Fıtratın cevabı: Tevrat’ın ikililiğine karşı Kur’an’ın tekliği
Dinler insanlığın yaşam örüntülerinin olgunlaşmasında başat bir role sahiptir. İnsanlık tarihinin en eski kutsal belgesi niteliğindeki kitap Tevrat’tır. Yahudilik teolojisinin kutsal kitabı olan Tevrat’ın ilk kitabı Bereşit (Yaratılış) tir. Kutsal kitabın ilk bölümünü oluşturan tekvin (bereşit) tek bir yazarın kaleme aldığı doğrusal bir tarih kitabı değildir. Modern Kitab-ı Mukaddes eleştirisi ve edebi analizler, bu metnin Yehovist (J), Elohist (E) ve Ruhban (P) gibi farklı dönemlere ve geleneklere ait kaynakların bir Redaktör (Editör) tarafından birleştirilmesiyle oluştuğunu ortaya koyar. Tevrat’ı düzenleyen editoryal çalışmacılar ellerindeki farklı kutsal varyasyonları elemek yerine her ikisini de koruyup iç içe geçirmeyi tercih etmişlerdir. Bu durum, metnin tamamında çift anlatılara (aynı olayın iki kez anlatılması), kronolojik uyumsuzluklara ve mantıksal çelişkilere yol açmıştır.
Bu metinsel çarpıklık/ikililik ve beşerî editörlük süreci, İslam inancındaki Lafzî Vahiy (kelimesi kelimesine korunan ilahi metin) ve Tahrif (ilahi mesajın tarihsel süreçte insan eliyle yapısal, kronolojik ve teolojik değişikliğe uğraması) tasavvuruyla doğrudan örtüşür. İslami perspektife göre, Hz. Musa’ya indirilen asıl vahiy (Tevrat) zamanla kaybolmuş, unutulmuş veya dönemin din adamları ile tarihçileri tarafından sözlü gelenekler referans alınarak yeniden kaleme alınmıştır (Yazıcı kopyaları). Kur'an-ı Kerim bu duruma şöyle işaret eder: “Elleriyle kitabı yazıp sonra onu az bir bedele satmak için, 'Bu Allah katındandır' diyenlerin vay haline! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara Suresi, 79).
Aşağıda, Bereşit (Yaratılış) kitabının tamamındaki tüm belirgin çift anlatılar, mantıksal çelişkiler ve kronolojik farklılıklar orijinal Tevrat delilleriyle belgelenmiş ve Kur'an-ı Kerim ile İslam teolojisi süzgecinden geçirilerek mukayeseli olarak analiz edilmiştir.
Köken, Evren ve İnsanın Yaratılışındaki Çelişkiler: İnsanın Yaratılışındaki İki Farklı Kozmojenik Model
Bereşit’te sadece evrenin sırası değil, insanın yapısal, cinsel ve varoluşsal kimliği de birbiriyle tamamen çelişen iki farklı teolojik ekol tarafından iki kez inşa edilmiştir. Birinci yaratılış anlatısında (1:26-28- Ruhban Kaynağı) şöyle bir hikâye söz konusudur: “Bitkiler 3. gün yaratılır: Toprak ürün verdi, cins cins tohum veren bitkiler... yetiştirdi. (Yaratılış, 1:12). Deniz canlıları ve kuşlar 5. gün yaratılır (Yaratılış, 1:20-22). Kara hayvanları ve insan ise 6. gün eş zamanlı yaratılır: Tanrı insanı kendi suretinde yarattı... onları erkek ve dişi olarak yarattı. (Yaratılış, 1:27).”
Bu anlatıda insan evrensel ve kozmik bir projedir. Erkek ve kadın aynı anda, aynı maddeden ve tek bir hamlede yaratılmıştır. Kadın erkeğe bağımlı değildir, onun kaburgasından çıkmamıştır. İkisi de Tanrı'nın yeryüzündeki eşit statülü temsilcileridir. Kadını erkeğe ait ikincil bir konumda görmeyen birinci anlatıdır. Bu şemada dikkat çeken önemli diğer bir husus Tanrı’nın yorularak ve dinlenerek yeryüzünü inşa etme sürecidir.
Birinci Yaratılışın Şema Sıralaması: Bitkiler ➔ Deniz Canlıları/Kuşlar ➔ Hayvanlar ➔ İnsan (Erkek ve Kadın bir arada).
İkinci yaratılış anlatısı şu şekildedir: “RAB Tanrı Âdem’i toprağın tozundan şekillendirdi, burnuna yaşam soluğunu üfledi.” (Yaratılış,2:7). “RAB Tanrı doğuda, Aden'de bir bahçe dikti ve şekillendirdiği Âdem’i oraya koydu.” (Yaratılış, 2:8). “RAB Tanrı... her yaban hayvanını, gökte uçan her kuşunu topraktan şekillendirerek Adem'e getirdi” (Yaratılış. 2:19). “RAB Tanrı Adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yarattı.” (Yaratılış. 2:22).
Burada eş zamanlılık bozulur, asimetrik bir hiyerarşi başlar. Önce erkek yaratılır, yalnızlık çeker, hayvanlar denenir ama yardımcı olamaz. Bunun üzerine kadının hammaddesi toprak değil, erkeğin kaburga kemiği olur. Kadın bağımlı, ikincil ve sonradan eklenen bir varlık olarak sunulur.
İkinci Yaratılışın Şema Sıralaması: İnsan (Âdem) ➔ Bitkiler/Bahçe ➔ Kara Hayvanları ve Kuşlar ➔ Kadın (Havva).
Birinci anlatıda, bitkilerin insandan günler önce yaratılmışken, ikinci yaratılış anlatısında “Yeryüzünde henüz hiçbir yabanıl çalı, hiçbir kır otu bitmemişti” denilerek henüz bitki yokken önce insanın yaratıldığı iddia edilir. Aynı şekilde bu teolojik ve mantıksal çelişkiler devam eder. Yaratılışın ilk anlatısında hayvanlar insanlardan önce yaratılmıştır. İkincide anlatıda ise, insan yalnız kalmasın diye (yardımcı olarak) insandan sonra yaratılıp Adem'in önüne getirilir. Antik dönem Yahudi yorumcuları bu tarz ikiliklere çözüm üretmek adına mitolojik efsaneler üretmişlerdir. Bunlardan biri yaratılış efsanesi diyebileceğimiz mitolojik hikâye, apokrif metinlerde yer alan Lilith anlatısıdır. Yaratılışın birinci anlatısında erkekle aynı anda yaratılan ilk kadının Lilith olduğu, erkeğe boyun eğmeyip Aden'i terk ettiği, bunun üzerine Yaratılışın ikinci anlatısında da Tanrı'nın Adem'in kaburgasından "uysal" olan ikinci kadının (Havva) yaratıldığı iddia edilmiştir. Yani metindeki edebi kaynak karmaşası, teolojik bir mitosun doğmasına sebep olmuştur. İlk anlatıdaki tek nefisten yaratılma inancı ile ikinci anlatıdaki erkeğin bir parçasından türeme iddiası, zamanla yapısal bir çarpıklığa yol açmıştır. Bu çarpık çıkmazı aşabilmek adına, kadını daha da aşağılayan ve ötekileştiren, adeta beterin beteri yeni bir mitolojik efsane üretilmiştir. Bu yeni kurgu ile başlangıçta erkekle eşit (tek nefisten) yaratılan kadın kötülüğün sembolü haline getirilmiş, onu ikincil ve yardımcı bir pozisyona itmenin tarihî temelleri atılmıştır.
Kur'an ve İslami Göz
Aziz İslam teolojisinde Allah için "dinlenme", "yorulma" veya zamana sıkışarak çelişkili işler yapma söz konusu olamaz. Kur'an, Tevrat'ın bu insani (antropomorfik) Tanrı tasavvurunu ve 7. gün yorulma mitini doğrudan reddeder: “Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde [altı evrede] yarattık; bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.” (Kāf Suresi, 38). Kur'an-ı Kerim, Tevrat'ın insanı ikincilleştiren, erkeğin anatomik bir parçasından ibaret gören veya iki farklı kronolojiye bölen bu yapısını kökten iptal eder. Kadın erkeğin kemiğinden değil; her ikisi de aynı ham maddeden, tek bir cevherden (Nefsin Vahide) yaratılmıştır: “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden de birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinizden sakının.” (Nisâ Suresi, 1)
Kur'an'da insanın yaratılışı maddesel ve ruhsal bir bütünlük içinde anlatılır; evrenin yaratılış kronolojisi ise Tevrat'taki gibi mantıksal boşluklara (örneğin Güneş ve yıldızlar henüz 4. günde yaratılmışken, 3. günde bitkilerin fotosentez yapıp yeşermesi gibi çelişkilere) hapsedilmez. İslam kelamında Allah'ın fiziksel bir sureti de yoktur: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, 11). İslam teolojisinde Yahudi apokrif geleneğindeki Lilith gibi karanlık, lanetli dişi figürlerine asla rastlanmaz. İnanç düzlemine temiz bir zihin ve nötr bir algıyla bakıldığında, kulun tapacağı kutsal gücün her şeyden münezzeh, Alîm ve Hakîm olması, insan yaratılışının ve fıtratının en temel arayışıdır.
Bu fıtri ihtiyaca cevap veren İslam, Tanrı-insan ilişkisini Kadîr-i Mutlak, eşi-benzeri ve ortağı olmayan tek bir yaratıcıya iman esası üzerine kurar. Bu yüzdendir ki dinin ilk şartı, Kelime-i Tevhid ile Allah’tan başka ilah olmadığını ilan etmektir. Kendisinde hiçbir kusur barındırmayan, doğmamış ve doğurmamış ilah tasavvuru, ancak insanın zihinsel sınırlarının iman, itaat ve secdeyle idrak edip üstünlüğünü kabul edebileceği bir makamdır. Bu mutlak otoritenin yeryüzündeki elçileri olan peygamberler de insanlık için güzel ahlakın birincil başöğretmeni ve tamamlayıcısı olmuşlardır. Son söz olarak, Kur’an’da bahsi edilen ilk insanın ve yeryüzünün yaratılışına dair ayetler Yahudi öğretide tasvir edilen anlatıları tamamen çürütmektedir. Bunula beraber Kur’an’ı Kerim’de Allah(cc) Ulûhiyet ve Rubûbiyet sıfatları Yahudilikte resmedilen Tanrı tasavvurunun hükmünü tevhid düşüncesiyle geçersiz kılmaktadır. Aklı ve kalbi selim bir yaklaşımla meseleyi değerlendirdiğimizde, Yahudilik geleneğindeki insan yaratılış ve Tanrı düşüncelerinin fıtratımızın kodlarına uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Bize göre Rabb’imiz Allah Hayy ve Kayyûm, ilmi ve kudreti sınırsız olan, kürsüsü (egemenliği) tüm evreni kaplayan, yerin ve göğün tek mülk sahibi hüvel Aliyyül Azîm’dir.



YAZIYA YORUM KAT