
İran Savaşı’nın üç saati
Trump ara seçimlerle yarışıyor, İran dayanıklılığa oynuyor ve Netanyahu’nun sonu gelmeyen bir savaşa ihtiyacı var.
Jasim Al-Azzawi’nin al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Her çatışmada takvim, füzeler kadar belirleyicidir. ABD, İsrail ve İran arasında Körfez’i kasıp kavuran savaş da bir istisna değildir. Bu üç başrol oyuncusu, başlıca düşmanlarının ötesinde, zamanla da mücadele etmektedir. Her biri farklı bir siyasi takvime göre hareket etmekte ve kendine özgü, potansiyel olarak ölümcül bir son tarihle karşı karşıyadır.
Washington: Ara seçim saati
Ocak 2025'te Donald Trump, savaş mekanizmasından çok anlaşma sanatına öncelik veren, hızlı diplomasi felsefesiyle göreve geri döndü. Steve Witkoff'u Umman'a gönderdi ve 60 günlük bir son tarih belirledi. İran liderliğine keskin ve kararlı bir darbe indirilmesinin birkaç gün içinde rejimin çöküşüne yol açacağına içtenlikle inanıyordu; bu beklenti, Mossad ve Netanyahu tarafından da destekleniyor gibi görünüyordu. Ancak öyle olmadı.
Hızlı bir zaferin gerçekleşmemesi üzerine ABD, kendini zamanın İran’ın lehine işlediği bir yıpratma savaşının içinde buldu. Chicago Üniversitesi’nden Profesör John Mearsheimer açık sözlüydü: “Trump devasa bir hata yaptı.” Sorun yapısal nitelikte: İran, Hürmüz Boğazı ve Körfez ülkeleriyle İsrail’in hava savunma sistemlerini aşma konusundaki süregelen kabiliyeti sayesinde küresel ekonomi üzerinde önemli bir baskı gücüne sahip; bu da ABD’yi net bir çıkış stratejisinden mahrum bırakıyor.
Yurt içi siyasi maliyet şimdiden ağır. ABD ham petrolü, savaşın patlak vermesinden önceki gün 67 dolar olan fiyatından 90 doların üzerine çıktı. Mart ayında enflasyon yıllık bazda yüzde 3,3 arttı; benzin fiyatları yüzde 21,2 yükselirken, tüketici fiyat endeksindeki aylık artışın neredeyse dörtte üçünü artan enerji maliyetleri oluşturdu.
Trump’ın ekonomi konusundaki destek oranı yüzde 29 ile tüm zamanların en düşük seviyesine geriledi; hatta Cumhuriyetçilerin yüzde 40’u bile artık enflasyon ve artan fiyatlarla mücadelesini onaylamıyor.
Başkan, ara seçimlere yedi ay kala, en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya ve popüler olmayan bir savaşı yönetirken, siyasi açıdan hassas bir konumda bulunuyor. Çatışma yakında sona erse bile, Cumhuriyetçiler Kongre'deki çoğunluğu korumak için mücadele ederken, seçmenler seçim sezonunun sonuna kadar benzin pompasındaki acıyla boğuşmaya devam edebilir.
Acı bir ironi olarak, fiyatları düşüreceğine söz veren adam, bir neslin en büyük enerji şokunu bizzat tetiklemiş olabilir. Bir Cumhuriyetçi stratejist, “Joe Biden'ı deviren tüm sorunlar, şimdi ara seçimlerde Trump ve Cumhuriyetçileri devirme tehdidinde” diye uyardı.
Tahran: Yanan kömürü tutmak
İran'ın hesaplaması da zaman açısından aynı derecede hassas, ancak tersine. Trump'ın hızlı bir çıkışa ihtiyacı varken, Tahran'ın hayatta kalma stratejisi dayanıklılığa bağlı. 28 Şubat 2026'da başlayan savaş, İran'a muazzam bir zarar verdi: Dini Lider Ali Hamaney ve üst düzey askeri yetkililerin öldürülmesi, nükleer altyapıya yönelik saldırılar ve yıkıcı bir ekonomik şok. Yine de rejim çökmedi.
Mearsheimer, İran’ın geniş toprakları ve dağınık askeri varlıklarının, hızlı saldırılarla bu ülkeyi kesin bir şekilde zayıflatmayı zorlaştırdığını ve uzun süreli askeri operasyonların bile İran’ın yeteneklerini ortadan kaldırmasının pek olası olmadığını savundu. İran, füze sistemleri ve bölgesel müttefiklerden oluşan bir ağ da dâhil olmak üzere önemli bir caydırıcı güce sahip olmaya devam ediyor ve bu da ülkenin uzun süreli bir çatışmayı sürdürmesini mümkün kılıyor.
Columbia Üniversitesi’nden ekonomist ve savaşın sert bir eleştirmeni olan Jeffrey Sachs, bu çatışmanın başından beri stratejik açıdan yanlış olduğunu savundu. Sachs, Trump’ın İran’ın nükleer programını sınırlamak için “zaten var olan anlaşmayı yırtıp attığını” söylüyor. Ardından, uzun süredir nükleer silahların İslam hukukuna aykırı olduğunu ilan eden İranlı dini lideri öldürdü ve ardından şu anda bölgesel bir savaşa dönüşen çatışmaya öncülük etti.
İran elinde yanan kömür tutuyor. Acı dayanılmaz, ancak elini bırakmıyor. Tahran’ın stratejisi, Washington’un iç politikadaki zamanının dolmasına yetecek kadar uzun süre cezayı göğüslemek. Petrol fiyatları 100 doların üzerinde seyredip sonunda 150 dolara ulaşırsa, artan enerji maliyetlerinin ağırlığı altında iç desteği çöken Trump’ın anlaşma yapma gücü buharlaşabilir.
Sachs, Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapatılmasının benzeri görülmemiş bir enerji şokuna yol açacağı uyarısında bulundu; zira boğaz, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birini ve dünyadaki sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 30’unu taşıyor.
Tel Aviv: Asla bitmemesi gereken savaş
İsrail’in kısa vadeli çıkarları, Washington’unkilerin tam bir yansımasıdır. Birkaç ay sonra iç hukuk davalarıyla ve seçimlerle karşı karşıya olan Netanyahu’nun, çatışmayı süresiz olarak devam ettirmek için her türlü nedeni vardır. Savaş, eleştirenleri marjinalleştirir, seçmenleri bayrak etrafında birleştirir ve en önemlisi, Lübnan’da ve ötesinde uzun süredir devam eden emelleri gerçekleştirmek için siyasi bir bahane yaratır. ABD ile İran arasında ateşkes ilan edildikten sonra bile Netanyahu’nun ofisi açıkça şunları söyledi: Ateşkes “Lübnan’ı kapsamıyor”.
Haaretz’in deneyimli köşe yazarı ve İsrail’in en acımasız iç eleştirmenlerinden biri olan Gideon Levy, militarizmin Netanyahu için sadece bir siyasi araç değil, onun belirleyici dünya görüşü olduğunu uzun süredir savunuyor. Levy, Chris Hedges’e verdiği demeçte, “İsrail’de savaş her zaman ilk seçenektir, son seçenek değil,” diyerek, diplomasiyi kenara itip sürekli olarak askeri çözümlere yönelen bir siyasi kültüre işaret etti.
Levy, İsrail içinde “bu savaşla ilgili hiçbir soru işareti veya şüpheye yer olmadığını” gözlemledi. Savaş ateşi İsrail’i sardı ve anketler, Yahudi halkı arasında ezici bir destek olduğunu gösteriyor.
Eski İsrailli barış müzakerecisi Daniel Levy, Netanyahu’nun uzun vadeli stratejisi hakkında ciddi bir değerlendirmede bulundu: Bölgesel hegemonyaya ve genişletilmiş hâkimiyete yönelik bir çaba. Netanyahu, “kullan ya da kaybet” mantığıyla hareket ediyor gibi görünüyor. Netanyahu, bu sert güç statüsünü, ABD’nin çöküşünü hızlandırsa ve İsrail’in buradaki geleneksel destek tabanını aşındırsa bile korumaya istekli görünüyor.
Farklı yönlere doğru işleyen üç saat
Bu çatışmayı bu kadar patlamaya hazır hale getiren şey, üç ana aktörün birbiriyle çelişen zaman çizelgelerine göre hareket etmesidir. Trump’ın Kasım ayından önce bir çözüme ihtiyacı var. İran’ın ise Kasım ayına kadar onu atlatması gerekiyor. Netanyahu’nun ise savaşın mümkün olduğunca uzun süre devam etmesine, ya da en azından Lübnan haritasını yeniden çizebilecek, Hizbullah’ı etkisiz hale getirebilecek ve bayrağa sarılmış bir şekilde seçimlere girebilecek kadar uzun sürmesine ihtiyacı var.
Mearsheimer, sonucu kendine özgü doğrudanlığıyla değerlendirerek, İran'ın ilk saldırıdan sağ çıkarak, rejimin çöküşünü önleyerek ve Washington'u bir çıkış yolu aramaya zorlayacak kadar askeri kapasiteyi koruyarak savaşı kazandığını savundu. Nihai anlaşmanın bu gerçeği yansıtacağını öne sürdü. Sachs daha da ileri giderek, Trump'ın kamuoyuna İran'ın ateşkes için çaresiz olduğunu iddia ederken, aslında bir çıkış yolu bulmaya giderek daha istekli görünenin Beyaz Saray olduğunu savundu.
Sonunda, bu çatışmada bombalanamayacak, yaptırım uygulanamayacak veya aldatılamayacak tek aktörün zaman olduğu ortaya çıkabilir. “Ertesi gün”ün mimarisi, bu mantığı kavrayan ve sonuçlarına katlanacak iç siyasi sermayeye sahip olanlar tarafından şekillenecektir. Mevcut kanıtlara göre, zamanın dolduğu tek başkent Washington’dur.
*Jasim Al-Azzawi, haber spikeri, program sunucusu ve medya eğitmenidir. “Inside Iraq” adlı haftalık bir programı sunmuştur.







HABERE YORUM KAT