1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Görünmez “Sarı Hat”
Görünmez “Sarı Hat”

Görünmez “Sarı Hat”

Eve dönerken durdum; önümde bir engel olduğu için değil, artık yaşayanlara ait olmayan bir yere adım atmak üzere olduğum hissinden dolayı.

17 Mayıs 2026 Pazar 11:02A+A-

Sadık Nawaf Abdul Hafez’in WANN’da yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Eve gidiyorum sanıyordum. Ekim 2025’teki ateşkesin üzerinden birkaç gün geçmişti ve Gazze Şehri’nin doğusundaki Şucaiye’ye giden yolun yeniden açıldığına kendimi inandırmıştım. Kimse bana açılmadığını söylememişti. Hiçbir işaret, hiçbir uyarı yoktu; Salah el-Din Caddesi’nin doğusuna doğru yürürken adımlarımın neden yavaşladığını açıklayabilecek hiçbir şey yoktu.

İlk başta yıkımı suçladım. Hafızamda yer eden binalar, tanıyamayacağım şekillere dönüşmüştü. Bir zamanlar gürültüyle dolu olan sokaklar, artık kasıtlı gibi gelen bir sessizliğe bürünmüştü. Ama sadece bu değildi.

O dönemde, insani yardım çalışmaları kapsamında sürekli mahalleler arasında gidip geliyordum. Aileleri ziyaret edip onlarla oturuyor, neye ihtiyaçları olduğunu ve hâlâ neyin eksik olduğunu anlamaya çalışıyordum. Başkalarının mekânlarına girip kayıplarının hikâyelerini dinlemeye alışmıştım.

Ama o sabah, kendi evime doğru yürürken bir şey farklı gelmişti. Yürümeye devam ettim, kendime beni durduracak hiçbir şey olmadığını söyledim; teknik olarak bu doğruydu. İşaret edip “burada durmalıyım” diyebileceğim görünür bir şey yoktu. Yine de durdum.

Destroyed buildings, rubble, and smoke against a clear sky.

Sadık’ın yürüdüğü Gazze Şeridi’nin kuzeydoğu kısmı. (Fotoğraf: Sadık Nawaf Abdul Hafez)

O anı çok net hatırlıyorum; bir şey olduğu için değil, tam tersine hiçbir şey olmadığı için. Karşıma hiçbir asker çıkmadı, kimse seslenmedi, önümde hiçbir bariyer yükselmedi. Yalnızca, artık yaşayanlara ait olmayan bir yere geçmek üzere olduğuma dair sessiz, inkâr edilemez bir his vardı. O zamanlar insanların oraya “Sarı Hat” demeye başladığını bilmiyordum.

10 Ekim 2025'te ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi ve ilk aşamada güçleri ayırmak ve gerginliği azaltmak amacıyla bu Sarı Hat getirildi. Ancak sahada yaşananlar, bu teknik tanımı hızla aştı. Ateşkesin ikinci aşamasına kadar tam bir geri çekilme yerine, İsrail ordusu hattın doğusunda, özellikle de el-Şucaiye, el-Zeytun ve el-Tuffa gibi Gazze Şehri’nin doğu mahallelerinde kontrolünü genişletmeye başladı.

Bazı yerlerde, Gazze'nin doğu mahallelerini merkez ve batıdaki mahallelerden ayıran Sarı Hat ile Salah el-Din Caddesi arasındaki mesafe 150 metreden fazla değildi. Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçişin durmasıyla birlikte, hat geçici bir önlem olmaktan çıkıp, askeri mevziler, ötesindeki bina kalıntılarının sistematik olarak yıkılması ve hatta adını veren sarı boyalı beton bloklar aracılığıyla sağlamlaştırılmış sabit bir kontrol aracı haline geldi.

Eve doğru yürürken, etrafta sarı beton bloklar görünmüyordu. Tek bildiğim, bir adım daha atamayacağımdı.

A road bulldozed through ruins of buildings, marked by two yellow concrete blocks.

Sadık’ın az önce yürüdüğü alanı artık sarı beton bloklar işaret ediyor. (Fotoğraf: Sadık Nawaf Abdul Hafez)

İtiraf etmekten çekindiğim kadar uzun bir süre orada durup, yeterince beklersem cevabın kendiliğinden ortaya çıkacakmış gibi önüme bakakaldım. Tam o sırada yanımdaki adamı fark ettim. Geldiğini görmemiştim. Birdenbire oradaydı; birkaç adım ötede durmuş, aynı yöne bakıyordu. Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonra, bana dönmeden, “Ateşkes oradaki savaşı durdurdu,” dedi. Başını hafifçe batıya doğru eğdi. “Ama burada değil.”

Ne demek istediğini sormadım. Sanırım zaten anlamıştım. Yine de ona, “Geri döndün mü?” diye sordum.

Başını salladı. “Üç gece,” dedi. “Üç gece kaldım.”

Devam etti: “Üçüncü gece, uyumaya çalışmayı bıraktım.”

Açıklamasını bekledim. Gözleri hâlâ ileriye sabitlenmişti.

“Ses gitmiyor,” dedi sonunda. “Seninle kalıyor.”

İşimde soru sormayı, ayrıntıları takip etmeyi, insanların söylemek istemedikleri şeyleri açıklamaları için nazikçe zorlamayı öğrendim. Ama orada, onun yanında dururken, başka bir şey sormadım. Bazı sessizlikler bozulmamalıdır.

“Sabah,” dedi bana, “eşyalarımı tekrar topladım. Kimseye veda etmedim.”

Bir an sonra ekledi, “Gidiyormuşum gibi gelmedi. Sanki hiç geri dönmemişim gibi geldi.”

Bir süre sonra, sanki başka bir yöne gitmek gibi bir seçenek hiç olmamış gibi, dönüp ikimizin geldiği yoldan geri yürüdü.

A building destroyed by bombing next to a sandy bulldozed road and a yellow concrete block.

Beton sarısı bloklardan bir diğeri. (Fotoğraf: Sadık Nawaf Abdul Hafez)

Orada öylece durdum; bir şeyi beklediğimden değil, henüz girmediğim bir yerden nasıl ayrılacağımı bilmediğim için. Arkamda, tanıdığım şehir uzanıyordu; artık çok az alana sıkışmış çok fazla hayatla dolup taşan bir şehir. Ziyaretlerimden tanıdık gelen yüzler. Artık yuva olmaktan çıkmış, ama yine de kalmaya çalışan insanları barındıran evler. Önümde ise başka bir şey vardı; tam olarak boş sayılmazdı, sadece ulaşılamazdı.

O gün eve gitmedim.

Kendime bunun geçici olduğunu, beni alıkoyan her neyse sonunda ortadan kalkacağını söyledim. Ama uzaklaşırken, bir şeyin çoktan değiştiğini fark ettim. Yol hâlâ oradaydı. Evim hâlâ ileride bir yerdeydi.

Yine de aramızdaki mesafe, artık adımlarla ölçebileceğim bir şey olmaktan çıkmıştı.


* Sadık Nawaf Abdul Hafez, Gazze Şeridi’nin kuzeyinden geliyor. Savaşın başlamasından sadece iki hafta önce Gazze’deki El-Ezher Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden mezun oldu.

“Protez mühendisi olmayı ve bu alanda yüksek lisans yapmayı hayal ediyorum. Ancak savaş, benimle hayallerimin arasına bir engel koydu. Planladığım yüksek lisans programına başlayamadım ve birkaç ay önce diz tendonumda bir sakatlık geçirdim; bu sakatlık bugün bile beni rahatsız etmeye devam ediyor.”

 

 

HABERE YORUM KAT