
İsrail'deki Filistinliler ve yaklaşan Knesset seçimleri
arihsel olarak, İsrail içindeki Filistinli siyasi tutumlar, İsrail siyasi sistemine katılım ile boykot arasında bölünmüştür.
Dr. Sania Faisal El-Husseini'nin Middle East Monitor'de yayınlanan makalesi Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Binyamin Netanyahu’nun sürdürdüğü savaşlar, ona açıkça ek bir siyasi nefes alma alanı ve hayatta kalma şansı sağlamıştır. Bu durum, önümüzdeki Ekim ayında yapılması planlanan seçimlerin ertelenmesinin önünü açabilir; bu sonuç, özellikle bir sonraki seçimde zafer elde etmenin eskisinden çok daha zor olacağı giderek daha açık hale geldikçe, Netanyahu’nun siyasi çıkarlarıyla büyük ölçüde örtüşecektir. İsrail'deki siyasi manzara, artık Netanyahu'nun lehine olmayan bir şekilde değişiyor; buna, seçim şansını daha da zayıflatabilecek Filistinli seçmenlerin ve diğer siyasi güçlerin potansiyel olarak önemli rolü de ekleniyor. İsrail, Gazze ve Lübnan'da savaşa devam ederken, İran ile yeni bir çatışma olasılığı da gündemde kalmaya devam ediyor. Netanyahu'nun siyasi hesaplamaları içinde, İsrail hükümetinin İran ile gerilimi yeniden alevlendirme girişimleri, böyle bir hamle onun siyasi hayatta kalmasına ve çıkarlarına hizmet ediyorsa, tamamen rasyonel görünebilir.
İsrail'deki Filistinliler, o yıl Bennett-Lapid koalisyonunun Netanyahu'yu koltuğundan etmesine önemli bir rol oynadılar.
Binyamin Netanyahu, İsrail tarihinin en uzun süre görevde kalan başbakanıdır. Onun liderliğinde, sağcı Likud Partisi 2009 yılından bu yana İsrail siyasetine damgasını vurmaktadır. Siyasetin ustası olan Netanyahu, seçim şansını artırmak amacıyla planlanan seçim tarihinden sonra da birkaç ay daha iktidarda kalmayı başarabilir. Yasal olarak, İsrail'de seçimlerin ertelenmesi ancak son derece istisnai acil durumlarda mümkündür ve muhtemelen İsrail Knesset'i tarafından kabul edilen özel bir yasa ile geniş bir siyasi konsensüs gerektirecektir. Bu durum daha önce sadece bir kez, 1973 Ekim Savaşı sırasında seçimlerin iki ay ertelendiği zaman yaşanmıştır. Ancak bugün böyle bir senaryonun gerçekleşmesi hiç de kesin değildir. İsrail içindeki kamuoyu baskısı, Netanyahu'yu seçimleri planlandığı gibi gerçekleştirmeye ve yasaya uygun olarak sandık başına dönmeye zorlama yönünde yoğunlaşabilir; bu senaryo şu anda daha olası görünüyor.
Netanyahu, siyasi kariyerini gölgelemeye devam eden yolsuzluk davaları nedeniyle 2021 seçimlerinde iktidardan düşürüldü. Bu davalar hâlâ devam ediyor ve aleyhindeki yargı süreçleri kapsamında hâlâ mahkemeye çıkıyor. 2022 sonunda yeniden göreve gelen Netanyahu, İsrail tarihinin en aşırı sağcı hükümeti olarak kabul edilen bir koalisyon kurdu. Koalisyonu, yargı reformu planlarından ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınmasına kadar uzanan konularda İsrail toplumunun geniş kesimleriyle çatışarak derin bir iç kutuplaşmaya yol açtı. Aynı zamanda, hükümeti döneminde İsrail'in özellikle Gazze'de yürüttüğü savaşlar ile sivil kayıpların ve yıkımın boyutu, İsrail'i modern tarihinde eşi görülmemiş düzeyde uluslararası eleştiriye maruz bıraktı. Netanyahu ayrıca Gazze savaşını kötü yönettiği ve orada tutulan İsrailli esirlerin meselesini yanlış ele aldığı yönündeki artan suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Ayrıca, 7 Ekim olaylarına ilişkin resmi bir soruşturma açılması çağrılarına direnmesi nedeniyle de eleştirildi. Askeri cephelerin genişletilmesinin ve arka arkaya savaşların sürdürülmesinin, en azından kısmen, Netanyahu'nun kişisel hayatta kalmasıyla bağlantılı iç siyasi amaçlara hizmet ettiği yönündeki suçlamalar artmaktadır. İşte bu nedenle, seçim döngüsüyle paralel olarak herhangi bir yeni cephenin açılması, İsrail içinde giderek artan bir şekilde, salt stratejik bir gereklilikten ziyade açık bir siyasi manevra olarak görülmektedir.
Bennett ve Lapid, Gazze’deki Hamas’a karşı yürütülen savaşlar ile İsrail’in Lübnan ve İran’la yaşadığı çatışmalar konusunda genel olarak Netanyahu ile aynı görüşte olsa da, Netanyahu’nun bu çatışmaları yönetme biçimi konusunda keskin bir ayrılık içindeler.
Geçen ayın sonunda, eski başbakanlar Naftali Bennett ve Yair Lapid, bir sonraki Knesset seçimleri öncesinde partileri “Yesh Atid” ve “Bennett 2026”yı “Birlikte” adlı yeni bir siyasi blokta birleştireceklerini duyurdu. Bu, iki adam arasındaki ilk siyasi ortaklık değil. 2021'de güçlerini birleştirerek “değişim hükümeti” olarak bilinen bir koalisyon kurdular ve Netanyahu'nun 12 yıllık iktidarını sona erdirdiler. O yıl Bennett-Lapid koalisyonunun Netanyahu'yu koltuğundan etmesinde İsrail'deki Filistinliler kilit rol oynadı. İttifak, Mansour Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi'nin katılımıyla desteklendi, ancak partiye koalisyon hükümeti içinde bakanlık görevi verilmedi. Yeni açıklanan “Birlikte” ittifakı, Netanyahu'ya karşı zorlu ve son derece rekabetçi geçmesi beklenen seçimler öncesinde İsrail muhalefetini yeniden örgütlemek ve konsolide etmek için şimdiye kadarki en önemli çabayı temsil ediyor.
“Bennett 2026”, genel olarak geçen yıl kurulan milliyetçi bir sağ parti olarak sınıflandırılmaktadır. Bennett, 2012 yılında Yahudi Evi partisinin liderliğini devraldıktan sonra ilk kez ulusal çapta tanınmaya başladı. Daha sonra partiden ayrıldı ve 2018’de Yeni Sağ’ı kurdu; ertesi yıl ise birçok sağ partiyi bir araya getiren Yamina ittifakının başına geçti. Buna karşılık, Lapid’in Yesh Atid partisi, 2012 yılında kurulan merkezci, seküler-liberal bir partidir ve ertesi yıl yapılan seçimlerde önemli bir siyasi güç olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Bennett ve Lapid’in partileri arasındaki ideolojik uçurum açıktır. Tam da bu uçurum, birçok kişinin önceki ittifaklarını kırılgan olarak nitelendirmesine neden olmuş ve ittifakın iktidarda sadece bir buçuk yıl sonra çökmesinin nedenlerinden biri olarak görülmüştür. O önceki ittifak, ortak bir siyasi hedef etrafında kurulmuştu: Netanyahu’yu İsrail siyasetinin merkezinden uzaklaştırmak. Bugün, aynı hedef onları bir kez daha bir araya getiriyor gibi görünüyor.
Bennett ve Lapid, bariz ideolojik farklılıklarına rağmen, iç yönetim ve devlet kurumlarının idaresiyle ilgili bir dizi konuda ve Netanyahu’nun politikalarına karşı çıkma konusunda taktiksel olarak aynı çizgide bulunuyorlar. Netanyahu hükümeti, siyasetçilere ve parlamento partilerine yargıç atamaları üzerinde daha fazla etki sağlayacak yargı reformları için baskı yaptı; bu hamle, İsrail genelinde kitlesel protestolara yol açtı ve yargı bağımsızlığına yönelik bir tehdit ve mahkemelerin siyasallaşmasına doğru atılmış bir adım olarak geniş çapta değerlendirildi. Aynı zamanda Netanyahu’nun koalisyonu, ultra-Ortodoks dini okullardaki öğrenciler için geniş kapsamlı askerlik muafiyetlerini koruyan bir yasa çıkarmaya çalışmıştır; bu hamle, büyük ölçüde sırasıyla Sefarad ve Aşkenaz ultra-Ortodoks topluluklarını temsil eden Şas ve Birleşik Tora Yahudiliği’ndeki Haredi müttefiklerinin çıkarlarını korumak amacıyla atılmıştır. Örneğin Bennett, ulusal güvenlik gerekliliği gerekçesiyle ultra-Ortodoksların askere alınmasını desteklerken, Lapid aynı politikayı farklı bir bakış açısıyla destekliyor ve bunu yalnızca güvenlik meselesi olarak değil, eşitlik ve eşit yurttaşlık yükümlülüğü meselesi olarak ele alıyor.
İki isim, bir dizi diğer önemli konuda da görüş birliğine varıyor. Bennett ve Lapid, Gazze’deki Hamas’a karşı yürütülen savaşlar ile İsrail’in Lübnan ve İran’la yaşadığı çatışmalar konusunda genel olarak Netanyahu ile aynı çizgide olsa da, Netanyahu’nun bu çatışmaları yönetme biçimi konusunda keskin bir ayrılık yaşıyor. Her iki isim de, Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin serbest bırakılmasının savaşın devam etmesinden daha öncelikli olması gerektiğini savunarak, Netanyahu’nun bu konudaki tutumunu eleştirdi. Bennett ve Lapid ayrıca Netanyahu'yu, 7 Ekim olaylarına ilişkin resmi bir devlet soruşturma komisyonu kurulmasını engellemekle suçlamışlardır. Lübnan konusunda her ikisi de ülkeye ve özellikle Hizbullah'a karşı caydırıcılığın sürdürülmesini desteklemektedir; ancak Bennett, Hizbullah'ı İsrail'in kuzey sınırından daha uzağa itmeyi amaçlayan çok daha agresif bir yaklaşımı savunmaktadır. Buna karşılık Lapid, eleştirilerini, tutarlı ve kapsamlı bir İsrail stratejisinin eksikliği olarak gördüğü konuya odaklamıştır.
Bennett ve Lapid, Filistin meselesinde de önemli ölçüde ortak bir tutum sergiliyorlar; ancak Lapid’in görüşleri genellikle daha diplomatik bir dille ifade ediliyor. Bennett, Filistinlilerle müzakereleri açıkça reddediyor, iki devletli çözüme karşı çıkıyor ve bir Filistin devletinin kurulmasını tamamen reddediyor. Buna karşılık Lapid, müzakere ilkesini ve şartlı iki devletli bir çerçeveyi kabul ediyor, ancak büyük tavizler vermeden, sıkı güvenlik koşulları altında ve 1967'de işgal edilen Filistin topraklarından tam bir çekilme olmaksızın. Bennett, yerleşim yerlerinin genişletilmesi ve ilhak politikalarını tutarlı bir şekilde desteklemiştir. 2010 ile 2012 yılları arasında, işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimcilerin ana temsil organı olan Yesha Konseyi’nin başkanlığını yapmıştır. Lapid’in tutumu nispeten daha ılımlıdır; ancak o da büyük yerleşim bloklarının korunmasını desteklemekte, bunların sökülmesine karşı çıkmakta ve mevcut yerleşim yerlerinde inşaatın devam etmesini desteklemektedir.
Netanyahu ve mevcut hükümeti, Filistin meselesine ilişkin olarak, Bennett ve Lapid’inkinden bile daha sert olarak görülen tutumlar benimsemiştir. Koalisyon anlaşmalarında Netanyahu hükümeti, “Yahudiye ve Samiriye” de dâhil olmak üzere “İsrail Toprakları”nın tüm bölgeleri üzerinde yalnızca Yahudi halkının münhasır ve devredilemez bir hakka sahip olduğunu ileri sürmektedir. “Yahudiye ve Samiriye”, İsrail sağının işgal altındaki Batı Şeria’yı ifade etmek için kullandığı İncil’e dayalı bir terimdir. Netanyahu, bu ideolojik tutumu açık bir siyasi doktrine dönüştürmüş ve Filistin devletinin kurulmasını defalarca İsrail için varoluşsal bir tehdit olarak nitelemiştir. Bu gündemi ilerletmek için, hükümetindeki kilit pozisyonları Otzma Yehudit lideri Itamar Ben-Gvir ve Dindar Siyonist Parti başkanı Bezalel Smotrich gibi aşırı sağcı bakanlara emanet etti; her ikisi de hükümeti açıkça yayılmacı ve aşırı milliyetçi bir gündeme doğru iten merkezi figürler haline geldi. Ben-Gvir, Ulusal Güvenlik Bakanı olarak işgal altındaki topraklarda faaliyet gösteren polis ve cezaevi hizmetlerini denetlemektedir ve İsrailli yerleşimciler arasında silah dağıtımını genişletmeyi amaçlayan politikaların baş mimarı haline gelmiştir. Bu arada Smotrich, maliye bakanlığı görevini sürdürürken, Savunma Bakanlığı bünyesinde Batı Şeria’daki Sivil İdare ve yerleşim meseleleriyle ilgili konularda da geniş yetkiler elinde bulundurmaktadır. Kendisi, birçok gözlemcinin işgal altındaki toprakların büyük bir kısmında fiili bir ilhak politikası olarak tanımladığı sürecin ilerletilmesinde merkezi bir rol oynamıştır.
Bennett ve Lapid, Netanyahu'ya karşı çıkma çabalarının bir parçası olarak Gadi Eisenkot'u da siyasi ittifaklarına dâhil etmeye çalışıyor. Güçlü bir güvenlik geçmişine sahip merkezci bir figür olan ve İsrail ordusunun eski genelkurmay başkanı olan Eisenkot, Filistin meselesine ilişkin tutumunda büyük ölçüde Lapid'e benziyor. Ancak Lapid ve Eisenkot’un Filistin meselesine yönelik yaklaşımları, Netanyahu’nun liderliğindeki sağ kanattan daha az sert olsalar da, geleneksel olarak İsrail soluyla ilişkilendirilen yaklaşımlardan hâlâ çok uzaktır. Çatışmayı “yönetmek” ile çözmek arasındaki rekabet halindeki stratejiler arasında, zamanın kendisi birincil ayrıştırıcı faktör olarak görünmekte ve Netanyahu, Bennett ve Lapid ile onları çevreleyen daha geniş siyasi çevrelerin sergilediği farklı katılık derecelerini şekillendirmektedir.
Gadi Eisenkot, Benny Gantz liderliğindeki Mavi ve Beyaz partisinden ayrılmasının ardından şu anda merkezci “Yashar” partisinin başında bulunuyor. “Birlikte” ittifakına katılıp katılmayacağı konusunda henüz nihai bir karar vermiş değil. Gantz’ın partisi ise, yeni ittifaka katılım konusundaki tutumunu henüz resmi olarak belirlememiş olsa da, siyasi olarak Bennett–Lapid kampına yakın durmaya devam ediyor. Aynı zamanda, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu da dâhil olmak üzere tüm bu partiler, Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmaya odaklanan ortak bir hedefi paylaşıyor. Aynı hedef, daha önce Gantz ve Lieberman liderliğindeki partiler de dâhil olmak üzere bu grupları, Bennett-Lapid ittifakı altında kurulan koalisyon hükümetinde bir araya getirmişti.
“Demokratlar” ittifakının da önümüzdeki seçimlerde daha geniş çaplı anti-Netanyahu muhalefetini desteklemesi bekleniyor. İttifak, 2024 yılında, Yair Golan’ın liderliğinde, sırasıyla İsrail İşçi Partisi ve Meretz partileri tarafından temsil edilen merkez sol ve liberal sol akımların birleşmesiyle kuruldu. Tarihsel olarak, sosyal demokrat ve liberal Siyonist bir hareket olan İşçi Partisi, devletin kurulmasından 1977'de Menachem Begin liderliğindeki milliyetçi sağcı Likud partisinin yükselişine kadar İsrail siyasetine hâkim olmuştu. Begin'in İşçi Partisi'ne karşı kazandığı zafer, İsrail'de yaygın olarak siyasi bir “devrim” olarak nitelendirildi ve ülkenin siyasi düzeninde dönüştürücü bir değişimi işaret etti. Bundan sonraki yıllar boyunca iki kamp arasındaki rekabet nispeten dengeli seyretti. Bu dinamik, 1993’te Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasının ardından değişmeye başladı; İşçi Partisi Filistinlilerle müzakere yoluyla bir çözümü benimsemişken, Likud bu sürece kararlı bir şekilde karşı çıktı.
O günden bu yana İşçi Partisi’nin popülaritesi giderek azaldı; İsrail toplumu ise daha da sağa kaydı. 2022’ye gelindiğinde, on yıllardır İsrail siyasetine damgasını vuran bu parti, Knesset’te yalnızca dört sandalye kazanabildi. İlerici sol parti olan Meretz, aynı seçimde barajı aşamadı ve 1992'deki kuruluşundan bu yana ilk kez parlamentoya giremedi. Meretz, işgale son verilmesini açıkça talep etmesi ve yerleşim yerlerinin genişlemesine karşı çıkmasıyla, İşçi Partisi dâhil İsrail'deki çoğu Yahudi partisinden ayrılıyor. Genel olarak bakıldığında, muhalefet partileri Filistinlilere ve bölgesel meselelere yaklaşımlarında Netanyahu'nun mevcut hükümetinden daha esnek ve diplomatik görünüyor.
Netanyahu koalisyonunun yeniden iktidara gelmesinden bu yana, Filistin sorunu en karanlık dönemlerinden birini yaşarken, daha geniş bölge ise on yıllardır görülmemiş bir gerginlik ve savaş ortamına sürüklendi.
Lapid ve Bennett, geçmişte Netanyahu’yu yenilgiye uğratmalarına yardımcı olan düzenlemenin aksine, şu ana kadar İsrail’deki Filistinli partileri ortak “Birlikte” seçim listesine dâhil etmeyi reddettiler. Ancak bu durum, yaklaşan seçimlerde ve Netanyahu hükümetini devirme yönündeki her türlü çabada Filistinlilerin potansiyel olarak belirleyici rolünü azaltmıyor. Her oyun belirleyici olabileceği bir siyasi sistemde, 1948 sınırları içindeki Filistinli partilerin seçimdeki ağırlığı giderek daha belirgin hale geliyor. Bu partilerin artan gücü, daha yüksek düzeyde siyasi koordinasyon ve seçmen mobilizasyonu ile birleştiğinde, nüfusun beşte birinden fazlasını oluşturan ve ülkenin en büyük azınlığını teşkil eden İsrail’deki Filistinlilerin iç çıkarlarına hizmet etmekle kalmayıp, Filistin ulusal meselesine yönelik İsrail hükümeti politikası üzerinde gelecekte bir baskı kaynağı haline de gelebilir.
İsrail’de, hükümetlerin yasal olarak belirlenen dört yıllık görev sürelerini tamamlamadan düşmesi ve bunun sonucunda erken parlamento seçimlerinin yapılmaya başlanması sık rastlanan bir durumdur. İsrail, demokratik devletler arasında en kırılgan parlamenter sistemlerden biri olarak kabul edilmektedir; bunun başlıca nedeni, tek bir ülke çapında seçim bölgesi içinde tam orantılı temsil esasına dayanan seçim sisteminin yapısı ve şu anda yüzde 3,25 olarak belirlenen nispeten düşük seçim barajıdır. Bu sistem, parlamentoda çok sayıda partinin temsil edildiği ve genellikle dar parlamento çoğunluklarına dayanan koalisyon anlaşmalarıyla kurulan hükümetlerin olduğu, oldukça parçalanmış bir Knesset ortaya çıkarmıştır. Bu tekrarlayan kalıplar, dini ve seküler topluluklar, Mizrahi ve Aşkenaz Yahudileri ile Yahudi ve Yahudi olmayan nüfuslar arasında uzanan, İsrail toplumu içindeki derin yapısal bölünmelerin arka planında ortaya çıkmaktadır. Bu seçim sistemi, büyük partilere ve önemli ittifaklara, özellikle de ikinci veya üçüncü en büyük bloklar konumunda olanlara, önde gelen iki adaydan hiçbirine katılmayı reddedmeleri halinde hükümetin kurulmasını engelleme konusunda önemli bir avantaj sağlamaktadır. Aynı zamanda, küçük koalisyon ortaklarından birinin bile çekilmesi tüm hükümeti düşürebileceğinden, bu sistem küçük partilere de önemli bir pazarlık gücü vermektedir.
Bu çerçevede, İsrail siyaseti giderek daha kırılgan ve istikrarsız bir hal almıştır. Bu istikrarsızlık, özellikle 2019 ile 2022 yılları arasında, İsrail’in arka arkaya beş genel seçim düzenlediği dönemde belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu durumun temel nedeni, liderliği İsrail toplumu içinde derin bir kutuplaşmaya yol açan Netanyahu’yu görevden almak gibi tek bir hedef etrafında birçok partinin bir araya gelmesiydi. Netanyahu, 2022'de nihayet yeniden iktidara geldi ve o zamandan beri, geleneksel olarak İsrail toplumu içindeki iç uyumu korumaya katkıda bulunan bir ortam olan savaş ve süregelen bölgesel çatışma atmosferi içinde koalisyonunu korumayı başardı. Ancak bir sonraki seçimlere kadar olan dönem, benzer bir siyasi anı yansıtıyor gibi görünüyor: Netanyahu'yu koltuğundan etmek üzerine odaklanan geniş bir muhalefet konsensüsü, buna eşlik eden ise sürekli savaşın, bölgesel çatışmanın ve dış dünya ile tırmanan gerilimin maliyetleri ve sonuçları üzerine artan kamuoyu baskısı.
İsrail’deki Filistinli partiler, yaklaşan seçimler için tek bir ortak liste oluşturma yönünde giderek daha fazla ilerliyor. Bu yılın başlarında, birçok Filistinlinin İsrail hükümeti ve polisinin ihmali, hatta suç ortaklığı olarak nitelendirdiği, Filistin toplumunda suç ve cinayetlerin keskin artışını protesto etmek amacıyla Sakhnin şehrinde düzenlenen kitlesel gösteri ve yaygın grevin ardından, Filistinli partilerin tek bir seçim çerçevesi altında yeniden birleşmesi yönünde ezici bir duygu ortaya çıktı. Aynı etkinlik sırasında, İsrail'deki Filistinli partiler, yaklaşan seçimler öncesinde Ortak Liste'yi yeniden canlandırmak için çalışacaklarına dair ortak bir taahhüt imzaladılar. Bu girişim, Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe “Hadash”ın başkanı Ayman Odeh, Değişim için Arap Hareketi “Ta’al”ın lideri Ahmad Tibi, Ulusal Demokratik Meclis “Balad”ın başkanı Sami Abu Shehadeh ve Birleşik Arap Listesi “Ra’am”ın başkanı Mansour Abbas’ı bir araya getirdi. Bu adım, artan iç ve ulusal zorluklar karşısında daha fazla siyasi birlik için Filistinlilerin artan baskısını yansıtıyordu.
Son kamuoyu yoklamaları, birleşik bir Filistin seçim listesinin önemli kazanımlar elde edeceğini öngörüyor; bu durum, İsrail parlamentosundaki Filistin temsilini 10 sandalyeden 15'e kadar çıkarabilir.
Böyle bir senaryoda, Ortak Liste, Knesset'te sandalye sayısı bakımından ikinci ya da üçüncü büyük blok olarak ortaya çıkabilir. Ortak Liste'nin geçmişteki deneyimi, İsrail parlamento seçimlerinde Filistin partileri arasındaki birliğin siyasi önemini zaten vurgulamıştır. İttifak ilk olarak 2015 yılında kurulmuş, İsrail’deki önde gelen Filistinli partileri bir araya getirmiş ve Filistinlilerin Knesset’te bugüne kadar elde ettiği en büyük parlamento temsilini sağlamıştı. Ortak Liste, 2015 seçimlerinde 13 sandalye kazanmış, 2020’de temsilini 15 sandalyeye çıkarmış ve o dönemde Knesset’teki üçüncü büyük parlamento bloğu haline gelmişti. İttifak daha sonra bir sonraki seçimler öncesinde parçalandı. Filistinli seçmen katılımı artarsa sandalye sayısı daha da yükselebilir. Filistinli partilerin birliği ve uyumu ile daha yüksek halk katılımı arasında açık bir pozitif korelasyon bulunmaktadır. 2015 Knesset seçimlerinde Filistinli seçmen katılımı yaklaşık yüzde 63,5'e ulaşmış ve bu oran, modern İsrail seçim tarihindeki en yüksek oranlardan biri olmuştur.
2020 yılında katılım oranı %64,8’e yükseldi. Buna karşılık, 2021 ve 2022 seçimlerinde Filistinlilerin katılım oranı sırasıyla %44,6 ve %53,2’ye geriledi; bu eğilim de aynı sonucu doğruluyor. Filistinli partilerin 2022 seçimlerine ayrı listelerle katılma kararı sonrasında, Filistinliler şu anda Knesset’te sadece iki parlamento bloğu tarafından temsil edilmektedir. Yaygın olarak Ra’am olarak bilinen Birleşik Arap Listesi beş sandalye kazanırken, Hadash ve Ta’al arasındaki ittifak da beş sandalye daha elde etti.
Tarihsel olarak, İsrail içindeki Filistinli siyasi tutumlar, İsrail siyasi sistemine katılım ile boykot arasında bölünmüştür. İlk kamp, Hadash, Ta’al ve Ra’am gibi partiler tarafından temsil edilirken, boykot kampı geleneksel olarak İslam Hareketi’nin kuzey kolu ve Filistin milliyetçi akımının bazı kesimleriyle ilişkilendirilmiştir. 2021’de, İslam Hareketi’nin güney kolunun lideri ve siyasi katılımın pragmatik bir savunucusu olan Mansour Abbas, Bennett–Lapid iktidar koalisyonuna katıldı; bu, bir Filistinli Arap partisinin ilk kez resmi olarak bir İsrail iktidar koalisyonuna girmesini işaret etti. Ancak bu hamle, İsrail’deki diğer Filistinli partiler arasında tartışmalı kaldı. Diğer tarafta ise, daha geleneksel bir İslamcı-milliyetçi söylemi temsil eden ve Knesset’e katılımı tamamen reddeden İslam Hareketi’nin kuzey kolunun lideri Raed Salah yer almaktadır.
Filistinlilerin Knesset seçimlerine katılımı, 1949’da yapılan İsrail’in ilk seçimlerine kadar uzanmaktadır. O dönemde Filistinlilerin siyasi katılımı, bağımsız Filistin partileri aracılığıyla değil, büyük ölçüde Arap-Yahudi ortak listeleri, özellikle de Arap-Yahudi komünist akıma bağlı olanlar aracılığıyla gerçekleşiyordu; bu eğilim 1981 yılına kadar büyük ölçüde devam etti. Bu Arap-Yahudi komünist akım daha sonra, eşitlik, sosyal adalet ve işgalin sona erdirilmesini merkezine alan geniş bir siyasi çerçeve olarak 1977'de kurulan Hadash'a (Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe) dönüşmüştür. Bağımsız, Filistin ulusal yönelimli bir listenin ilk önemli ortaya çıkışı, 1984 seçimlerinde Barış için İlerici Liste ile gerçekleşmiş ve bu liste Knesset'te iki sandalye kazanmıştır. 1988'de, Abdulwahab Darawshe'nin liderliğinde Arap Demokratik Partisi kuruldu ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı ve İsrail içindeki Filistinliler için tam sivil eşitlik gibi talepleri savundu. 1990'ların ortalarında, Balad belirgin bir Filistin milliyetçi partisi olarak ortaya çıktı. Ta’al kısa bir süre sonra kuruldu; Birleşik Arap Listesi ise aynı dönemde İslam Hareketi'nin güney kolunun daha geniş hareketten ayrılmasının ardından ortaya çıktı.
Eğer gerçekleşirse, yaklaşan seçimlerde tek bir Arap seçim listesinin oluşturulması, parlamento dağılımını kökten değiştirerek Netanyahu hükümetini devirmede önemli bir araç haline gelebilir. Böyle bir gelişme, Netanyahu bloğunun hükümet kurmak için gerekli olan 61 sandalye çoğunluğunu elde etmesini engelleyebilir ve kazanan tarafı Filistinli partilerle siyasi koordinasyon kurmaya zorlayabilir.
*Dr. Sania Faisal El-Husseini, Filistin’deki Arap-Amerikan Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler profesörü olup, çok sayıda siyasi makale ve araştırma makalesi yayınlamış bir yazar ve araştırmacıdır. El-Husseini, Filistin Ulusal Yönetimi’nde yirmi yılı aşkın bir süre boyunca bilgilendirme ve diplomatik görevlerde çalışmıştır. 2008 yılından bu yana Filistin’deki Birzeit Üniversitesi ve Al-Quds Üniversitesi gibi çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. 2013-2014 yıllarında Oxford İslam Araştırmaları Merkezi ve 2017-2018 yıllarında Georgetown Üniversitesi tarafından akademik misafir olarak davet edilmiştir. El-Husseini, kısa süre önce Arap-Amerikan Üniversitesi'nde Çatışma Çözümleri Bölümü ile Diplomatik ve Uluslararası Hukuk Bölümü'nün öğretim üyesi olmuştur.


HABERE YORUM KAT