1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Almanya'nın “yapıcı diyaloğu” bir aldatmacadır; soykırımcı bir rejime verdiği desteği gizlemek için kullanılan bir paravandır
Almanya'nın “yapıcı diyaloğu” bir aldatmacadır; soykırımcı bir rejime verdiği desteği gizlemek için kullanılan bir paravandır

Almanya'nın “yapıcı diyaloğu” bir aldatmacadır; soykırımcı bir rejime verdiği desteği gizlemek için kullanılan bir paravandır

Almanya, muğlâk ifadeler kullanarak İsrail’e barbarca imha kampanyaları için serbest hareket etme imkânı ve destek sağlamıştır.

17 Mayıs 2026 Pazar 22:20A+A-

Jurgen Mackert’in Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Bu beklenen bir şeydi.

21 Nisan’da Almanya, İtalya ile birlikte, İsrail’in insan hakları ihlalleri, Gazze’ye karşı yürüttüğü soykırım niteliğindeki savaş ve işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti nedeniyle AB-İsrail ticaret anlaşmasının askıya alınması yönünde İspanya, İrlanda ve Slovenya tarafından sunulan önergeyi engelledi.

Siyonist varlık Avrupa pazarına ayrıcalıklı erişimini koruyacağı için bu adım pek bir şeyi değiştirmeyecek olsa da, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, bir başka utanç verici ve maskesini düşüren tepkiyle, üç ülkenin hamlesini “uygunsuz” ilan ederek şöyle dedi: “Kritik konular hakkında İsrail ile konuşmalıyız... Bu, İsrail ile eleştirel ve yapıcı bir diyalog içinde yapılmalıdır.”

“Uygunsuz!”

Gazze'de iki buçuk yıldır süren soykırım ve tüm yardımların abluka altına alınmasından sonra mı? Batı Şeria'da, İsrail işgal güçlerinin yardımıyla “ikinci Nekbe”yi gerçekleştiren “Siyonist yerleşimcilerin pislikleri” tarafından işlenen eşi görülmemiş vahşet ışığında mı? Lübnan'da aylarca sivilleri katletmekten, Büyük İsrail'in insanlık dışı yerleşimci sömürgeci fanatiklerinin Gazze'de yaptığı gibi tüm altyapıyı tahrip etmekten ve İran halkını bombalamaktan sonra mı?

Wadephul, tüm bu iğrenç katliamlara karşı harekete geçmek yerine, Siyonist toplu katiller karşısında Almanya’nın sözde tarihsel sorumluluğu hakkında boş laflar etmekten ve onlarla “yapıcı bir diyalog” kurmanın gerekli olduğu iddiasını mantra gibi tekrarlamaktan başka bir şey sunmuyor.

19 ayda, bu “yapıcı diyalog” Siyonistlerin kurbanları için hiçbir sonuç vermedi, ancak Wadephul bunu sürdürmekte ısrar ettiğinden, bu tür bir diyalogun gerçekte ne anlama geldiğine daha yakından bakmanın zamanı geldi.

Yapıcı diyalog

“Yapıcı diyalog, farklı bakış açılarına sahip insanların, birlikte yaşamak, öğrenmek ve çalışmak için kendi inançlarından vazgeçmeden birbirlerini anlamaya çalıştıkları bir konuşma biçimidir. Bu, insanları sıklıkla ayıran önemli ve karmaşık meselelerle başa çıkmak için özellikle uygundur.”

Eğer bu uzmanlar tarafından ortaya konan bir tanımsa, Almanya ile İsrail arasında böyle bir diyaloga hiç gerek yoktur.

Soykırım, yerleşimcilerin şiddet eylemleri, on yıllardır süren Nekbe, Güney Lübnan’ın yıkımı ve Lübnan ile İran’daki yerleşim bölgelerine yönelik bombardımanlar söz konusu olduğunda, Berlin ile Siyonistler arasında açıklığa kavuşturulması gereken tek bir “farklı bakış açısı” bile yoktur. Onlar “birbirlerini anlıyorlar”; “kendi inançlarından vazgeçmek” zorunda bile değiller ve bu suçların hiçbiri onları “bölmez”.

Daha da fazlasını öğreniyoruz: “Temelde, yapıcı diyalog karşılıklı anlayışı önceliklendirir: başkalarının sizin görüşlerinize karşı aynı çabayı gösterdiğini bilerek, başkalarının görüşlerini anlamaya yönelik ortak çaba. Bu süreç sayesinde katılımcılar kendi bakış açılarını zenginleştirebilir, farklılıkları netleştirebilir, ortak noktalar ortaya çıkarabilir, hatta bir zamanlar ulaşılamaz gibi görünen gelecekteki işbirliği fırsatları yaratabilirler.”

Bu, böyle bir diyaloğun aslında neden anlamsız olduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Siyonistlerin işlemeye devam ettiği tüm insanlık suçları ışığında, onlar ile Almanya arasında zaten bir “karşılıklı anlayış” mevcuttur. Ve şüphesiz ki, Almanya Başbakanı Friedrich Merz için, en yakın dostlarının Gazze’de ve ötesinde yapmayı duyurdukları, yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri her ne ise, bu soykırımdan başka bir şey değildir.

“Yapıcı bir diyalog”da Berlin ile Siyonist varlık, bakış açılarını “zenginleştiremez” ya da “farklılıkları netleştiremez”; zira Siyonistlerin yaptığı her konuda tam bir mutabakat içindedirler.

“Ortak bir zemin bulamazlar”, çünkü onlar silah arkadaşları ve soykırım müttefikleridir. Ve “gelecekteki işbirliği için fırsatlar oluşturamazlar” çünkü Filistin halkına yönelik katil soykırım projesi ne kadar ortak bir projeyse, Lübnanlıların ve İranlıların ardından gelen imha da öyleydi. Hiçbiri hiçbir zaman “ulaşılamaz” görünmedi.

Sis bombası atmak

Üç AB üye devletinden baskı gören Wadephul, “yapıcı diyalog”un ne anlama gelmediğine dair bir başka örnek olarak, büyük ölçekli bir aldatmacadan başka bir şey olmayan, denenmiş ve kanıtlanmış bir taktiğe başvurarak yanıt verdi.

“Yapıcı diyalog, başkalarını ikna etmek ya da bir tartışmayı kazanmakla ilgili değildir ve karşı tarafın hatalı olduğunu kanıtlamakla da ilgisi yoktur. Bunlar diğer konuşma biçimleri için makul hedefler olabilir, ancak yapıcı diyalogun amaçları bunlar değildir.”

İşte bu yüzden Almanya “yapıcı diyaloğu” sürdürmek istiyor. Tanımı gereği, bu diyalog aslında yapılması gereken her şeyi dışlıyor.

Bu ikiyüzlü “yapıcı diyalog”, Alman dışişleri bakanının aslında yapması gereken şeyi yapmasını engellemeyi amaçlamaktadır: Siyonistleri iğrenç suçlarını durdurmaya ikna etmek ve onlara baskı uygulamak. İsrail olarak bilinen bu ölüm makinesine karşı durmak ve onun katlettiği insanların hayatlarını kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapması gerekirdi.

Boş sözler yerine eylemler, bir Alman dışişleri bakanının görevi ve hatta tarihsel sorumluluğudur. Bu ne kadar yapıcı olurdu? Bu, Siyonist nekropolitikaya değil, doğrudan yaşamın davasına hizmet ederdi.

Yine de, bir Alman dışişleri bakanının sadece sonuçsuz, boş “yapıcı” konuşmalar yapmadığını hayal edebiliyor musunuz? Her gün neredeyse sonsuz sayıdaki barbarca suçu işleyen Siyonist rejime kim cesaret edip yaptırım uygulayabilir ki?

‘Önce İsrail’

Kesinlikle hayır, ancak Wadephul’un “yapıcı diyalog” çağrısından öğrenilecek çok şey var.

Almanya'nın iki buçuk yıldır soykırımı ve Lübnan, Suriye ve İran'a karşı devam eden saldırı savaşlarını kayıtsız şartsız destekleyip teşvik ettikten sonra, şimdi böyle bir “yapıcı diyalog” çağrısı yapmak, aslında “Önce İsrail” demek.

Bir başka “yapıcı diyalog” da hiçbir sonuca varmayacaktır, çünkü bunun amacı bir sonuca varmak değildir ve varmamalıdır. Hiçbir şeyin değişmesi beklenmemektedir. Filistin halkının ve diğer Arap halklarının ortadan kaldırılması süreci devam edecektir. Bu, hem Almanya’nın hem de Siyonistlerin Arap ve Fars medeniyetlerine karşı besledikleri, beyaz üstünlüğüne dayanan ve zar zor gizlenmiş bir küçümsemenin ifadesidir.

Öte yandan Almanya, Siyonizmin Batı medeniyetine katkısını onurlandırıyor; bu katkı, esasen insanları öldürmek ve kontrol etmek amacıyla en gelişmiş askeri teknolojilerin ve en sofistike gözetleme teknolojilerinin geliştirilmesinden ibarettir. Her ikisi de, Almanya’nın desteklediği ve bundan çıkar sağlamaya çalıştığı Siyonist ölüm kültünün ifadeleridir.

“Önce İsrail” – bu, on yıllardır süregelen, son derece Alman bir doktrindir.

Bugün sonuçlarını görüyoruz: Alman hükümeti, soykırım karşısında bile, “yaratıcı diyalog” çağrısı yaparak kendi halkını ve dünyayı yatıştırmaya ve aldatmaya çalışırken, aynı zamanda Kıyamet’in mesihçi-Siyonist atlılarına da yol açıyor.

Çocukları, kadınları ve erkekleri kasten öldürmek ve sakatlamak, bütün aileleri ortadan kaldırmak, gazetecileri, yardım görevlilerini ve sağlık çalışanlarını katletmek, hastaneleri, okulları, köyleri, konut komplekslerini ve bütün mahalleleri yerle bir etmek – işte “dünyanın en yozlaşmış ordusu” Almanya’nın yardımıyla bunu yapıyor.

Wadephul'un önerdiği “yapıcı diyalog”, Almanya’nın tamamen yapıcı bir tavırla Siyonistlere, barbarca imha kampanyalarını sürdürmeleri için serbest hareket etme hakkı ve destek vereceğini garanti ettiği bir başka kahve masası sohbetinden başka bir şey değildir.

Hiçbir sonuç doğmayacağı için, Wadephul’un ifadesini kullanacak olursak, bu tür görüşmeler tamamen “uygunsuz”dur.


*Jurgen Mackert, Almanya’nın Potsdam Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. Daha önce Almanya’nın Erfurt Üniversitesi’nde modern toplumların yapısı alanında geçici profesörlük ve Berlin Humboldt Üniversitesi’nde siyasi sosyoloji alanında misafir profesörlük yapmıştır. Son kitapları arasında “On Social Closure. Theorizing Exclusion, Exploitation, and Elimination” (Oxford University Press, 2024) bulunmaktadır. “Siedlerkolonialismus. Grundlagentexte und aktuelle Analysen” (Ilan Pappe ile birlikte derlenmiştir; Nomos 2024).

 

 

 

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum