
Sudan: Yarını çalınan çocuklar
“Yıllardır derinleşen kriz, bugün artık geri döndürülmesi çok daha zor bir noktaya ulaştı. Çocukların zihninde yer eden korku, şiddet ve kayıp duygusu, yarının Sudan’ını şekillendirecek.”
Sudan: Yarını Çalınan Çocuklar
Adnan Boynukara / Perspektif
Sudan’da devam eden savaşın ve yaşanan acıların dünyanın gündeminde olmadığının farkındayım. Devam eden savaşın görünmeyen ve unutulan bir savaş olduğunu biliyorum. Yazıların, raporların, açıklamaların, protestoların ve bireysel tepkilerin anlamsızlaştığını görüyorum. Ülkeleri yönetenlerin ve küresel karar vericilerin olan bitene, kendi ajandalarına uygun tutum aldıklarının da farkındayım. 2019 yılından bu yana Sudan’da yaşananları anlamaya çalışan ve bu kapsamda farklı görüşlerde, yüzlerce Sudanlıyla görüşmüş birisi olarak söyleyebilirim ki Sudanlılar da umutlarını kaybetmiş. Daha acı olan ise çatışmanın tarafı olan aktörlerle yaptığım görüşmelerde ortaya çıkan, “silahlı çözümden başka yol yok” anlayışının katılığı. “Siyasal çözüm mümkün olabilir, bakın dünya genelinde bir çok ülke bu yolla sorunlarını çözüyor” dediğimde, gözlerinde beliren öfkeyle karışık vurdumduymazlık insanı ürkütüyor.
“Dördüncü yıla girdik, savaşı durdurmak, çözümü bulmak için başka bir yol mümkün mü?” diye düşünenlerin sayısı çok az. Bu noktada umutsuzluk bir mazeret, duyarsızlık ise tercih. İkisi de aynı sonucu doğuruyor ve tüm olumsuzluklara rağmen konuyu gündemde tutmaktan başka da yapabileceğimiz bir şey yok.
Neden mi bu savaş konusunda kaygılıyım?
Çünkü bu savaşın en ağır yükünü taşıyanlar ne karar vericiler ne de silahlı aktörler. En ağır bedeli, adını dahi duymadığımız çocuklar ödüyor. UNICEF’in Darfur’a odaklanan son raporu, Sudan genelinde yaşanan büyük yıkımın küçük bir kesitini sunuyor. Rakamlar korkutucu. Yerinden edilen, açlıkla karşı karşıya kalan, sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılan milyonlarca çocuktan bahsediliyor. Okula gidemeyen, güvenli bir alana sahip olmayan, her gün şiddetin bin türlü farklı biçimiyle yüzleşen bir nesil büyüyor. Bu çocuklar hem bugünü kaybediyor hem de geleceklerini yitiriyor.
Sudan’daki çocukların durumu, modern çatışmaların en acı gerçeğini gözler önüne seriyor. Savaşlar artık sadece cephelerde yaşanmıyor, aksine toplumların en savunmasız kesimlerinde kazanılıyor ya da kaybediliyor. Siyasi çözümün gecikmesi, diplomatik adımların ertelenmesi, bir çocuğun daha aç kalması, hastalanması ya da hayatını kaybetmesi anlamına geliyor. Sudan için bu tablo yeni değil. Yıllardır derinleşen kriz, bugün artık geri döndürülmesi çok daha zor bir noktaya ulaştı. Çocukların zihninde yer eden korku, şiddet ve kayıp duygusu, yarının Sudan’ını şekillendirecek.
Burada asıl mesele, bu krizin kaçınılmaz olup olmadığı değildi. Bu tablo büyük ölçüde siyasal çözümsüzlüğün ve uluslararası ilgisizliğin sonucu. Buna rağmen savaşın tarafları hâlâ silahların konuştuğu bir düzeni tek seçenek olarak görüyor. Ateşkesin, insani yardımların engelsiz biçimde ulaştırılmasının ve gerçek bir siyasal sürecin başlatılmasının gecikmesi, daha fazla çocuğun hayatından çalınması anlamına geliyor. Bu zorunluluğun somut karşılığı ise önce ateşkes, ardından insani yardımın engelsiz ve güvenli biçimde ulaştırılması, ardından da halkın iradesine dayanan sivil bir geçiş yönetiminin kurulması olacak. Bu süreci desteklemek artık bir beklentiden öte. Bir sorumluluktur. Elbette bu sorumluluğun farkında olan varsa.
UNICEF raporu bu noktada net bir uyarı yapıyor: İnsani yardım çabaları tek başına yeterli değil. Çünkü yardım ulaştırılsa bile güvenli erişim yoksa, ateşkes yoksa ve siyasi irade oluşmamışsa, sürdürülebilir bir çözüm üretmiyor. Dahası, 2026 için yapılan insani yardım çağrısının yalnızca yüzde 16’sının finanse edilmiş olması, uluslararası toplumun bu krize verdiği önemin ne kadar sınırlı olduğunu da gösteriyor.
Ülkenin kaderini belirleyenlerin, halkın özgür iradesine dayanmayan bir güç zemini üzerinden hareket etmesi bu krizi daha da derinleştiriyor. Sivil bir geçiş sürecinin kesintiye uğratılmasıyla şekillenen bu tablo, bugün milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkileyen bir çıkmaza dönüşmüş durumda. Sudanlılar adına karar veren ama Sudanlılardan yetki almayan bir anlayışla kalıcı bir çözüm üretmek mümkün görünmüyor. Öte yandan bölge ülkeleri ve küresel aktörler, Sudan’daki trajediye çoğu zaman kendi çıkar hesapları üzerinden yaklaşıyor. Bu yaklaşım, milyonlarca insanın hayatını ikincil bir meseleye indirgerken, krizin derinleşmesine de zemin hazırlıyor.
Sudan’da yaşananlar küresel bir ahlaki sınav niteliği taşıyor. UNICEF’in de vurguladığı gibi bu çocukların ihtiyacı sempati değil, somut, hızlı ve kararlı bir eylem. Sudan’da yaşananlara küresel gündemin sıradan bir başlığı gibi bakmak, bu trajediyi değersizleştirmek anlamına geliyor. Bunu yalnızca bir “ilgisizlik” olarak kayıtlara geçirmek anlamsız. Bu aynı zamanda bir ilkesizlik. Milyonlarca insanın hayatının söz konusu olduğu bir yerde, sessizlik tarafsızlık değil “kabulleniş” haline geliyor.
Konuşmaya devam etmek bir tercih değil, asgari bir sorumluluktur. Susanlar bu savaşı uzatıyor.






HABERE YORUM KAT