
“Trump her ne kadar ve defalarca zafer ilan etse de ortada bir zafer bulunmuyor"
ABD’nin İsrail’e kurban ettiği “süper güç” imajının fena halde çizildiğini belirten Karataş, "İran, ABD ve İsrail açısından büyük lokma olduğu için yutamadılar. Trump her ne kadar ve defalarca zafer ilan etse de ortada bir zafer bulunmuyor." diyor.
İran Savaşı Üzerinden ABD’nin Süper Gücünü Tartışmak
Doç. Dr. İbrahim Karataş / Fokus+
ABD, soğuk savaşın bitmesinden sonra tek süper güç olarak dünyaya hükmetmeye başladı. Son 35 yılda söz konusu tekliğini sürdüren Amerikalılar, düşmanlarını ve düşman ilan ettiği ülkeleri istila ederek onları cezalandırmaya çalıştı. Bu amaçla 11 Eylül saldırılarıyla hiçbir alakası olmayan Afganistan ve Irak’ı işgal etti. Söz konusu işgalde müttefikler de ABD’den desteklerini esirgemedi.
Düşman ilan ettiği ve hatta İsrail gibi en yakın müttefiklerinin düşman olarak işaretlediği ülkelere saldırmayı görev bilen ve bunu demokrasi, insan hakları vb. gibi bahanelerle meşrulaştırmaya çalışan Amerikalılar, en son 28 Şubat’ta İran’a İsrail’le birlikte saldırdı. Aradan iki aydan fazla bir süre geçti. İranlıların ilk günkü gafletiyle tüm liderlerini öldüren İsrail-ABD ikilisi, hedeflerine halen ulaşabilmiş değiller. Ne rejim çöktü, ne ülke işgal edilebildi, ne İran’ın nükleer programı imha edilebildi, ne de İran ordusu pasifize edilebildi. Üstüne bir de İran’ın Hürmüz Boğazını kapatması geldi ki tüm dünya bir ekonomik krize girdi.
Özetle İran, ABD ve İsrail için büyük lokma olduğu için yutamadılar. Trump her ne kadar ve defalarca zafer ilan etse de ortada bir zafer bulunmuyor. Şayet müttefikleri Amerika’ya destek olsaydı sonuç değişir miydi bilinmez ama müttefikler ABD’nin bile olmayan bir savaşa girmeyerek ABD için her şeyi yapmayacaklarını ilan etmiş oldular. Ayrıca ABD ki daha birkaç ay önce NATO toprağı Grönland’ı işgal planları yapıyordu.
ABD’nin başarısızlığı doğal olarak bu ülkenin süper gücünü de tartışmaya açıyor. Beş yıl önce ABD hala süper bir güç mü konulu bir akademik makale çalışması yaparken ABD’nin birçok alanda dünyanın en güçlü ülkesi olması olmasına rağmen dünyanın tümünü kontrol edebilecek bir güce sahip olmadığını görmüştüm. Örneğin dünya GSMH’sinin %24’ü ABD’ye ait. Ancak bu oranla kalan %76’lık orana sahip tüm dünyaya hükmetmeniz mümkün değil. Askeri olarak da en güçlü ülke ABD’dir ama yine bu alanda da dünyaya jandarmalık edecek günler çok geride kaldı.
Fakat makale yazımı esnasında ABD’nin halen müttefikleri sayesinde süper güç olduğu kanaatine varmıştım. Özellikle Avrupa devletleri ile Japonya, Güney Kore, Kanada gibi çok sayıda Avrupalı müttefik ABD’nin liderliğini kabul ettiği için Amerika’nın süper gücü devam ediyordu.
Ancak devran döndü ve şimdi ABD’yi Donald Trump isminde ne yapacağı belli olmayan, devlet adamlığı kendi ülkesinde bile tartışılan, bizzat müttefiklerini hedefe koymaktan çekinmeyen bir lider yönetiyor. Trump ki İran savaşında hiçbir müttefikinin onayını almadan, sırf İsrail istiyor diye savaşa girdi. Grönland’a göz koymasına ve NATO’dan çekilmekle tehdit etmesine rağmen müttefiklerden destek bekledi. Ancak müttefikleri onun kadar düşüncesizce davranmadığı için kendilerinin olmayan ve bir NATO müttefikine saldırının olmadığı bir savaşa girmediler. Böylelikle ABD (ve İsrail) tek başına kaldı.
Günümüzde ABD’nin en yakın müttefiki İsrail’dir. Trump’ın Avrupalılara yaptığı hakaretlerin hiçbirini İsrail’e yaptığını göremezsiniz. Diğer yandan İsrail’in en yakın müttefiki ABD değildir. Diğer bir deyişle, İsrail ABD için bir savaşa girmez. Onlar ABD’yi kaynakları sömürülecek bir ülke olarak görüyorlar. Maalesef ABD-İsrail ilişkilerinde çoğu kişinin bildiği ve fakat söylemeye cesaret edemediği acı gerçek bu.
Sonuç olarak ABD hiç olmadığı kadar yalnız ve bu durum gücünün sınanması için iyi bir fırsat veriyor. İran savaşı tam da bu amaca hizmet eden bir örnek oldu. Görülüyor ki ABD tek başına hükümranlık sürdüremiyor. Belki İran’a ve başka bir ülkeye bire bir savaşta gücü yeter ama ödeyeceği bedel de ağır olacak. Dolayısıyla varoluşsal bir savaşa girmiyorsa gireceği her savaş varlığından çok parçalar götürüp onu daha da zayıflatacaktır.
Burada Amerikan ordusunun hantal kaldığı gerçeğini de vurgulamak lazım. Amerikalılar internet teknolojisinde gerçekten önde gidiyorlar ve bu sayede ekonomilerini güçlü tutabiliyorlar. Ancak silah endüstrisindeki değişimlere ayak uydurmakta zorlandıkları görülüyor. İran birkaç bin dolarlık kamikaze dronlarla devasa uçak gemilerini uzaklaştırmayı başarırken, iddialara göre daha düşük teknoloji bir hava savunma sistemi ile bir F-35’i vurdu. Savaş meydanları daha küçük ve etkili silahlarla dolarken, ABD halen hacmi büyük silahlara güveniyor. Nitekim bazıları devam eden savaşta ya yok edildi ya da bölgeden uzaklaşmak zorunda kaldı. Şayet gidişat bu şekilde devam ederse ABD’nin elindeki en büyük koz nükleer silahlar olacak. Ancak onların üretimi de zaman geçtikçe kolaylaşıyor. Dolayısıyla silaha Amerikan hegemonyası hızla düşüşe geçiyor.
ABD için tek çıkar yol müttefikleriyle iyi geçinmek olarak görünüyor. Müttefikten kasıt İsrail gibi onu kendi savaşlarında kullanan kötü niyetli ülkeler değil, aynı amaca hizmet eden kadim dostlardır. Trump yönetimi İsrail’i mezkûr dostlarının tümüne tercih ederek onları Amerika’dan uzaklaştırıyor. Şayet bu ısrar sürerse İran hezimetinin benzeri daha çok hezimetlere maruz kalacaktır. Bu durumda ABD’nin Çin gibi yeni süper güç adayı ülkelere kafa tutması mümkün olmayacaktır çünkü kesinlikle kaybedecekleri bir mücadeleye veya savaşa girmiş olacaklardır.
Ancak şundan da nerdeyse eminiz ki Trump yönetimi ABD’yi yönettiği sürece Washington’un güncel olarak izlediği politikaları bırakıp daha akılcı bir dış politika izlemesi olası görünmüyor. Trump’ı seçen Amerikan seçmeni olduğuna göre Amerikalıların da kendi ülkeleri için bir muhasebe yapmaları ve daha mantıklı ve makul düşünen, “Önce Amerika” mottosuna gerçekten inanan liderler seçmesi gerekiyor. Çünkü pek fark etmeseler de ülkeleri yokuş aşağı ve hızlı bir şekilde kötü niyetli birilerinin co-pilotluğunda aşağı iniyor.
Gidişat böyle olursa Amerikan devri çok daha erken kapanacaktır. ABD’nin süper güç olarak sahneye çıkışını 1945 olarak farz edersek hegemonyası 100 yıl bile sürmeyecektir. Çünkü hiçbir hegemon gücünü başka bir ülkeye ücretsiz kiraya vermez. Dostlarını küstürmez. Keyfi işgaller yapmaz. Devlet gücünü başkasının şantajına maruz kalmış, geçmişi karanlık ve ehil olmayan liderlere vermez.






HABERE YORUM KAT