15 yıllık hasretin ardından: Bir Hac yolculuğunun izleri
Rabbime hamdolsun, tam 15 yıl önce adımı yazdırdığım o kutsal yolculuk bu sene nihayet nasip oldu. Hac sürecimiz boyunca Diyanet görevlilerinin yakın ilgisi, ibadetlerimizi eksiksiz ve huşu içinde yerine getirmemiz konusunda büyük bir kolaylık sağladı. Kutsal mekânlardaki o devasa yoğunluğa rağmen ulaşım, konaklama, temizlik ve yemek hizmetleri genel anlamda düzenliydi. Suudi Arabistan'daki organizasyonda ter döken tüm çalışanlara ve Diyanet ekibine, bu mübarek yolculuğu rahat ve güvenli geçirmemiz için verdikleri emeklerden ötürü teşekkür ediyor, Allah razı olsun diyorum.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Süreç ne kadar konforlu görünse de, organizasyon ve zihniyet boyutunda derin eksiklikler, göze batan tezatlar mevcuttu. Gelecek dönemlerde daha şuurlu, aslına daha uygun bir hac dönemi geçirilmesine vesile olması duasıyla, bu kutlu topraklarda tuttuğum şahsi notları ve gözlemlerimi paylaşmak isterim:
Küresel Çelişkiler ve Şatafatın Gölgesindeki Harem
Kutsal Topraklarda Boykot Duvarı: Suud yönetiminin, zalim İsrail’in en büyük destekçisi olan Amerikan fast-food ve kahve zincirlerini Mekke ve Medine’de adeta insanların gözüne sokacak şekilde konumlandırmış olması içimi sızlattı. Yol boyunca ben ve benim gibi dertli birkaç dost, buralardan alışveriş yapan kardeşlerimizi dilimiz döndüğünce uyardık; hamdolsun vazgeçirdiğimiz kimseler de oldu. İnşallah kâfirlerin girmesinin yasak olduğu bu mukaddes beldelerden ve tüm İslam coğrafyasından bu zalim firmaları söküp attığımız günleri görmek nasip olur.
Şatafatın Arkasındaki Kölelik Düzeni: Harem-i Şerif’in ve Mescid-i Nebevi’nin etrafını saran o lüks ve şatafat kelimenin tam anlamıyla rahatsız ediciydi. Fakat asıl can yakan şey, o parlak otellerin hemen arka sokaklarındaki varoşlarda, Bangladeşli, Yemenli kardeşlerimizin hizmet sektöründe adeta modern birer köle gibi çalıştırılmasıydı. Eskiden hacılardan sadaka isteyen dilenciler varmış; şimdi ise o dilenciler, üzerlerine giydirilmiş işçi üniforması kostümleriyle arz-ı endam ediyorlar.
Mina ve Müzdelife’deki İsraf Manzaraları: Hac döneminde gördüğümüz israfın boyutu ürkütücü. Özellikle Arafat, Müzdelife ve Mina vakfesi zamanlarında insanlar adeta nimetlerin üzerine basa basa yürüyor. Allah korusun, Müzdelife’den Mina’ya yürürken geride kalan o çöp manzarasını birisi fotoğraflayıp, "Müslümanların hac dedikleri şey işte bu" diye servis etse hepimiz yerin dibine gireriz. İnşallah bu mübarek zamanları İslam ahlakına yakışır şekilde ihya edip, bu kutsal toprakları bulduğumuzdan daha temiz bıraktığımız günlere uyanırız.
"Hac Meşakkattir" Sırrından Uzaklaşmak: İnsan kalabalığının getirdiği zorlukları hafifletme çabalarını bir yere kadar anlıyorum. Ancak Efendimiz (s.a.v.) "Hac meşakkattir" buyurmuştur. Bu meşakkati maddi gücü ve zenginliği kullanarak tamamen ortadan kaldırdığınızda, ibadetin asıl ruhu kaçıyor. Rabbim tüm ümmete, Rasulullah’ın ve onun güzide ashabının yaptığı gibi saf, dertsiz ve hesapsız bir hac yapmayı nasip etsin.
Rakamlar, Politikalar ve Zihniyet Eleştirileri
Yüksek Maliyetler ve Uzayan Kuyruklar: Dünyada herhalde en yüksek birim fiyatla hacca giden ülke biziz. Ucuz tarife 8 bin dolar, pahalı tarife ise 16 bin dolar civarında; bu rakamlar gerçekten çok yüksek. Ne var ki Türkiye'de hac sırası bekleyen kişi sayısı 1,8 milyonu bulunca, bu fahiş fiyatlar maalesef yeterince yüksek sesle eleştirilemiyor. (Küçük bir not: 2011’de ilk yazıldığımda kişi başı 3.000 dolar olan bu ibadet için, bu sene kişi başı tam 8.000 dolar ödemek durumunda kaldım.)
Diyanet’in Vaaz Dilindeki Teolojik Sapmalar: Diyanet görevlilerinin büyük kısmı, geleneksel "Nûr-i Muhammedî" anlayışının tesiriyle sürekli bu eksende sohbetler pompalıyor. İnanın içimden, "Muhammed (a.s.) Allah’ın oğlu değil, yalnızca O'nun kulu ve elçisidir!" diye bağıra bağıra gezmek geldi. Şefaat anlatıları, "en üstün rasul" vurguları, "dünya onun yüzü suyu hürmetine yaratıldı" (levlake) efsaneleri derken; haşa Allah’ı anar gibi peygamberi anıyorlar.
Mukaddes Topraklarda Ulusalcılık Israrı: Diyanet ve çalışanları, Hz. İbrahim’in tevhid topraklarında bile necip millet edebiyatı yapmaktan, insanlara mehter marşı dinletmeye çalışmaktan geri durmuyor. "Millet-i necip diye diye ırkçılık ve ayrımcılık yapıyorsunuz" deyince de hemen içerliyorlar. Her köşe başında yapılan o katı "Ehl-i Sünnet vel Cemaat" vurgusunun sürekliliği de buradaki ümmet havasını zedeliyor, insanı yoruyor.
Arafat’ta Unutulan Gazze: En can sıkıcı anlardan biri de Arafat vakfesinde yaşandı. Yapılan o uzun duada Filistin’in, Gazze’nin adı dahi anılmadı; İsrail’e, Amerika’ya, zalimlere tek bir kelime dikiş tutturulmadı. Sonradan duyduk ki Suud devleti en iyi organizasyon ödülünü Diyanet’e vermiş... Şayet bu suskunluğun karşılığı buysa, o ödülü verseler ne olur, vermeseler ne olur?
"Beyaz Türkler" ve Haccın Yaş Ortalaması: Hacca gelen gruplar içinde en problemli, en uyumsuz kesim maalesef yaşlı "Beyaz Türkler" ve onların takipçileriydi. Tavırları son derece iticiydi ve haccın ruhuyla uzaktan yakından alakaları yoktu. Neyse ki çoğunluk bizim saf, temiz Anadolu insanımızdı da bu durum çok fazla göze batmadı. Öte yandan hac için gelenlerin yaş ortalaması şu an 60 civarında. Bunun kesinlikle 50’lerin altına düşmesi lazım. Hac, ömrün son demlerinde bir günah çıkarma ya da tövbe etme yeri değildir; gençken dirilmek, Allah’a (c.c.) misak tazelemek ve O'na biat etmek için gidilecek bir meydandır.
Sağlık, Sosyoloji ve Organizasyon Notları
40 Günlük İklimlenme ve Dil Engeli: Yüksek paralar ödeyip 15 günlüğüne buralara gelmekle hacdan tam bir şuur devşirmek çok zor; en güzeli 40 günlük seyahatlerdir. Ancak uzun süreli gelenlerin de neredeyse 10 günü hasta geçiyor. Yoğun klimalar, sert iklim değişiklikleri ve farklı coğrafyalardan gelen mikrobiyolojik unsurlar neredeyse herkesi yatağa düşürüyor. Bununla birlikte, hac aslında muazzam bir istişare ve şura meclisidir. Fakat öyle bir koşturmaca ve hengame dizayn ediliyor ki kafayı kaldırıp başka ülkeden bir Müslümanla tanışmak, dertleşmek imkânsız hale geliyor. En çok buna üzüldüm. Tabii, geçmişteki harf inkılabı gibi köklerimizden koparma hamlelerinin bizi ümmetin ortak dilinden ne kadar uzaklaştırdığını, bağlarımızı nasıl kopardığını burada acı bir şekilde tecrübe ediyorsunuz.
Şirket Organizasyonu ve Diyanet’in Eksikleri: Biz bu yolculuğa çıkarken Diyanet’i değil, tecrübeli bir tur firmasını seçtik ve onların lojistik gücünden faydalandık. Diyanet’in kendi hocalarında bu sevk ve idare yetkinliğinin olduğunu düşünmüyorum. Örneğin, bizim gruptan sorumlu imamı defaatle uyarmama rağmen, gruptaki insanları birbiriyle tanıştırmak için haccın son birkaç gününü beklemesi tam bir basiretsizlikti.
Suud Görevlilerinin Hakkını Teslim Etmek: Eğriye eğri, doğruya doğru... Suud yetkililerinin Harem etrafındaki sevk, idare ve trafik organizasyonu bence gayet başarılıydı, tebrik etmek gerekir. Üstelik gayet güler yüzlü bir hizmet sundular. Bizim Diyanet çalışanlarının ve cemaatin sık sık dillendirdiği, "Bu topraklar bizim idaremizde olsa çok daha güzel yapardık" iddiasına şahsen hiç katılmıyorum.
Namaz Şuuru ve Alışveriş Çılgınlığı: Kâbe’de namaz kılmanın güzelliği zaten tarifsiz; ancak bunun dışında Mekke’deki farklı camilerde de namaz kılmak nasip oldu. Oralarda namazı gerçekten tadil-i erkana tam riayet ederek kıldırıyorlar. Bence Diyanet, cemaate nasıl namaz kıldırılması gerektiğini Suudi imamlardan örnek almalı. Bir de madalyonun çarşı boyutu var; gitmeden önceki alışveriş telaşı, oradayken de yurda götürülecek hurma, tesbih, seccade gibi hediyeliklerin sürekli ana gündem maddesi yapılması hacıları çok meşgul ediyor. Bunun yerine, mukaddes topraklara ayak basmadan önce ve buradayken manevi bir bilinçlenme çabasına girilmesi çok daha faziletli ve faydalı olacaktır.
İbrahim Suresi 37. Ayet-i Kerime'de buyrulduğu gibi:
"(İbrahim) 'Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanındaki ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim ki namazı kılsınlar. Ey Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve onları ürünlerden rızıklandır ki şükretsinler' dedi."
Atamız Hz. İbrahim’e selam olsun. Her şeyin yegâne sahibi olan Yüce Allah, dualarımızı onun kabul gören o güzel dualarına ilhak eylesin. Rabbim tekrardan bu mübarek topraklara gelmeyi, ümmetin dertleriyle hemhal olmayı ve bu kutsal toprakların layık olduğu ümmetçi, anti-emperyalist bir yönetime kavuştuğunu görmeyi bizlere nasip etsin inşallah.














YAZIYA YORUM KAT