1. YAZARLAR

  2. MURAT KAYACAN

  3. Hakikati bükme hezeyanı ve ebedî hüsran
MURAT KAYACAN

MURAT KAYACAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Hakikati bükme hezeyanı ve ebedî hüsran

23 Nisan 2026 Perşembe 12:56A+A-

araf-45.jpg

Onlar Allah'ın yolundan alıkoyar ve onu çarpık bir hâle sokmak isterler. Onlar aynı zamanda ahireti inkâr ederler.(el-A`râf 7/45)

Hakikatin kendi yalın, dik ve sarsılmaz duruşuna tahammül edemeyen birtakım insanlar, neden onu kendi hevasının dar kalıplarına göre eğip bükmek ister? Yanıt, modern çağın o devasa "post-truth(hakikat-ötesi)”1 yanılsaması içinde saklıdır. O da mutlak doğruyu flulaştırma ve kitleleri ilahî istikametten saptırma çabası, aslında insanın kendi varoluşsal krizini örtbas etme çırpınışıdır. Yeryüzünde kendi sahte cennetlerini inşa etmek adına ilahî nizamı bozmaya kalkışan bu zihniyetin anatomisini Kur’an, sarsıcı bir netlikle önümüze koyar. Bir önceki ayette “Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!”(el-A`râf 7/44) denilen o rahmet yoksunu muhataplarının kimliğini deşifre eden A’râf sûresi 45. ayet, bizi sadece tarihsel bir müşrik tiplemesiyle değil, bugünün hakikati manipüle eden çağdaş zorbalarıyla da yüzleştirir. Asıl soru şudur: Kendi elleriyle eğrilttikleri bu yolda ebediyete yürürken insan, hesap gününün mutlak şeffaflığına nasıl katlanacaktır?

İstikamete Vurulan Darbe ve Hakikati Eğriltme Çabası

İlahî lanetin muhatabı olan zalimlerin belirgin karakteri, hakikatin o pürüzsüz akışına set çekmektir. Ayet, bu varoluşsal ihaneti yaṣuddûne (يَصُدُّونَ / alıkoyarlar, yüz çevirirler) fiiliyle resmederken, sadece ferdî bir inkârı değil, kitleleri Hak’tan mahrum etmeye adanmış sistematik bir engellemeyi işaret eder. Fahreddin er-Râzî’nin(ö. 606/1210) de isabetle vurguladığı gibi bu alıkoyma salt kaba kuvvetle değil, çoğu zaman hak dinin delillerine şüphe tohumları ekerek,2 algıları zehirleyerek gerçekleşir. Tam bu noktada Kur'an, bu zihniyetin en tehlikeli silahını ifşa eder: ʿivecen (عِوَجًا / eğrilik). Beyzâvî’nin(d. 685/1286)dikkat çektiği üzere, dikey ve maddî nesnelerdeki eğriliği ifade eden "avec" kelimesi yerine, soyut, manevî ve inanç düzlemindeki sapmaları anlatan ivec kelimesinin3 seçilmesi muazzam bir belagat inceliğidir. Zira onlar, Allah'ın dosdoğru yolunu kendi eğri hevalarına uydurmak, rölativizmin (görecelilik) o kaygan zemininde mutlak hakikati kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükmek isterler.

Ahiret Körlüğü ve Hesapsızlık Hezeyanı

Bu sistematik saptırmanın ve hakikati tahrif etme cüretinin beslendiği ana damar ise varoluşun en büyük gerçeğine göz yummaktır: bi'l-âḫiratikâfirûn (بِالآخِرَةِ كَافِرُونَ / ahireti inkâr edenlerdir). Hesap şuurunun devreden çıkması, insanı yeryüzünde fütursuz bir tanrılık iddiasına soyundurur. O zaman insan, mutlak adaletin tecelli edeceği bir mahkemeyi yok sayarak, dünyayı kendi ihtiraslarının sınırsız bir oyun alanına çevirir. İnsanı bu derece büyüklenmeye ve ilahî nizamı bozmaya iten şey, dünya hayatının cezbedici geçiciliğine aldanmaktır. Tam bu ontolojik körlük makamında, Hz. Peygamber’in (s) “Yine Allah’a yemin ederim ki ben sizin benden sonra şirk koşmanızdan korkmuyorum; fakat sizin için dünyadan korkuyorum—onda birbirinizle yarışmanızdan.4 şeklindeki o sarsıcı uyarısı devreye girer. Bu nebevî beyan, kuru bir ahlak veya vaaz cümlesi değil; aksine, ahireti reddederek tüm varoluşsal sermayesini geçici bir seraba yatıran kibrin iflasını özetleyen, insanı hakikati eğip bükmeye iten o büyük psikolojik çöküşü deşifre eden vurucu bir felsefi mühür olarak edebi akışın içinde kusursuzca erir.

Sonuç

Netice olarak ele alınan ayetteki ilahi ihtar, tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir grup müşrikin hikâyesi olmaktan ziyade, asrımızın hakikat krizini ve insanın kendi fıtratına ihanetini yüzümüze çarpan diriltici bir silkiniş çağrısıdır. Hakikatin o dosdoğru ve sarsılmaz çizgisini hevasına göre eğriltmeye çalışan çağdaş zihin, ahiretin o mutlak ve kaçamaksız gerçekliği karşısında kendi kurduğu sanal hapishanede boğulmaya mahkûmdur. Asıl mesele, çağın getirdiği ideolojik sapmalara, rölativist rüzgârlara ve hakikati flulaştıran bütün tuzaklara rağmen istikameti koruyabilmektir. Zira yeryüzünde Allah’ın dosdoğru yolunu eğriltmeye kalkanlar, ötelerde o dehşetli lanet nidasıyla sarsıldıklarında müminlerden farklı olarak (Ra‘d 13/35; Yâsîn 36/56; Vâkıa 56/30)sığınacak hiçbir gölge bulamayacaklardır. Nihayetinde iman; eğrilmiş yolların ve çarpıtılmış gerçeklerin tam ortasında, sarsılmaz bir dava bilinciyle Hakk'ın dosdoğru şahidi olmak ve yeryüzündeki adımlarını, hesaba çekilecek hür bir failin asaletiyle atmaktır.

 

1- Oxford sözlüğünün tanımına göre “post-truth”, gerçekliği anlamak ve ona dayalı olarak hareket edebilmek için onu açıklığa kavuşturma kapasitemizin, dört güçlü dalganın yüksek yoğunluklu etkisi sonucunda zayıfladığı durumları ifade eden bir terimdir: Bilgi patlaması ve yıkıcı teknolojiler; kurumlara ve “hakikat üreticilerine” olan güvenin azalması; postmodernist düşüncelerin aşındırıcı etkisi ve sert siyasi mücadeleler. Bk. YaelBrahms, Philosophy of Post-Truth (InstituteforNational Security Studies, 2020), 17-18.

2- Fahruddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb (Beyrut: Dâruİhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420/1999), 14/247.

3- Nâsırüddîn Ebû Saîd el-Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl ve esrârü’t-te’vîl, thk. Muhammed Abdurrahman el-Mar`aşlî (Beyrut: Dâruİhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1418/1997), 3/14.

4- İsmâil Ebu Abdillah el-Buhârî, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ, thk. Muhammed b. Züheyr Nâsır en-Nâsır (Beyrut: DâruTavki’n-Necat, 1422/2001), "Kitâbü’l-Cenâʾiz", 1344.

YAZIYA YORUM KAT