Devrimci Çizer Carlos Latuff İle Konuştuk

07.01.2011 10:53
Devrimci Çizer Carlos Latuff İle Konuştuk
Karikatürleri birçok aktivist tarafından protesto gösterilerinde kullanılan Brezilyalı karikatürist Carlos Latuff ile arkadaşımız Necmettin Asma’nın yaptığı röportaj…

Brezilyalı bir karikatürist olan Carlos Latuff, çizdiği ABD ve İsrail karşıtı karikatürlerle dünyada ses getiren bir isim. Brezilya'nın yanı sıra özellikle Ortadoğu'daki Müslüman coğrafyada verilen mücadeleleri ve İsrail, ABD ikilisinin ve bunlara çanak tutan Arap liderlerin zulümlerini ve kanlı planlarını konu alan Carlos Latuff'un pek çok karikatürü birçok uluslararası dergide ve basın-yayın organında yayınlandı.

Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği'nin (FHDD) düzenlediği "2010 Naci el-Ali Uluslararası Karikatür Yarışması" için düzenlenen yarışmanın jüri üyesi ve ödül töreninin konuğuydu Carlos Latuff. Bu nedenle bulunduğu İstanbul'da Mavi Marmara'yı da karşılamaya gelenler arasındaydı. Çizgilerinin yanı sıra aktivist kimliğiyle de bilinen Latuff ile Özgür-Der genel merkezinde karikatürü, Filistin direnişini, Mavi Marmara ve TC-İsrail ilişkilerini konuştuk.

Röportajda Latuff'a yönelttiğimiz soruları İngilizceye çeviren FHDD aktivisti Selim Sezer'e ve Latuff'un cevaplarını sitemiz Haksöz-Haber için Türkçeye çeviren İ. Emre Çetin'e teşekkür ederiz.

RÖPORTAJ: Necmettin Asma

GAZZE İÇİN SADECE KONUŞMAK DEĞİL, HAREKETE GEÇMEK LAZIM!

Filistin'deki Siyonist kuşatma ve ABD ile dost olan İsrail'in dünyaya tahakkümünü karikatürlerinizde çok güzel işliyorsunuz. Türkiye'de birçok eylemde bu karikatürleriniz afiş olarak kullanılıyor. Çalışmalarınızı insanların ellerinde, pankartlarda görmek size ne hissettiriyor?

Zaten ben çalışmalarımı bu tarz eylemlerde kullanılabilsin diye üretiyorum. Eserlerimden de telif hakkı talep etmiyorum ki böylelikle insanlar bunları birbirlerine göndersinler, internet ortamında rahatlıkla bulunabilsin, paylaşılabilsin ve aktivistler pankartlarında, tişörtlerinde kullanabilsinler.

KARİKATÜR SADECE KOMİKLİK DEĞİLDİR!

Filistinli çizer Naci el-Ali, Filistin direnişine çok önemli bir miras bıraktı. Karikatürleri İsrail zindanlarında hapsedilmesine ve son olarak öldürülmesine sebep oldu. 1987 yılında Londra'da MOSSAD ajanları tarafından katledildi. Fakat eserleri hala insanlara güç veriyor ve Siyonistleri endişelendirmeye devam ediyor. Sizce el-Ali'nin karikatürlerini bu kadar güçlü kılan nedir?

Genel olarak insanların gözünde karikatürler komik şeylerdir. Ama Naci el-Ali'nin karikatürleri öyle değildi. Onun karikatürlerinin hedefinde Filistin direnişini dünyaya duyurmak vardı. Sadece Siyonist düşmanı değil aynı zamanda Filistin davasına yüzünü dönen Arap düşmanları da çiziyordu. Bu Naci el-Ali'nin karikatürlerinin en güçlü özelliğidir. Çünkü Filistinlilere karşı savaşan sadece İsrail değil, bazı Arap ülkeleri de Filistin direnişine düşmandır. Örneğin Mısır, Gazze kuşatmasında önemli bir rol oynamıştır. Filistin'in ve özellikle de Gazze'nin İsrail ve ABD ile birlikte üç ana düşmanından biridir Mısır.   

Karikatürist sadece çizgiyi doğru yere koyabilen ve bunun teknik detaylarını iyi bilen demek değil aynı zamanda dünya gündemini, politik olayları, dünya üzerinde olan biteni iyi analiz edebilen, doğru okuyabilen sorumluluk sahibi bir kişi olmalıdır. Siz dünyaya baktığınızda tabloyu nasıl görüyorsunuz?

11 Eylül saldırılarından sonra yaşamak için dünya daha tutucu bir yer olmaya başladı. ABD ve Avrupa'da İslamofobi yükseldi. Avrupa'daki Müslümanlara yönelik saldırılar arttı. İngiltere'de, İsviçre'de, ABD'de bireysel özgürlükler ve haklar aleyhinde bir gündem oluşmaya başlandı. Şöyle bakınca, sanki 1950'lerde yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Bence tüm bu tutuculuğu ortadan kaldırmak için yeni bir 68 ruhuna ihtiyacımız var.

Zor zamanlardan geçtiğimizi düşünüyorum. Dayanışma ruhunu kaybettiğimizi düşünüyorum. Berlin duvarının yıkılışı, kapitalist bir toplumdan başka bir toplum biçiminin olamayacağını ortaya koymuş oldu. Şimdi elimizde sadece kapitalizm var. Mücadeleyi yeniden canlandırmamız lazım, insanlara kapitalizmden başka yolların olabileceğini hatırlatmamız lazım.

Hepimiz aynı gemideyiz cümlesini sık sık kullanırım. Bir radyo programında bana bu geminin nereye gittiğini sormuşlardı. Ben de denizde kaybolduğumuzu söyledim. Ama tek yönün sol olduğunu söyledim!

SANATÇI SOSYAL ve SİYASAL SORUMLULUK ÜSTLENMELİ

Günümüzün sanat/sanatçı algısı maalesef apolitik, siyasetsiz ve benmerkezci bir nesil inşa ediyor. Sizce sanat/sanatçı hayatın neresinde, nasıl durmalı? Kısaca sanatçının tanımını yapar mısınız?

Sanat duyguların, dünya görüşünüzün dışa vurumudur. Bence, her tür sanat dalının kendince bir yeri var. Ama ben sanatçının bu dünyada yalnız olmadığına inanıyorum. Hepimiz aynı dünyada yaşıyor, aynı sıkıntıları paylaşıyoruz. Sanatçı sanatını insanların yararına icra etmelidir, kendi hevesine veya menfaatine değil. Elbette bundan para kazanacak, ün kazanacak ama asıl amaç aktivistlerin de kullanabileceği şeyler üretmek olmalıdır. Sanatçı sosyal ve siyasal sorumluluk üstlenmelidir. Tabii ki 24 saatini sosyal ve siyasal konular üzerine düşünerek geçirmeli demiyorum ama buna mutlaka zaman ayırmalı, insanların yararına olacak şeyler üretmelidir.

Geçtiğimiz yıllarda İslam peygamberi Hz. Muhammed'e saldıran karikatürler yayınlanmıştı. Birçok Müslüman tepkisini protesto eylemleriyle göstermişti. Bu anlamda karikatür ile inanç ve özgürlük ilişkisini nasıl tanımlıyorsunuz?

Çok önemli bir soru. Bahsettiğiniz karikatürlerin ifade özgürlüğüyle hiçbir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bu tamamen İslamofobi ile ilgili.  Aynı şeyi Yahudiler hakkında yapmaya kalksanız Siyonistler sizi anti-semitizm yapmakla suçlarlar.  Aynı şekilde örneğin İran'dan İsrail karşıtı açıklamalar yapıldığında, Avrupa buna ifade özgürlüğü demiyor, hemen anti-semitizm ile suçluyor. Dolayısıyla Müslümanlara hakaret etmek Avrupa'da ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendiriliyor ama bunun ifade özgürlüğüyle hiçbir ilgisi yok.

Aslında İslami hareketler, Müslüman ülkelerin liderleri vs. eleştirilebilir. Ama Müslümanların peygamberi hakkında o şekilde karikatür çizenler, onun Müslümanlarca iyi ya da kötü eleştirilemeyeceğini iyi biliyorlar. Ya da peygamberi intihar bombacısı olarak göstermenin, sözde İslami terörü veya köktenciliği eleştirmekle ilgisi oktur. Bu %100 saflıkta İslamofobidir. İsviçreli karikatürist Lars Vilks'in Müslümanların peygamberi Muhammed'i bir köpek gövdesiyle birleştirdiği şeyin de ifade özgürlüğüyle ilgisi yoktur. Bu, Müslümanlara kasten saldırmaktır. Ben tamamen bunların karşısındayım. İfade özgürlüğünü savunuyorum ama bunun ifade özgürlüğüyle bir ilgisi yok. Bu kasıtlı ve art niyetli bir saldırıdır.

Ben Müslüman değilim ama ben asla böyle karikatürler yapmam. Ben Arap ülkelerini, bu ülkelerin liderlerini -ki tamamı Müslümandır- ABD'yi destekledikleri için eleştiririm. Ama Müslümanlar için kutsal olan bir kişiye, bir peygambere hakaret etmenin, onu başka şeylere benzeterek eleştirmenin ifade özgürlüğüyle bir ilgisi olduğuna inanmıyorum.

İsrail'in Likud partisinden ölüm tehditleri aldınız. Bu konuda örnek ve cesaretli bir tutum izlediğinize şahit olduk. O süreçten kısaca bahseder misiniz?

Likud partisiyle irtibatlı bir web sitesi var, kendilerini Likudnic olarak adlandırıyorlar. Bu web sitesinde -hatırladığım kadarıyla 2006'daydı-  benim çalışmalarımla ilgili bir sayfa oluşturdular. Burada ben ve çalışmalarım hakkımda birçok bilgi bulunuyordu. Ve buradan İsrail hükümetini göreve çağırıyordu. Şöyle yazmışlardı: "İsrail hükümeti nerede? Latuff hakkında neden bir şey yapmıyorlar? Latuff 1999'dan beri İsrail karşıtı karikatürler çiziyor, nerede polis, nerede gizli servis? Latuff'un tüm çalışmaları internette, her yerde İsrail'i karalıyor."

Sayfada benimle ilgili yazdıkları makale, sadece İsrail devletini değil, Yahudileri de bana karşı harekete geçirmek için bir çağrı niteliğindeydi. Şöyle bir çağrıda bulunuyorlardı sanki: "Hey sen; sen bir Yahudisin, bir Siyonistsin, bu konu hakkında ne yapmayı düşünüyorsun?" Ayrıca hakkımda şu tarz cümleler de kullandılar: "Latuff'un öyle veya böyle, bir şekilde icabına bakılmalı!" Bunun anlamı ne olabilir ki? İsrail'in suikastlarını unutmadık. Dolayısıyla, bu bana yöneltilmiş açık bir tehdit gibi geliyor.

Ama önemli değil, ben Filistin'i desteklemeye, Filistin hakkındaki görüşlerimi her yerde söylemeye devam ediyorum. Çünkü Filistinlilere verdiğim sözü tutmalıyım. 1999'da Filistin'e gittiğimde, insanlara Brezilya'ya geri döndüğümde onları desteklemek için elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz verdim. Bunu o günden beri yapıyorum.

Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Bir yandan iki dil tartışmaları sürerken diğer yandan Müslüman halka karşı darbe planların tasfiye süreci var. Türkiye'deki darbe planları ve darbeciler hakkında ne düşünüyorsunuz ya da bu konuda çizmeyi düşünüyor musunuz?

Türkiye siyasetini çok iyi tanımadığımı söylemeliyim. Bazen Türkiye'deki aktivistler benden bazı konularda sanatsal anlamda destek istiyorlar. Ama itiraf etmeliyim ki, benim bu konuda aktivistlerden öğreneceğim çok şey var.

Ama şunu fark ettim ki, Brezilya ve Türkiye'nin bazı ortak noktaları var. Biz de uzunca bir askeri diktatörlük süreci yaşadık. Biz Brezilyalılar, askeri bir diktatörlükte yaşamanın ne kadar kötü bir şey olduğunu, darbe sonrası dönemlerin nasıl etkileri olduğunu biliriz. Dolayısıyla, şu anda Türkiye'de yaşadığınız şeyin darbe sonrası süreci olduğunu, onun etkilerinin devam etmekte olduğunu söyleyebilirim.

ERDOĞAN SADECE KONUŞMAMALI, İSRAİL İLE İLİŞKİLERİ KESMELİ!

Gazze'ye uygulanan ambargo ve ablukayı delmek için dünyanın farklı noktalarından yardım gemileri kalktı. Bunlardan biri de Türkiye'den kalkan Mavi Marmara gemisiydi. İsrail'in hiç de yabancı olmadığımız vahşi saldırısı sonucunda 9 kardeşimizi şehit verdik. Geçtiğimiz pazar günü Sarayburnu'nda Mavi Marmara gemisini karşılamada siz de vardınız. Siz olsanız o anı nasıl resimlerdiniz?

Bana oradaki insanların çoğunun mevcut hükümete oy veren, hükümeti destekleyen kişiler olduğu söylendi. Şuna da çok şaşırdım ki, Türkiye'de geniş ve güçlü bir İslami kesim var. Bunların çoğu Erdoğan'ı destekliyor ama Erdoğan hükümeti de ABD ve İsrail'i destekliyor! Bu bana çok ilginç geldi.

Bence bu karşılama çok önemli ama 9 şehide rağmen İsrail'e destek olunması da o kadar önemli.

Erdoğan'ın kelimelerle arası çok iyi ama eylemlerle o kadar iyi değil. Saldırıdan sonra yaptığı açıklamada İsrail'den özür beklediğini söylemişti. Ben bile, yapılanlara dur demek için bir tekneye atlayıp kendi başıma Gazze'ye gittim.

Daha önceki röportajlarımda da söylediğim gibi, hükümetiniz yaşananlara bu kadar öfkelendiyse derhal İsrail'le bağlarını kesmelidir. Siz Türkiyeliler 9 vatandaşınızı İsrail saldırısında kaybettiniz. Bu bir savaş ilanıdır aslında. Erdoğan'ın yapması gereken en azından İsrail'le ilişkileri kesmektir.

Karşılama güzeldi tabi ama yeterli değildi. Bizlerin sadece karşılama gösterileri değil aynı zamanda hükümetlere baskı yaparak İsrail ve hatta ABD ile olan ilişkilerini kesmelerini sağlamamız gerekir.

Recep Tayyip Erdoğan'ı bir karikatürünüzde 9 tabutun karşısında çizmiştiniz. Tabutlardan "İsrail'le ilişkileri kes! Hemen!" şeklinde sesler çıkıyordu. Erdoğan'ın İsrail'le ilişkileri kesebileceğine inanıyor musunuz? Bu ilişkilerin kökü çok derinlerde değil mi?

Bence Türkiye ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki ağırlığını kırabilecek bir rol oynayabilir. Brezilya, İran ve Türkiye hükümeti arasında imzalanan nükleer enerji konulu anlaşma da ABD'ye rağmen olabilmiştir. Türkiye önemini göstermelidir ama ABD müttefiki olarak değil. Çünkü İsrail ve ABD sadece Filistin'in değil, aynı zamanda tüm Müslümanların da düşmanıdır.

Erdoğan sürekli kendi halkına karşı İsrail'in düşman olduğunu, vahşi olduğunu, eli kanlı olduğunu söylüyor. Perez'e kızıp Davos toplantısını terk ediyor. Bu düşüncelerinde ciddi mi, bunu bilmeliyiz; yoksa kelime oyunları mı yapıyor? Bence Türkiye yüzünü başka ülkelere çevirebilir. Özellikle Ortadoğu'daki ülkelerle bağlarını kuvvetlendirebilir. Ama Erdoğan'ın sözleri başka, yaptıkları başka.

Türkiye'nin İsrail ile birçok askeri anlaşması var. Bu durum sözlerin ve eylemlerin farklılığını ortaya koyuyor. Ya çıkıp "Biz İsrail'i, ABD'yi destekliyoruz!" diyeceksiniz ya da bu anlaşmaları iptal edeceksiniz.

Bence Türkiye zayıf bir ülke değil. Bölgede önemli bir rol oynayabilecek gücü ve kapasitesi var. En azından İsrail ile diplomatik ilişkileri askıya almalıdır. Ben savaş ilanından falan bahsetmiyorum ama diplomatik ilişkiler kesilebilir. En azından bunu beklemeye hakkınız var. Çünkü İsrail sizin 9 vatandaşınızı şehit etti. Normal koşullarda bu bir savaş sebebidir. Eğer Kıbrıs'ta 9 vatandaşınız Rumlar tarafından öldürülmüş oldaydı bence çoktan siz onlara savaş ilan etmiştiniz. Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum? Mavi Marmara olayı bir savaş sebebidir. İsrail sizin vatandaşlarınıza, sizin ülkenize saygısı olmadığını sadece siyasi olarak değil bu şekilde de göstermiştir. Konu budur.

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben de ilginiz için teşekkür ederim.

HAKSÖZ-HABER

Latuff'un karikatürlerinden seçmeler:

  • Yorumlar 5
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim