Çoklukla övünmenin bittiği yerde a‘râf ehlinin şahitliği
A'raf'ta bulunanlar simalarından tanıdıkları birtakım adamlara şöyle seslenirler: "Çokluğunuz (veya biriktirdikleriniz) ve büyüklük taslamanız size bir yarar sağlamadı.(el-A`râf 7/48)
Âdemoğlu, bazen yanlış olduğunu bildiği şeylere değil, doğru olduğuna fazlasıyla inandıklarına yenilir. Çünkü insanı felakete sürükleyen her zaman cehalet değildir. Kalabalıkların verdiği güven, gücün sağladığı dokunulmazlık hissi ve kendini başkalarından üstün görme alışkanlığı da insanı hakikatten uzaklaştırabilir. A'râf sûresi 48. ayet, işte bu yanılsamanın ahiretteki çöküşünü anlatır.
Simalara Kazınan Zillet
Bu ilahi hitapta yer alan nādā (نَادَى / seslendi) fiili, sıradan bir çağrıyı değil; mesafelerin ötesinden gelen, muhatabın acizliğini gözler önüne seren şiddetli bir haykırışı temsil eder. İbnü’l-Kuşeyri’ye göre a‘râf ehli; müşriklerin reislerine, suretleri henüz ateş tarafından değiştirilip bozulmadan önce şöyle seslenecektir: Ey Velîd b. Muğîre! Ey Ebû Cehil b. Hişâm! Ey Âs b. Vâil! Ey Ukbe b. Ebî Muayt! Ey Ümeyye b. Halef! Ey Übey b. Halef! Ey diğer kâfirlerin önderleri! Dünyada sahip olduğunuz mal, evlat, askerler, korumalar ve ordularınız size hiçbir fayda sağlamadı. İmana karşı büyüklük taslamanız da size yarar vermedi.”1 Dünyadayken zayıfları küçümseyen elitler, şimdi kendi ektikleri ateşin içinde, bir zamanlar tepeden baktıkları o ağır hakikatin altında ezilmektedirler.
Bu ayet, a‘râf ehlinin cehennemlik birtakım adamlara sesleneceğini haber vermiş, fakat onları “cehennem ehli” diye açıkça zikretmemiştir. Çünkü daha sonra nakledilen söz (Çokluğunuz (veya biriktirdikleriniz) ve büyüklük taslamanız size bir yarar sağlamadı.), zaten onlara uygun düşmektedir.2 İşte a'raf ehli, cehennem çukurundaki o zorbaları bisīmāhum (بِسِيمَاهُمْ / simalarından, işaretlerinden) derhâl tanır. Bu “sima” dünyadaki o küstah kibrin, ahirette kapkara bir zillet ve hüsran mührüne dönüşmüş hâlidir. Ayetteki cem'ukum (جَمْعُكُمْ / çokluğunuz, topladıklarınız) ifadesi; dünyadayken sırtını dayadıkları insan kalabalıklarını, yığılan devasa servetleri ve etrafa örülen etten duvarları imler. Nitekim Hz. Peygamber'in (s) şu sözü, ayetin işaret ettiği hakikati veciz bir şekilde özetlemektedir: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”3
Büyüklük Taslamaktan Çoklukla Övünmeye
Çarpıcı bir kıraat farklılığı olarak, testekbirūn (تَسْتَكْبِرُونَ / büyüklük taslamanız) fiili, “kesret” kökünden türeyen testeksirūn (تَسْتَكْثِرُونَ / çokluk taslıyordunuz) şeklinde de okunmuştur.4 Bu kıraat farkı, “istikbâr”ın (kibrin) aslında niceliksel bir “istiksâr”a (çokluğa, güce) dayanarak hakikati ezme çabası olduğunu semantik bir zenginlikle ortaya koyar.
Maddeciliğin İflası ve Kusurlu Kıyaslar
Bu ayet müşriklerin ve maddeci aklın içine düştüğü o büyük “fâsid kıyas”ı (geçersiz akıl yürütmeyi) yerle bir eder. Kâfirler, maddi gücün ve niceliksel üstünlüğün, mutlak hakikatin ve ilahi onayın göstergesi olduğuna inanıyorlardı. Ne yazık ki insan, dünyevi sebepleri (mal, mülk, kalabalıklar) mutlak etki sahibi ve kurtarıcı zanneder. Oysa mutlak irade ve meşîet yalnızca Allah'a aittir. Mā ağnā (مَا أَغْنَى / yarar sağlamadı savuşturmadı) fiili, dünyevi illiyet bağlarının ve materyalist mantığın ahirette tamamen çöktüğünü ispatlar. Burada vurgulanan şey şudur: İnsanın cüz'i iradesini Allah'a isyan ve yeryüzünde tahakküm (istikbâr) kurmak için kullanması, telafisi olmayan bir hüsranla sonuçlanmaya mahkûmdur. Rakamlar ilahi terazinin hassasiyetine asla müdahale edemez.
Aidiyet Sandıklarımız ve Esaretlerimiz
Ayetteki manzara, kibrin ve güce tapınmanın bireyi ve toplumu nasıl içten içe çürüten bir zulüm mekanizması olduğunu ilan eder. İnsan haklarının gasp edilmesi ve zayıfların sömürülmesi,5 daima istikbâr (ٱسْتِكْبَار / kibirlenme, büyüklük taslama) psikolojisine dayanır. Bu ayet, kimliğini sahip oldukları üzerinden inşa eden insanın hazin hikâyesini sahneler. Gücün geçici sarhoşluğu, yerini sonsuz bir zillet ve aidiyetsizliğe bırakır. A'raf ehlinin bu hitabı, asrımız insanına etkili bir ahlaki pusula vermektedir: Varlığını rakamların, banka hesaplarının, sanal takipçilerin ve kitlelerin sahte alkışlarına bağlayan her birey, o mutlak terazinin kurulduğu gün kendi ıssızlığıyla yüzleşecektir.
Sonuç
Hülasa, A'râf sûresi 48. ayette resmedilen bu dehşetli hitap, salt eskatolojik (ahirete dair) bir haber metni değil; doğrudan bugünümüzü inşa eden, güce ve niceliğe tapınan aklın putlarını yerle bir eden diriltici bir “dava” mesajı niteliğindedir. Hakikatin terazisinde, kitlelerin alkışı ve servetin yığınları değil; yalnızca mutlak iyiye adanmış temiz bir şahitlik siması ve tavizsiz bir ahlaki duruş ağırlık taşır. Yeryüzünde kibre kapılarak mazlumun sesine sağırlaşanlar, a`râftakilerin nazarından kendilerine yöneltilecek olan “Çokluğunuz (veya biriktirdikleriniz) ve büyüklük taslamanız size bir yarar sağlamadı.” seslenişinin altında ebediyen ezileceklerdir. Nihayetinde iman ve hakiki kurtuluş; güç, makam ve rakam illüzyonlarına sığınmakta değil, Allah'ın mutlak iradesi karşısında asil bir tevazu kuşanmakta ve zalimlerin sahte şatafatına asla aldanmamaktadır.
1- el-Endelüsî Ebû Hayyân, el-Bahru’l-muhît, thk. Sıdkî Muhammed Cemîl (Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1420/1999), 5/59.
2- Fahruddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420/1999), 14/251.
3- Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc Müslim, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ (Beyrut: Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabi, ts.), "el-Birr ve’s-sıla", 2564.
4- Nâsırüddîn Ebû Saîd el-Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl ve esrârü’t-te’vîl, thk. Muhammed Abdurrahman el-Mar`aşlî (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1418/1997), 3/14.
5- Sömürülen toplumlar da “sömürüye müsait olmamak” için çaba göstermelidir. Bk. Mâlik b. Nebî, Vichetü’l-ʿâlemi’l-İslâmî (Dımaşk: Dârü’l-Fikr li’t-Tabaâ ve’t-Tevzi` ve’n-Neşr, 1986), 92.



YAZIYA YORUM KAT