“Foucault Sarkacı”nda köpekleşme sorunu
Ufuk Uras’ın X adlı sosyal paylaşım sitesinde Umberto Eco’nun “Foucault Sarkacı” eserinden yaptığı alıntı, Van’da gerçekleşen ve 4 yaşındaki bir çocuğumuzun vefatıyla sonuçlanan köpek saldırısıyla yeniden gündeme geldi. Köpekleri “insanlaştıran” Alman firması Bosch’un “Anneler Günü” reklamı ise bu tartışmayı iyice alevlendirdi. Uras'ın paylaştığı o sarsıcı pasajda Eco şöyle der:
"Tek başına bir köpekle yaşayan kimseleri alın, bütün gün onunla konuşurlar, sonunda onun kendileri gibi olduğuna inanırlar, ama artık kendileri onun gibi olmuşlardır; onu insanlaştırmakla öğünürler, oysa aslında kendileri köpekleşmişlerdir."
Eco’nun bu satırları, bugün Türkiye’nin sokaklarında yaşanan trajedilerin ve dijital mecralardaki akıl tutulmasının adeta bir röntgenini çekiyor. Bu ifade, modern insanın doğayla kurduğu ilişkinin nasıl bir sapmaya dönüştüğünü ve rasyonel zeminden nasıl koptuğunu yüzümüze çarpıyor.
İnsanlaştırma: Bir Biyolojik Hakaret
Modern kentli birey, beton yığınları arasında kaybettiği aidiyet hissini ve yalnızlığını bir hayvanla doldurmaya çalışırken kantarın topuzunu kaçırdı. Köpeği kendi türünden bir varlık gibi algılama süreci, yani “antropomorfizm”, aslında hayvana yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Bir köpeğe "bebeğim" demek, ona kıyafetler giydirip bir "Anneler Günü" öznesi haline getirmek, onun binlerce yıllık avcı ve sürü hayvanı genetiğini yok saymaktır.
Köpekleri insanlaştırmak, onların pençelerini, dişlerini ve içgüdüsel saldırganlık potansiyellerini görmezden gelmemize yol açıyor. Bu romantik körlük, Van’da bir evladımızın yaşamını yitirmesi gibi somut ve kanlı bir gerçekle karşılaştığında bile maalesef gerçekçi bir duruş sergilemek yerine duygusal barikatlar kurmayı tercih ediyor.
Köpekleşme: Akıl Tutulmasının Diğer Adı
Eco’nun "köpekleşme" olarak betimlediği durum, insanın muhakeme yeteneğini askıya alarak adeta bir sürü psikolojisiyle hareket etmesidir. Bugün sokak köpeği meselesinde taraf olanların bir kısmı, mağdur olan "insanı" değil, fail olan "hayvanı" savunmak için kurduğu dilde tam da bu noktaya savruluyor.
Bir çocuğun yaşam hakkını, bir hayvanın sokaktaki "sınırsız özgürlüğü"nün gerisine koymak, medeniyetin üzerine inşa edildiği insani değerlerin sarsılması demektir.
Eğer bir reklam filmi, annelik gibi en temel insani duyguyu bir köpek figürü üzerinden pazarlayabiliyorsa, burada ciddi bir toplumsal değer erozyonu var demektir. Bu durum artık bir hayvan sevgisi değil, bir kimlik ikamesidir.
Hakikatten Kopuş
Foucault Sarkacı’nda karakterler, dünyayı kendi kurguladıkları hayali bir düzen ve rastgele bağlar üzerinden okurlar.
Türkiye’deki köpek tartışması da benzer bir "gerçek ötesi" evreye hapsolmuş durumda. Sokakların güvenliği gibi teknik ve idari bir mesele; "merhamet" ve "vicdan" gibi kavramların ardına gizlenen bir kutsallaştırma ayinine dönüştürülmüş vaziyette.
İnsanı merkezden çıkaran her "merhamet" söylemi, sonunda kendi türüne yabancılaşan bir toplum yaratır.






YAZIYA YORUM KAT