuş, elit, entelektüel ve tüccar sınıftandı. Brezilyalı sosyolog Gilberto Freyre, plantasyonlardaki barakalarda (senzala) yaşayan Müslüman kölelerin, ana evdeki (Big House) beyaz toprak sahiplerinden daha yüksek bir okuryazarlık oranına sahip olduğunu belgeleriyle ortaya koymuştur.

“Gizli Okullar” ve Yeraltı Medreseleri

Code Noir ve benzeri kölelik yasaları, kölelerin kâğıt, kalem veya kitap bulundurmasını kesinlikle yasaklamıştı. Kâğıt bulamadıkları için Kur’an ayetlerini ve Arapça harfleri ağaç kabuklarına, taş tabletlere kömürle yazıyorlar veya kumlara çizerek çocuklara ders anlatıyorlardı. Beyaz kırbaççıların yaklaştığını gördüklerinde ayaklarıyla kumu silerek izleri yok ediyorlardı.

Tarih kayıtlarında en sıra dışı detaylardan biri şudur: Müslüman köleler, sömürgecilerin kütüphanelerinden veya limanlardan gizlice ele geçirdikleri “Fransızca yazılmış Arapça dil bilgisi” kitaplarını barakalara kaçırmış ve bu Batılı kaynakları kendi çocuklarına gizlice Arapça ve İslam öğretmek için birer müfredat kitabı olarak kullanmışlardır.

Ağır plantasyon işlerinden sonra, gece yarısı herkes uyurken barakalarda mum veya meşale ışığında gizli ders halkaları kuruluyordu. Burada sadece din değil, coğrafya, tarih ve Batı dillerinin de eğitimi veriliyordu.

Code Noir’in en büyük engeli, Müslümanların “hafıza” kültürünü hesaba katamamış olmasıydı. İslam dünyasındaki güçlü hafızlık geleneği, sömürgelerde fiziksel kitapların yok edilmesini anlamsız kıldı. Hafız olan Müslüman köleler, adeta yürüyen birer kütüphaneydi. Kitapları ellerinden alınsa da hafızalarındaki sureleri geceleri diğer kölelere öğreterek metinleri yeniden üretiyorlardı. Amerika ve Karayipler’de hücre hapislerine atılan okuryazar Müslümanlar, hapishane duvarlarına kendi kanlarıyla veya kömürle Kur’an’dan ayetler (özellikle mülkün ve egemenliğin sadece Allah’a ait olduğunu bildiren Mülk suresini) yazarak zihinsel teslimiyete meydan okumuşlardır. Bunun en somut örneği Kuzey Amerika’da esir edilen Ömer İbn Said’in duvarlara yazdığı ayetlerdir.

Karayip ve Amerika Coğrafyasında Müslüman Maron Direnişi

Sömürge yönetimlerinin uyguladığı tüm vahşete rağmen, Code Noir’in dayattığı Katolikleştirme ve mülkleştirme politikaları, sömürge tebaası haline getirilmeye çalışılan Afrikalı Müslümanların direnişi ile karşılaştı [6]. Özellikle kaçak kölelerin ormanlık ve dağlık alanlarda kurduğu bağımsız toplulukları ifade eden maronage (maronluk) olgusu, bu direnişin en somut askerî kanadı haline gelmiştir [7, 8, 9]. Karayipler’in en zengin Fransız kolonisi olan Saint-Domingue (günümüzdeki Haiti) ve Mississippi havzasındaki Louisiana, Müslüman maron direnişçilerin sömürge düzenini sarstığı iki ana cephe olmuştur [6, 10, 11].

Samba Bambara ve 1731 Louisiana Organizasyonu

Louisiana kolonisinde sömürgeciliğe karşı geliştirilen ilk büyük örgütlü direniş girişimlerinden biri, 1731 yılındaki Samba Bambara organizasyonudur [11, 12, 13]. Batı Afrika’nın Bambara halkına mensup olan Samba, kendi anavatanında da köleliğe ve işgale karşı savaşmış, köle gemisinde isyan çıkarmaya çalışmış ve Louisiana’ya ulaştığında Fransızlar tarafından “güvenilir” bir tercüman ve denetçi olarak görevlendirilmiş entelektüel bir liderdir [12, 14, 15]. Samba Bambara, 1729 yılındaki yerli Natchez İsyanı ile koordineli bir şekilde hareket ederek sömürgeci Fransız yönetimini tamamen ortadan kaldırmayı ve plantasyon sistemini yıkmayı hedefleyen gizli bir askerî plan hazırlamıştır [12, 16, 17].

Organizasyon, Haziran 1731’de eyleme geçirilmeden hemen önce, sarhoş bir Fransız askeriyle tartışan köleleştirilmiş bir kadının ihbarı sonucu deşifre edilmiştir [12, 14, 15]. Samba, Antoine-Simon Le Page du Pratz’ın ilk subayı ve tercümanı olarak görev yapmaktaydı; dolayısıyla sömürgecilerin güvenini kazanmış bu pozisyonu planlama aşamasında stratejik bir avantaja dönüştürmüştü [15, 16]. Ancak yakalanmasının ardından ağır işkencelere maruz kalmasına rağmen hiçbir suç ortağını ele vermemiş, sarsılmaz bir irade sergilemiştir [12, 14]. Diğer bazı sanıkların itiraflarıyla sekiz erkek ve bir kadın direnişçi tutuklanmıştır [12, 14]. Vali Étienne Perier’nin emriyle, komploya karışan tek kadın direnişçi asılmış, Samba Bambara ve diğer yedi erkek savaşçı ise New Orleans’taki Place d’Armes meydanında işkence tekerleğinde kemikleri kırılarak feci şekilde idam edilmişlerdir [12, 13, 17].

François Mackandal: Murabıt Savaşçılığı

Saint-Domingue sömürge tarihinde efsanevi bir figür haline gelen François Mackandal, 18. yüzyılın ortalarında Fransız sömürgeciliğine karşı geliştirilen Müslüman direnişinin en önemli dehalarından biridir [18, 19]. Batı Afrika’da (muhtemelen Gine bölgesinde) saygın bir Müslüman ailede doğan ve genç yaşta savaş esiri olarak köleleştirilen Mackandal, Arapçayı mükemmel düzeyde konuşup yazabilen eğitimli bir Müslüman lider, yani bir ‘murabıt’tır [6]. Bir şeker değirmeninde sağ kolunu kaybettikten sonra plantasyondan kaçarak dağlara sığınmış ve 18 yıl boyunca maron topluluklarına liderlik etmiştir [6, 18, 19].

Mackandal’ın direniş stratejisi, askerî mücadeleyi manevi koruma yöntemleriyle birleştiren derinlikli bir yapıya sahipti. Murabıt kimliği sayesinde adadaki farklı etnik kökenlerden köleleri bir araya getirmiş, onlara koruyucu muskalar (gris-gris, kolonideki adıyla macandallar) dağıtarak Katolik hegemonyasına karşı manevi bir kalkan oluşturmuştur [6, 20]. Bunun yanı sıra, bitkiler konusundaki derin uzmanlığını kullanarak öldürücü zehirler imal etmiş, plantasyonlardaki gizli satıcılar ve yardımcıları vasıtasıyla Fransız sömürgecilerini ve işbirlikçilerini sistematik olarak zehirlemiştir [6, 19, 20].

Mackandal, adanın nihai sahiplerinin siyahlar olacağını ilan etmiştir [6]. Planı, Cap-Français şehrinin su kuyularını zehirleyip ardından koordineli bir askerî baskınla sömürge yönetimini tamamen tasfiye etmekti [6]. Ancak 1758 yılında bir plantasyondaki tören sırasında deşifre edilerek yakalanmıştır [6, 18, 19]. Yakalandıktan sonra iki muhafızla kilitli tutulduğu odadan, masadaki tabancayı kullanmadan kaçmayı başarmışsa da sömürgecilerin köpekli takibi sonucu yeniden ele geçirilmiştir [6]. 20 Ocak 1758’de Cap-Français meydanında diri diri yakılmak üzere direğe bağlandığı esnada alevler yükselirken bağlarından kurtulmayı başarmış, bu durum meydandaki köleler tarafından onun ölümsüzlüğü ve sineğe dönüşerek kaçtığı kehanetinin gerçekleşmesi olarak yorumlanmıştır [6, 19]. Fransız arşivlerindeki sorgu kayıtlarına göre Mackandal, ölüm döşeğinde ve işkence altındayken defalarca yüksek sesle kelime-i şehadet getirmiş, bunu Fransız cellâtlarına tercüme ettirmiştir. Bıraktığı direniş mirası Haiti Devrimi’ni başarıya ulaştırmıştır [6, 19].

“Kitap Adam” Dutty Boukman ve Haiti Devrimi’nin Kıvılcımı

Haiti Devrimi’ni başlatan 14 Ağustos 1791 tarihli ünlü Bois-Caiman gizli toplantısı ve töreninin mimarı Dutty Boukman (Bookman), adından da anlaşılacağı üzere sömürgeciler tarafından “Kitap Adamı” olarak adlandırılan okuryazar bir liderdir [6, 21]. Tarihsel veriler, Boukman’ın anavatanından getirdiği ve yanından ayırmadığı o “kitabın” Kur’an-ı Kerim olduğunu ve kendisinin Jamaika kökenli bir Müslüman olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır [6]. Plantasyonlarda arabacı ve denetçi (driver) olarak çalışması sayesinde mülkler arasında serbestçe hareket edebilen Boukman, kuzey eyaletindeki tüm gizli direniş ağını örmüştür [6].

Bois-Caiman’da yaptığı bir konuşmada, sömürgecilerin acımasız tanrısını reddederek köleleri kendi içlerindeki özgürlük sesine kulak vermeye ve intikam almaya çağırmıştır [6, 22]. Bu törenden bir hafta sonra başlayan genel isyan dalgasında, Boukman komutasındaki direnişçiler kısa sürede 200 şeker plantasyonunu ve 1.800 kahve plantasyonunu yerle bir etmiş, sömürge ekonomisine ölümcül bir darbe vurmuştur [6]. Boukman, Kasım 1791’de Fransız ordusuyla girdiği bir çatışmada şehit düşmüş ve başı sömürgeciler tarafından ibret olsun diye Cap-Français meydanında bir direğe geçirilmiştir; ancak direniş devam etmiş ve 1804’te tarihin ilk bağımsız siyah cumhuriyetinin kurulmasıyla sonuçlanmıştır [6].

Diğer Önemli Direniş Girişimleri ve Maron Ağları

Sömürge arşivleri, adadaki Müslüman varlığının ve direnişinin sadece birkaç isimle sınırlı olmadığını göstermektedir [6]. Zorla vaftiz edilmelerine rağmen kölelerin orijinal isimlerini korumaları (Fatme, Fatima, Hayda, Ayouba, Tamerlan, Soliman vb.) bu kimlik direncinin bir göstergesidir [6]. 1783 yılında Port-au-Prince’te yaşayan on iki Mandingo kökenli eğitimli ve meslek sahibi (duvarcı, marangoz, fırıncı) erkeğin bir gecede topluca firar ederek maron ağına katılması, bu örgütlü sivil itaatsizliğin en somut kanıtlarından biridir [6].

Bu hareketler, Karayipler’deki ilk isyan geleneğiyle de sıkı sıkıya bağlıdır. Nitekim 1521 Noel Günü’nde Santo Domingo’da Diego Colon’un plantasyonunu yıkan yirmi Wolof kökenli Müslüman köle, Amerika kıtasındaki ilk kolektif köle isyanını yerli Tainolar ile omuz omuza başlatmıştır [23]. Benzer şekilde 1730’da Nippes’te yakalanan Plymouth liderliğindeki maron grubu ve 1740’ta Mirebalais’te yakalanıp “ormanda doğdukları” anlaşılan maron aileleri, nesiller boyu aktarılan sömürge karşıtı bir hafızanın parçalarıdır [23]. Karayip plantasyonlarındaki en kritik entelektüel direniş silahı ise okuryazarlık olmuştur [6]. Code Noir kölelerin eğitim almasını kesinlikle yasaklamış olsa da Batı Afrika kökenli Müslüman direnişçiler kendi aralarında Arapça yazışarak sömürgecilerin istihbarat duvarını tamamen aşmışlardır [6]. Bu gizli iletişim biçimi, sömürge denetçilerinin hiçbir zaman çözemediği bir asimetrik bilgi harbi alanı yaratmıştır [6].

Benzer bir örgütlü Müslüman direnişi Güney Amerika’da da gözlemlenmiştir. Brezilya’nın Bahia eyaletinin Salvador şehrinde 1835 yılında gerçekleşen Malê İsyanı, okuryazar Afrika kökenli Müslümanların Katolik hegemonyasına ve kölelik rejimine karşı geliştirdiği en planlı ayaklanmadır [24]. ‘Malê’ Yoruba dilinde hoca, öğretmen anlamına gelmektedir. İsyan 1835 yılı Ramazan ayı Kadir gecesine planlandı ancak bir ihbar nedeniyle erkene alınmak zorunda kaldı. Arapça okuma-yazma bilen ve şehirde serbestçe hareket edebilen zanaatkar Müslümanların organize ettiği bu kalkışma, hapisteki liderleri Pacifico Licutan’ı kurtarmak amacıyla 24 Ocak 1835 gecesi erkene alınmak zorunda kalmış ve askerî güçlerle girilen şiddetli çatışmalar sonrasında bastırılmıştır [24]. 600’den fazla savaşçının katıldığı bu isyanın ardından yüzlerce Müslüman işkence görmüş, idam edilmiş veya doğrudan Afrika’ya sınır dışı edilmiştir [24].

Batı Afrika’da Köle Ticaretine ve Sömürgeciliğe Karşı Direniş

Atlantik’teki köle pazarını besleyen en büyük havzalardan biri olan Batı Afrika, sömürgeciliğe ve insan ticaretine karşı doğrudan kendi topraklarında direnen Müslüman devlet adamları ve askerî dehalar yetiştirmiştir [4, 25, 26]. Bu liderler hem Avrupalı sömürgeci güçlerle savaşmış hem de sömürgecilere uşaklık yaparak kendi halkını köleleştiren yerel iş birlikçi hanedanlara karşı mücadele etmişlerdir [27, 28].

İmam Abdulkadir Kane: Köle Ticaretine Karşı İlk Savaşçı Lider

Senegal bölgesinde Futa Toro İmamlığı’nın ilk “Almamy”si (imam, devlet başkanı) olarak 1776 yılında seçilen Abdulkadir Kane, insan ticaretine karşı devlet düzeyinde savaş açan tarihteki ilk liderlerden biridir [27, 29]. Soylu bir ilmiye sınıfından gelen Kane, dedesi hac farizasını yerine getirmiş olan Lamin, babası ise Futa Jallon’da Kur’an eğitimi almış saygın bir müderris olan Hamady’dir [29]. Pafa Warneu’da dünyaya gelen Abdulkadir, Cayor ve Moritanya’da, Coki okulunun kurucusu ünlü âlim Muhtar Ndumbe Diop’un rahlesinde yetişmiş ve ardından Appe bölgesinde bağımsız kadılık yapmıştır [29]. Bölgedeki Torodbe hareketinin lideri Süleyman Bal’ın 1776’da savaşta ölmesinin ardından, geleneksel ilmiye sınıfının “siyasi iktidardan uzak durma” ilkesi gereği teklifi önce reddetmiş, ancak ısrarlar üzerine yaklaşık 50 yaşındayken devlet başkanlığını kabul etmiştir [29].

Görkemli bir törenle, Kur’an-ı Kerim, Ishriniyyat ve Dala’il al-Khayrat eserlerinin tam tilaveti eşliğinde tahta çıkan Kane, kendisine biat eden elli kabile şefine, “eğer hak yoldan saparsa kendisini düzeltmeleri ve indirmeleri” şartını koşmuştur [29]. Başkentini Thilogne’a kuran Almamy, Futa Toro sınırları içinde köle ticaretini tamamen yasaklayarak sömürge karşıtı bir hukuk devleti inşa etmiştir [29]. Fransız makamlarına hitaben yazdığı mektubunda, “Topraklarımızdan köle satın almanızı kesinlikle yasaklıyorum. Bu emre karşı gelenlerin can güvenlikleri olmayacaktır.” diyerek net bir duruş sergilemiştir [27, 30]. Fransızların Saint-Louis’deki sömürge üssüyle gümrük vergileri ve köle sevkiyatları konusunda sürekli çatışan Kane, nehir ticaretini kontrol altına almıştır [29].

Onun kölelik karşıtı siyaseti komşu devletlerle savaşı kaçınılmaz kılmıştır [29]. Köle ticareti yapan Cayor Krallığı üzerine 1796 yılında sefere çıkmış, ancak Cayor Kralı Amari Ngone Ndela’nın Ferlo Çölü çıkışındaki su kuyularını zehirlemesi sebebiyle ordusu susuz kalmış ve Bunxoy Savaşı’nda yenilerek esir düşmüştür [29]. Esaret altındayken vakur duruşunu bozmayan Kane, Cayor sarayında saygıyla ağırlanmış ve Futa Toro’da yeni bir lider seçilene kadar tutulduktan sonra onurla memleketine iade edilmiştir [29]. Sömürgeci Fransızların kışkırttığı komşu Bundu ve Kaarta devletlerinin işbirlikçi güçleriyle çarpışırken, 26 Nisan 1806’da Gouriki Savaşı’nda seccadesi üzerinde sabah namazını kılarken seksenli yaşlarında şehit edilmiştir [29].

El-Hac Umar Tall: Tukulor İmparatorluğu ve Cihad

Batı Afrika’da Fransız sömürge yayılmacılığına karşı en büyük askerî engellerden birini oluşturan el-Hac Umar Tall, Ticani tarikatının halifesi ve Tukulor İmparatorluğu’nun kurucusudur [26, 28, 31]. Yaklaşık 1794-1797 yılları arasında Halwar’da soylu bir Fulani ailesinin çocuğu olarak doğan Umar Tall, babası Saidou Tall ve annesi Sokhona Adama Aişe Thiam’dan aldığı temel eğitimin ardından 18 yıllık uzun bir ilim ve hac yolculuğuna çıkmıştır [31]. Bu seyahatte Macina İmparatoru Cheikhou Amadou ve Sokoto Halifesi Muhammed Bello ile yakın ilişkiler kurmuş, el-Ezher Üniversitesinde dersler almış ve nihayetinde Mekke’de Şeyh Muhammed el-Gali Boutaleb’den Ticani tarikatının alt-Sahra Afrika halifeliği unvanını almıştır [31, 32].

Geri döndüğünde 1848’de Dinguiraye’de güçlü bir dinî-askerî üs kurmuş ve öğretilerini Kitab Rimâh Hizb ar-Rahim (Rahman’ın Ordusunun Mızrakları Kitabı) adlı ünlü eserinde kaleme almıştır [31, 32]. 1852 yılında sömürgecilere, pagan krallıklara ve yozlaşmış yöneticilere karşı büyük bir cihad hareketi başlatmıştır [28, 31]. İngiliz tüccarlardan temin ettiği modern ateşli silahlarla donatılmış profesyonel ordusuyla sömürgeci Fransız kuvvetlerine karşı doğrudan savaşmıştır [28, 31]. 1857 yılında Fransızların can damarı olan Medine Kalesi’ni kuşatmış, ancak Fransız Vali Louis Faidherbe ve Saint-Louisli melez Paul Holle’un komutasındaki modern topçu birliklerinin desteğiyle kuşatma kırılmıştır [26, 28, 33]. 1860 yılında Fransızlarla nehir sınırını belirleyen bir anlaşma yaptıktan sonra doğudaki Bambara krallıklarına (Segu ve Kaarta) yönelmiştir [26, 28].

Umar Tall’un fethettiği topraklarda alkol, tütün, dans, pagan muskaları ve putperestlik yasaklanmış; sömürge vergileri kaldırılarak zekât, öşür ve cizye sistemine geçilmiştir [26, 28]. Ancak fethettiği Macina bölgesindeki Müslüman Fulanilerle girdiği iktidar mücadelesi, Kadiri tarikatı lideri Ahmed el-Bakkai el-Kunti tarafından “Müslümanın Müslümanla gayrimeşru savaşı” olarak nitelendirilmiş ve büyük bir muhalefet cephesi kurulmuştur [28, 32]. Bu iç savaş sarmalında, 12 Şubat 1864’te Bandiagara dağlarında sığındığı bir mağarada cephane deposunun infilak etmesi sonucu hayatını kaybetmiştir [28, 32].

Samori Tourê: Wassoulou İmparatorluğu ve Gerilla Dehası

Batı Afrika tarihinin sömürgeciliğe karşı direnişteki en büyük askerî dehası kabul edilen Samori Tourê, Gine havzasında kurduğu Wassoulou İmparatorluğu sınırları içinde sömürgeci Fransa’ya karşı 1882’den 1898’e kadar kesintisiz bir direniş yürütmüştür [25, 34, 35]. Yaklaşık 1830 yılında Milo River Vadisi’ndeki Manyambaladugu’da Dyula kökenli bir dokumacı ve tüccar olan Kemo Lanfia Tourê ile Sokhona Camara’nın oğlu olarak dünyaya gelmiştir [34, 35, 36]. Gençliğinde kola fıstığı, sığır ve kumaş ticaretiyle uğraşırken sömürgeci faaliyetlerin kabile ilişkilerini nasıl bozduğunu gözlemlemiştir [35, 36]. 1853’te annesinin Sise hanedanı tarafından düzenlenen bir baskında esir alınması üzerine, onun özgürlüğü karşılığında Sise ordusunda yedi yıl boyunca askerlik yapmayı kabul etmiştir [34, 35, 36]. Burada modern ateşli silah kullanımını ve askerî disiplini en ince ayrıntılarına kadar öğrenmiştir [35, 36].

Kendi ordusunu kurarak Malinke kabilelerini birleştiren Tourê, 1874’te “Faama” (Monark) ilan edilmiş ve başkentini Bisandugu’ya kurmuştur [34, 37]. Maliki fıkhına bağlı dindar bir Müslüman olarak 1880’lerin ortasında “Almamy” (el-İmam) unvanını alarak devletini tamamen şeriat esaslarına göre yapılandırmıştır [34, 35, 37]. Tourê’nin askerî gücü, 35.000 kişilik elit sofa (piyade) ve 3.000 kişilik sere (süvari) birliklerinden oluşan, Avrupa tarzı tüfeklerle teçhiz edilmiş düzenli ordusundan kaynaklanıyordu [37].

Fransızların ağır topçu üstünlüğüne karşı meydan savaşından kaçınarak asimetrik vurkaç taktiklerini kullanmış; Fransız ordusunun ilerleme hatları üzerindeki tüm köyleri, tarlaları ve su kaynaklarını yok ederek geri çekildiği “yakılmış toprak” (scorched earth) stratejisini uygulamıştır [34, 36, 38]. Fransız sömürge baskısı arttıkça, 1891 yılından itibaren tüm imparatorluk nüfusunu ve ordusunu doğuya kaydırarak Kong ve Fildişi Sahili içlerinde yeni bir devlet kurmayı başarmıştır [25, 34]. Ancak 1898’de Sikasso’nun düşmesi ve ardından yaşanan büyük kıtlık ordusunu zayıflatmış; sığındığı Liberya ormanlarında takibe maruz kalarak 29 Eylül 1898’de Cavally Nehri yakınlarındaki Guelemou kampında Fransız güçlerince esir alınmıştır [25, 34]. Gabon’daki Ndjole adasına sürgüne gönderilen büyük lider, 2 Haziran 1900’de zatürreden vefat etmiştir [25, 34, 36].

Emir Abdülkadir ve Cezayir Direnişi

Kuzey Afrika’da sömürgeci Fransa’nın 1830 yılındaki Cezayir işgaline karşı gelişen en organize askerî ve siyasi direniş, Emir Abdülkadir el-Cezayirî liderliğinde yürütülmüştür [39, 40, 41]. 6 Eylül 1808’de Guetna’da saygın bir şerif ailesinde doğan Abdülkadir, babası Muhiddin el-Hasani’nin yanında yetişmiş, küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmiş ve Arziw Kadısı Ahmed et-Tahir el-Batawi’den fıkıh, tefsir ve hadis icazeti almıştır [38, 42]. Fransa işgali sonrası babası Muhiddin’in, ihtiyarlığı gerekçesiyle liderliği devretmesi üzerine, 22 Kasım 1832’de Eghris ovasındaki tarihî Dardara ağacı altında Cezayir kabilelerinin bağlılık yeminiyle “Emiru’l-Mü’minin” ilan edilmiştir [40, 41, 42]. Bu biat daha sonra Mascara Ulu Camii’nde halka açık bir merasimle kesinleştirilmiştir [41, 42].

Abdülkadir, sömürge ordularının teknolojik üstünlüğüne karşı, iç bölgelerde sahra kaleleri (Sebdou, Saida, Tiaret, Boghar, Taza) inşa ederek kendi askerî sanayisini kurmuş, buralarda silah fabrikaları, dökümhaneler ve barut depoları açmıştır [38]. Son derece hareketli süvari birlikleriyle Fransız ordularına ağır kayıplar verdirmiş, 1835 yılında Macta’da Fransız ordusunu pusuya düşürerek bozguna uğratmış ve 1837 yılında Fransa’yı masaya oturmaya zorlayarak Cezayir’in iç bölgelerinin egemenliğini tanıyan tarihî Tafna Antlaşması’nı imzalatmıştır [38, 40]. 1839’da Fransız veliahdının kendi topraklarından izinsiz geçmesini antlaşma ihlali sayarak yeniden cihad ilan etmiş ve sömürgecilerin Mitidja ovasındaki tarım kolonilerini tamamen tasfiye etmiştir [38, 40]. Ancak Fransız General Thomas Robert Bugeaud’un sivil halkı açlığa mahkûm eden “yakılmış toprak” stratejisi ve kabile ittifaklarının bozulması neticesinde, daha fazla kan dökülmesini engellemek için 21 Aralık 1847’de General Christophe de Lamoricière’e teslim olmuştur [38, 40, 43].

1842 Esir Koruma Kanunu ve Cenevre Sözleşmesi İlişkisi

Emir Abdülkadir’i dünya tarihinde eşsiz kılan yönü, sömürgeci Fransa’nın uyguladığı vahşi katliamlara ve yakılmış toprak taktiğine karşı, savaş meydanında sergilediği yüksek ahlaki ve insani duruştur [39, 41, 44]. Savaş hukuku kurallarını belirlerken ünlü Faslı âlim Ebu’l Hasan et-Tasuli ile mektuplaşarak fıkhi sınırları netleştirmiştir [45]. Bu meşru zemin üzerinden, 1842 yılında 300 delegeden oluşan bir askerî şura toplayarak tarihin ilk yazılı Savaş Esirlerini Koruma Kanunu’nu kabul ettirmiştir [46, 47].

Bu tarihî kurallar, İsviçreli Henri Dunant’ın Kızılhaç’ın temellerini atmasından ve Cenevre Sözleşmesi’nin imzalanmasından tam 20 yıl önce hayata geçirilmiştir [46, 47]. Dunant, 1850’li yıllarda Cezayir’e gerçekleştirdiği seyahatlerde Abdülkadir’in bu asil uygulamalarını yerinde öğrenmiş ve bu insani ilkeleri kendi uluslararası hukuk çalışmalarına dâhil etmiştir [47].

Cezayir’deki savaşı kaybettikten sonra sürgün edildiği Şam’da, Temmuz 1862’de Cezayirli mücahid dostlarıyla birlikte Hristiyan mahallesine girerek 10 binden fazla masum Hristiyan’ın canını mutaassıp güruhun elinden kurtarmıştır [39, 43, 44]. Kapısına dayanan öfkeli kalabalığa kılıcını çekmiş ve “Siz masumları katlederek İslam’ın adını lekeliyorsunuz, şeriat masumların canını korumayı emreder.” diyerek karşı durmuştur [39, 43]. Bu asil davranışından ötürü Fransa’dan şeref nişanı (Legion of Honour) almış, ABD Başkanı Abraham Lincoln tarafından kendisine kıymetli silahlar hediye edilmiş ve tüm dünya basınında insan haklarının evrensel savunucusu olarak ilan edilmiştir [39, 41, 46]. Şam’da Kitab el-Mawaqif (Siyasi/Manevi Duruşlar Kitabı) adlı eserini yazmış ve 26 Mayıs 1883’te Şam’da vefat etmiştir [39, 41]. Kendisinin naaşı 1965 yılında bağımsız Cezayir topraklarına nakledilmiştir [41].

Anti-Kolonyal İslam Direnişinin Sosyo-Politik Karakteri

Fransız sömürge imparatorluğunun hukuki şiddet belgesi olan Code Noir, sömürgeleştirilmiş insanı tamamen nesneleştirmeyi, mülkleştirmeyi ve Katolik kimliği altında asimile etmeyi hedeflerken; İslam, bu sistemin karşısındaki en büyük entelektüel, manevi ve askerî karşı duruşu göstermiştir. [1, 6]. Atlantik kıyılarından Afrika içlerine kadar uzanan bu direniş hattı, sömürgeciliğin sadece fiziksel gücünü değil, aynı zamanda ahlaki ve hukuki iddialarını da yerle bir etmiştir [6, 44, 46].

Sömürge yönetimleri silahların, mülklerin ve bedenlerin kontrolünü Code Noir ile sağladıklarını düşünürken, Müslüman maronlar ve devlet adamları sömürgecilerin sınırlandıramadığı manevi, yazılı ve fıkhi bir özgürlük alanı inşa etmeyi başarmışlardır [6, 45]. Samba Bambara’nın asil suskunluğu ve duruşu, François Mackandal’ın iman ve cemaatleşme çabaları, Dutty Boukman’ın Kur’an hıfzı ve eğitimi çalışmaları, İmam Abdulkadir Kane’nin sömürge ticaretini yasaklayan emirleri, el-Hac Umar Tall’un Tifaniyya cihadı, Samori Toure’nin sofa ordusu ve nihayet Emir Abdülkadir’in Cenevre Sözleşmesi’ne öncülük eden muazzam savaş hukuku; sömürgeci Avrupa’nın “uygarlık” maskesini indirerek gerçek adaletin ve insanlığın nerede neşet ettiğini göstermiştir.

Kaynakça

1. Code Noir - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Code_Noir

2. Slavery in the French Colonies: Le Code Noir (the Black Code) of 1685 | In Custodia Legis, https://blogs.loc.gov/law/2011/01/slavery-in-the-french-colonies/

3. Code Noir - 64 Parishes, https://64parishes.org/entry/code-noir-adaptation

4. The Code Noir | The New York Public Library, https://www.nypl.org/events/exhibitions/galleries/selling-new-world/item/10989

5. The Code Noir and the Missouri Compromise (U.S. National Park Service), https://www.nps.gov/articles/000/the-code-noir-and-the-missouri-compromise.htm

6. The Muslim Factor in the Haitian Revolution - Islam Awareness ..., https://www.islamawareness.net/LatinAmerica/Haiti/Haiti_Article001.pdf

7. Haiti - THE HAITIAN REVOLUTION - Country Studies, https://countrystudies.us/haiti/9.htm

8. Archaeology of Marronage in Dondon (Saint-Domingue): Social Networks and Rebellion, https://escholarship.org/uc/item/5qx8c2jq

9. Full text of “The Haitian Maroons: Liberty or Death” - Internet Archive, https://archive.org/stream/Fouchard-Maroons/The%20Haitian%20Maroons--Liberty%20or%20Death_djvu.txt

10. Saint-Domingue Revolution - 64 Parishes, https://64parishes.org/entry/saint-domingue-revolution

11. History of slavery in Louisiana - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_slavery_in_Louisiana

12. Samba rebellion - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Samba_rebellion

13. Samba rebellion - Originalpeople.org, https://originalpeople.org/samba-rebellion/

14. Samba rebellion Facts for Kids, https://kids.kiddle.co/Samba_rebellion

15. Resistance by Enslaved People in Natchez, Mississippi (1719-1861) - 2006-02, http://www.mshistorynow.mdah.ms.gov/issue/slave-resistance-in-natchez-mississippi-1719-1861

16. Slave Insurrections in Louisiana - 64 Parishes, https://64parishes.org/entry/slave-insurrections-in-louisiana

17. Becoming Black & Resisting Bondage | National Museum of African American History & Culture., https://www.searchablemuseum.com/becoming-black-resistance/

18. François Mackandal - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Mackandal

19. François Makandal - Slavery and Remembrance, https://slaveryandremembrance.org/people/person/?id=PP024

20. How the Enslaved of Saint-Domingue Struck Fear Into the Hearts of the Ruling Class, https://lithub.com/how-the-enslaved-of-saint-domingue-struck-fear-into-the-hearts-of-the-ruling-class/

21. Race and Islam: Doctrine and the Vernacular - Maydan -, https://themaydan.com/2019/01/race-islam-doctrine-vernacular/

22. Voices of Liberty: The Haitian Revolution Begins (Chapter 8), https://www.cambridge.org/core/books/rituals-runaways-and-the-haitian-revolution/voices-of-liberty-the-haitian-revolution-begins/E5C644C8CBC40C75FB32561ADD3DC395

23. The First Ayitian Revolution, https://ageofrevolutions.com/2020/05/18/the-first-ayitian-revolution/

24. The Malê Rebellion in Bahia: Brazil’s African Muslim Uprising | Smithsonian Folklife Festival, https://festival.si.edu/blog/male-rebellion-african-muslim-brazilian-uprising

25. Samory | Mandingo Empire, Jihad, Abolitionist - Britannica, https://www.britannica.com/biography/Samory

26. Omar Saidou Tall - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Omar_Saidou_Tall

27. Abdel Kader Kane: The African Leader Who Defied the Slave Trade - Black History Buff, https://steady.page/en/blackhistory/posts/749068ab-aff5-4f9e-b20f-ca9f8175b196

28. El-Hadj Umar Tall (1797-1864) Islamic Scholar And Empire Builder, https://standard.gm/el-hadj-umar-tall-1797-1864-islamic-scholar-and-empire-builder/

29. Abdul Kader (almami) - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Abdul_Kader_(almami)

30. Abdel Kader Kane on the Slave Trade - Searchable Museum, https://www.searchablemuseum.com/abdel-kader-kane-on-the-slave-trade/

31. Biography of Elhadj Omar Al-Fouti Tall | Who’s Who in Guinea, https://www.quiestquienguinee.com/en/list-of-personalities/p01108/elhadj-omar-al-fouti-tall

32. ʿUmar Tal | West African Tukulor Leader & Jihadist | Britannica, https://www.britannica.com/biography/Umar-Tal

33. EL HADJ OMAR SAIDOU TALL - Encyclopaedia Africana, https://encyclopaediaafricana.com/el-hadj-omar-saidou-tall/

34. Samori Touré (1830-1900) | BlackPast.org, https://blackpast.org/global-african-history/toure-samori-1830-1900/

35. Samori Ture - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Samori_Ture

36. Samory Touré | History | Research Starters - EBSCO, https://www.ebsco.com/research-starters/history/samory-toure

37. Samori Touré: African Leader and Resistant to French Imperialism!, https://afrolegends.com/2011/04/30/samori-toure-african-leader-and-resistant-to-french-imperialism/

38. Abdelkader | Algerian Resistance Leader & Religious Reformer - Britannica, https://www.britannica.com/biography/Abdelkader

39. About the Emir - Abdelkader Education Project, https://abdelkaderproject.org/the-emir

40. Abdelkader | History | Research Starters - EBSCO, https://www.ebsco.com/research-starters/history/abdelkader

41. Emir Abdelkader - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Emir_Abdelkader

42. EMIR ABDELKADER: ALGERIAN MILITARY RESISTANCE AND STATESMAN (1832-1847) Mohamed REHAI University of Skikda - Ziglobitha, https://www.ziglobitha.org/wp-content/uploads/2025/03/23-Art.-Mohamed-REHAI-pp.349-360-ok.pdf

43. Emir Abdelkader al-Jazairi, https://www.emir-stein.org/articles/emir-abdelkader/

44. Commander of the Faithful: The Life and Times of Emir Abd el-Kader: A Story of True Jihad, https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3708678/

45. THE TREATMENT OF PRISONERS OF WAR BY ALGERIAN PRINCE ABDELKADER BETWEEN ISLAMIC LAW AND INTERNATIONAL HUMANITARIAN LAW - Psychology and Education Journal, https://www.psychologyandeducation.net/pae/index.php/pae/article/download/10200/8211/18851

46. The Algerian Emir Who Set a Protection of Prisoners Code in 1842 - Human Wrongs Watch, https://human-wrongs-watch.net/2017/02/16/the-algerian-emir-who-set-a-protection-of-prisoners-code-in-1842/

47. Three lives, one vision: how Dunant, Demidoff and Abdelkader shaped modern humanitarianism - Blogs | International Committee of the Red Cross, https://blogs.icrc.org/law-and-policy/2026/05/21/three-lives-one-vision-how-dunant-demidoff-and-abdelkader-shaped-modern-humanitarianism/

Mehmet Suyuti Dindar Arşivi