1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. FİLİSTİN

  4. “Ateşkesin” üzerinden aylar geçmesine rağmen Gazze’de hâlâ siyonist terör hüküm sürüyor
“Ateşkesin” üzerinden aylar geçmesine rağmen Gazze’de hâlâ siyonist terör hüküm sürüyor

“Ateşkesin” üzerinden aylar geçmesine rağmen Gazze’de hâlâ siyonist terör hüküm sürüyor

Bir çocuk düğüne giderken hayatını kaybederken, hayatta kalanlar ise geçiş yollarının kapatılması ve hastanelerin çöküşüyle karşı karşıya kalıyor; İsrail’in ölüm rejimi ABD’nin desteğiyle devam ediyor.

05 Mayıs 2026 Salı 09:38A+A-

Dr. Ghada Ageel’in Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Bomba, güpegündüz el-Nafak Caddesi’ndeki kalabalık pazar bölgesini vurdu.

Aynı cadde üzerinde, üç yaşındaki Yahya el-Malahi, katılmak üzere oldukları bir düğün için giydirilmiş yeni kıyafetleriyle babasıyla birlikte bir akrabasının evinden çıkıyordu. Kutlama hazırlıklarına yardım etmek için oraya gitmişlerdi. Birkaç dakika sonra, bir füze yakındaki bir polis aracını vurdu. Yahya anında hayatını kaybetti.

Bu bombalama, bir zamanlar umut ve insanlığın simgesi olarak görülen Amerika Birleşik Devletleri'nin bugün dünyadaki en güvenilmez ülkelerden biri olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Kanıta ihtiyaç duyanlar için Gazze'ye bakmak yeterlidir.

Saldırının ardından, tozla kaplı satıcılar dumanın içinden çıkarak mallarından kurtarabildiklerini kurtarmak için çabaladılar. Diğerleri ise yaralılara doğru koştu ve enkazdan bazıları cansız, bazıları ise hala nefes alan bedenleri çıkardı. Yakındaki taksiler, çoğu kadın olan yolcuların panik içinde kaçmasıyla gürültüyle durdu.

Bu kaos ve terör sahnesi, Filistinlilerin hayatlarının tamamen değersizleştirildiğini ortaya koydu ve Birleşmiş Milletler Yüksek Komiseri'nin “geniş çaplı cezasızlık sayesinde mümkün olan Filistinlilerin hayatlarına yönelik sürekli ihmal” olarak tanımladığı durumu yansıtıyordu.

El-Nafak boyunca yaşayan, yürüyen ve çalışan insanlar, Gazze’deki toplama kampına hapsedilmiş iki milyon Filistinli gibi, İsrail hava kuvvetlerinin sayısız ve amansız saldırılarına maruz kalmaktadır. Bu durum, geçen Ekim ayında imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen devam etmekte olup, bu anlaşmanın günlük yaşam koşullarını ne kadar az değiştirdiğini ortaya koymaktadır.

Olayın ardından çekilen görüntülerde, Yahya’nın babası sırtını duvara dayamış diz çökmüş halde, biricik oğlunun minik bedenini kucaklamış olarak görülüyor.

Çocuğun kanı, babasının yeni giysilerini ıslatıyor ve yere damlarken, o acı içinde haykırıyor: “Elhamdülillah (şükürler olsun), ya Allah, bize bunun karşılığında iyi bir şey ver. Allahım, bunu iyi bir şeyle telafi et." Sanki bu sözler onu ayakta tutacakmış gibi, duayı tekrar tekrar tekrarlıyor.

Yanında, kanla lekelenmiş beyaz gömlekli bir adam onu teselli etmeye çalışıyor, ama söyleyecek söz bulamıyor. Çocuğa bakıyor, kanla lekelenmiş cansız bedenine dokunuyor, oturuyor, tekrar ayağa kalkıyor, babanın başına öpücük konduruyor, sonra tekrar oturuyor; dehşet onu huzursuz ediyor. Yahya'nın babası onu sakinleştirmek için fısıldıyor: “Sorun yok… sorun yok… Allah bize karşılığını verir, Ebu Ayman.”

Saldırıda dört kişi daha öldü, dokuz kişi yaralandı, bazıları ağır yaralı.

Ateşkes yok

El-Nafak Caddesi, Gazze Şehri’nin kalbinde yer alan el-Tuffah (Elma) ve el-Zeytun (Zeytin) mahallelerini ikiye ayırıyor. Şeyh Rıdvan’ı geçip kuzeye doğru ilerlediğinizde, bir zamanlar dünyanın en kalabalık mülteci kampına ev sahipliği yapan Cebaliye’ye varırsınız. Bugün bu bölge, çok sayıda yerinden edilmiş insana da ev sahipliği yapıyor.

Yakınlarda, 14 yaşındaki Ahmed Halawa, İsrail işgal ordusu tarafından vuruldu. Cesedi acilen El-Şifa Hastanesine kaldırıldı, ancak burada hayatını kaybettiği açıklandı. Aile üyeleri keder içinde toplanarak ona veda ettiler.

Aynı günün ilerleyen saatlerinde, 14 Nisan’da, Gazze Şehri’nin batısındaki el-Şati (Sahil) Kampı’nda bir kafenin yakınlarına düzenlenen hava saldırısında en az beş kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı.

Saldırı, Gazze Şehri'nin batı kesiminin çoğuna elektrik sağlayan büyük bir jeneratörü de hedef aldı. Şimdi el-Şati karanlıkta. Yengem orada yaşıyor; ısrarla aramamıza rağmen ona ulaşamıyoruz.

Sözde ateşkes yürürlüğe girdiğinden beri, İsrail sistematik ve acımasızca öldürmeye devam ediyor. “Ateşkes” koşulları altında yaklaşık altı ayda 800'den fazla Filistinli öldürüldü.

Sadece Nisan ayında bile bu eğilim çok açık: 6 Nisan'da Dünya Sağlık Örgütü çalışanlarını taşıyan şoför de dâhil olmak üzere yedi kişi; 7 Nisan'da 10 kişi; 11 Nisan'da 11 kişi; 12 Nisan'da bir kişi; 13 Nisan'da üç kişi ve 14 Nisan'da 11 kişi daha öldürüldü. Ayın sadece ilk iki haftasında 50 Filistinli öldürüldü.

Ateşkes denen şey tamamen başka bir şeye dönüştü: savunmasız sivillere karşı sürekli, soykırım niteliğinde şiddetin normalleşmesi. Son yedi ayda, özellikle de dikkatler İran ve Lübnan'a yönelik saldırılara kayarken, İsrail'in soykırımı daha sessiz bir aşamaya girdi: daha az görünür, ama daha az ölümcül değil.

Ancak Gazze'de ölüm her zaman tek bir anda gelmiyor. İlk saldırıdan sonra hayatta kalmak, güvende olmak anlamına gelmiyor.

Kural tanımayan güç

11 Nisan’da, Gazze’nin merkezindeki Deyr el-Belah mülteci kampında, böbrek diyalizi hastaları El-Aksa Şehitleri Hastanesi önünde toplanarak en temel hakları olan sağlık ve hayatta kalma hakkı için protesto düzenlediler. Gazze’de artık sağlanamayan hayat kurtarıcı tedaviler için yurt dışına gidebilmek amacıyla Refah geçiş kapısının tamamen açılmasını talep ettiler.

Protestoları, bozulmuş ateşkesin başka bir boyutunu ortaya koyuyor: yaşamın kendisinin imkânsız hale geldiği koşulların kasıtlı olarak yaratılması.

Ateşkes şartlarına göre, binlerce hasta ve yaralının – tahmini 17.000 kişi – acil tıbbi bakıma erişebilmesi için Refah geçiş kapısı açılacaktı. Ancak uygulamada İsrail, günde sadece 15 ila 25 hastanın geçişine izin veriyor. Böyle giderse, bu hastaların ihtiyaç duydukları bakıma erişebilmesi neredeyse üç yıl sürecek – ki bu, onların sahip olmadığı bir zaman.

12 Nisan'da, Han Yunus'taki Nasır Hastanesi Genel Müdürü Dr. Atef el-Hout, büyük bir jeneratörün arızalanmasının ardından çaresiz bir çağrıda bulundu. Bu arıza, hastanenin ameliyathane sayısını azaltmasına ve prematüre bebeklerin bakımının yapıldığı birimler de dâhil olmak üzere kritik birimlerdeki klimaları kapatmasına neden oldu. Dr. el-Hout, bu tür bir krizin, temel bakım ve hayatta kalmak için gerekli yedek parçaların, yakıtın ve temel malzemelerin girişini engelleyen devam eden ablukanın doğrudan bir sonucu olduğunu belirtti.

Giderek tırmanan bu tıbbi felakete değinen Filistinli hekim ve Filistin Ulusal Girişimi genel sekreteri Dr. Mustafa Barguti, işgalci güç olan İsrail'in insani yardımın girişini ciddi şekilde kısıtlamaya devam ettiğini kaydetti. Soykırımın başlangıcından bu yana, iki buçuk yılı aşkın bir süredir “Gazze'ye tek bir tıbbi cihaz bile girmedi.”

Ateşkes anlaşması, günde 600 kamyonun Gazze'ye girmesini öngörüyordu. Bu koşullar altında bile, Gazze'deki Filistinliler temel ihtiyaçlarını karşılayamayacaktı, çünkü bunun için en az 1.000 kamyon gerekiyordu. Ancak İsrail, söz verilen 600 kamyonun yaklaşık yüzde 80'ini durdurdu; bu da Gazze'nin günde yaklaşık 200 kamyon aldığını, yani uzmanların hayatta kalmak için gerekli asgari miktar olarak belirttikleri 1.000 kamyonun sadece yüzde 20'sini aldığını anlamına geliyor.

My Lai'den Montgomery'ye, oradan da Guantanamo'ya kadar, ABD her zaman hem yurt içinde hem de yurt dışında derin şiddet ve çelişkilerle damgalanmış acımasız bir emperyal güç olmuştur.

Bununla birlikte, anayasal haklara ve evrensel insan onuruna dayanan bir öz imajını yansıtarak bir parça umut da sunmuştur. Kuruluşunda, insan haklarına yönelik açık bir taahhütle hareket etmişti; ancak bu vaat, kölelik, ırk ayrımı ve süregelen ırksal ve sömürgeci şiddet gibi uygulamalarla defalarca baltalanmıştı.

Bu nedenle ABD, en asil özlemleri ile en karanlık eylemleri arasında gidip gelmiştir. Ancak Gazze, İran ve Lübnan örneklerinde, ABD’nin İsrail’e verdiği destek, ülkenin en yıkıcı dürtülerinin daha da pekiştiğini ortaya koymaktadır. Harvard Üniversitesi’nden Profesör Stephen M. Walt’ı ABD’yi bir haydut devlet olarak tanımlamaya iten de işte bu dürtülerdir.

Ancak bunlar soyut jeopolitik tartışmalar değildir. Bunlar, hava saldırısının enkazında kısa hayatları sona eren Gazze'deki Yahya ve Ahmed gibi bedenlere ve hayatlara ve ABD'nin mümkün kıldığı, silahlandırdığı, hatta yönettiği saldırganlık nedeniyle hayatları yarıda kalan Lübnan ve İran'daki sayısız masum insana kazınmıştır.

Tarih, bu ülkeyi işte bu şekilde hatırlayacaktır.

 

* Dr. Ghada Ageel, Alberta Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde (Edmonton, Kanada) misafir öğretim üyesi ve bağımsız bir akademisyen olup, Faculty4Palestine-Alberta’da aktif olarak faaliyet göstermektedir.

HABERE YORUM KAT