Dr. Zara Khan / Yakîn Enstitüsü
Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber
Dijital çağda İslami şahsiyet ve ahlaki sorumluluk -1
Dijital çağda İslami şahsiyet ve ahlaki sorumluluk -2
Dijital çağda İslami şahsiyet ve ahlaki sorumluluk -3
3.Bölüm
Görmek için gözler
Görme yeteneği, görmemizi ve anlamamızı sağlar. İnsanlar, iradelerini kullanarak ya ibadet ve Allah’ı anma yoluyla kavrayış araçlarını arındırabilir ya da gaflet yoluyla kendilerine göz bağlayabilirler. Sağlıklı kalp, ubudiyetten uzaklaştırabilecek dünyevi bağlardan arındırılmış kalptir. Fiziksel ve ahlaki görme yeteneğimizde “çerçeveleme” nedir? Çerçeveleme, gerçekliğin belirli bir yönüne sınırlar koyarak, onun bir kısmını ön plana çıkararak net bir şekilde odaklanırken, diğer kısımlarını sistematik olarak dışlama eylemidir. Filmler, haber medyası, sosyal medya ve kişisel elektronik cihazların hepsi çerçeveleme yapar. Çerçevelemenin gücüne ilişkin şu örneği ele alalım. Resim 1, on dokuzuncu yüzyılda erkeklerin ve erkek çocukların katıldığı büyük bir açık hava toplantısını göstermektedir. Resmi kıyafetler giymişler ve varlıklı görünüyorlar.

Ancak, bu resmin kadrajı korkunç bir gerçeği dışarıda bırakmaktadır (bkz. Resim 1)

Bu fotoğraf, 1882 yılında Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde Afro-Amerikalı Frank McManus’un linç edilmesini göstermektedir.16
Aynı zamanda, takım elbiseler giymiş varlıklı erkeklerin ve çocukların katıldığı büyük bir açık hava toplanmasıdır. Ancak Resim 1’de, kadraj sadece toplanmayı göstermekte, linç olayını dışarıda bırakmaktadır. Bağlamı değiştirerek, bu fotoğrafı çerçeveleme biçimimiz onun anlamını tamamen değiştirmektedir. Günümüzde sosyal medyayı tüketme biçimimiz de gerçekliği, anlamını değiştirecek şekilde çerçeveliyor ve bu da görüşümüzü yetersiz kılıyor. Kuşkusuz, tüm medya, herhangi bir anda hangi içeriği göstereceğini seçerek gerçekliği zorunlu olarak çerçeveler. Bu makale, araştırma sorusunu belirli bir şekilde çerçeveliyor ve bu nedenle diğer ilgili konuları dışlıyor. Sosyal medyanın çerçeveleme etkisi, sanal dünyaya giderek daha fazla gömülmemiz ve bunun sonucunda gerçek dünyadan uzaklaşmamız nedeniyle özellikle zararlı hale geliyor.
Her birimiz, sosyal medyada zararlı çerçeveleme örneklerini ya bizzat yaşadık ya da duyduk. Son başkanlık seçimlerinden bu yana, “yankı odası” kavramı, ironik bir şekilde, sosyal medyanın kendisinde yankı buldu. 2015 yılında, Facebook’taki araştırmacılar, 10,1 milyon kullanıcıyı inceleyerek, akışlarındaki haberlerin kaç tanesinin “çapraz kesen” olduğunu, yani kullanıcıların kendi belirttikleri siyasi duruşlarından farklı bir bakış açısını yansıtıp yansıtmadığını değerlendirdiler.17
Araştırmacılar, farklı kaynaklara açık erişim olmasına rağmen, kullanıcıların kendileriyle benzer görüşlere sahip kişilerle çevrelerini sınırladıklarını ve yalnızca önceden sahip oldukları görüşleri doğrulayan haberleri takip edip tıkladıklarını ortaya çıkardılar. Bunun bir kısmı, siyasi bağlılıklarımız uğruna alternatif görüşleri göz ardı ettiğimizde ortaya çıkan “motive edilmiş akıl yürütme”dir.18 Ancak çevrimiçi platformlar, sadece kendi çevremizde dolaşmanın ötesinde, onay önyargısını, ayrışmayı ve kutuplaşmayı besleyerek önemli ölçüde zarar verebilir.
2015 yılında Pew Research’e göre, Y kuşağının %61’i siyasi haberlerini Facebook’tan alıyordu.19 Şu soru akla gelebilir: Bunda ne sorun var? Haberleri Facebook’tan almak kişinin bakış açısını nasıl etkiler ya da çerçeveleme nedeniyle ortaya çıkan çevresel körlüğe nasıl yatkın hale getirir? Facebook, değeri 575 milyar ABD doları olan bir şirkettir;20 gelirinin büyük kısmı, ekranda veya kullanıcıların haber akışlarında görünen reklamlardan gelmektedir.21 Bu durum tüm kurumsal medya için geçerli olsa da22, yine de bu kuruluşlar, üzerinde mutabık kalınan gazetecilik etiği standartları çerçevesinde faaliyet göstererek bilginin yayılmasını az ya da çok denetlerler. Sosyal medyada ise durum böyle değildir.
2006 ile 2017 yılları arasında Twitter’da (yeni adıyla X) yayılan söylentileri inceleyen 2018 tarihli bir MIT araştırmasına göre, yaklaşık üç milyon kişi tarafından 126.000 kadar söylenti yayıldı ve bu yanlış bilgiler 4,5 milyondan fazla kez tweetlendi.23 Araştırmaya göre:
Yalan haberler, doğru haberlerden daha fazla kişiye ulaştı; yalan haber yayılımlarının en üst %1’i 1.000 ile 100.000 kişi arasında yayıldı, oysa doğru haberler nadiren 1.000 kişiden fazlasına yayıldı. Yalan haberler ayrıca doğru haberlerden daha hızlı yayıldı. Gözlemlenen farklılıkların nedeni, haberlerin yenilik derecesi ve alıcıların duygusal tepkileri olabilir. Yalan haberler, tüm bilgi kategorilerinde gerçek haberlere kıyasla önemli ölçüde daha uzağa, daha hızlı, daha derin ve daha geniş bir alana yayıldı; bu etki, yalan siyasi haberlerde daha belirgindi.24
Özellikle milenyum kuşağı ve gençler olmak üzere giderek daha fazla insan haberlerini sosyal medyadan alırken, doğru ve güvenilir bilginin yayılması Facebook veya Twitter gibi sosyal medya devleri için en önemli öncelik değildir. İnsanları ağlar ve takipçi grupları içinde birbirine bağlamak ve paylaşımları kolaylaştırmak önceliktir — bu paylaşımın doğru ya da yanlış olması fark etmez. Bunun manevi boyutları göz ardı edilemez.
İslam’da bilgi okuryazarlığı üzerine konuşan Justin Parrott, bilgi çağındaki araçların faydaları olsa da, bunların olumsuz sonuçlarına ve tehlikelerine karşı dikkatli olmamız gerektiğini belirtir.25 Parrott bize şunu hatırlatır: “Müslümanlar olarak, gerçeğin doğrulanması, kaynak metodolojisi ve bilginin doğru yönetimi dinimizin temel bileşenleridir; işte bu nedenle âlimler, örneğin Hz. Peygamber’in (sav) gerçekten ne söylediğini doğrulamak için büyük çaba sarf etmişlerdir.” Bu bağlamda, güvenilir kaynakları daha az güvenilir veya sahte olanlardan ayırt etmeliyiz. Müslümanlar olarak, bir bilgiye inanmadan önce, ona tepki göstermeden veya paylaşmadan önce kaynağını araştırmak gibi ahlaki bir yükümlülüğümüz vardır.
Peki sosyal medya bu şekilde mi işliyor? Biz onu bu şekilde mi kullanıyoruz? Sosyal medyayı tükettiğimiz bu yüksek hız, bilgiye ve kaynaklarına karşı gerekli özeni göstermeye zaman tanımıyor.
Bunun yanı sıra, sosyal medyanın “görüşümüzü” etkilediği başka faktörler de vardır. Troll fabrikaları, düşük ücretli işçilerin çalıştığı iş yerleridir; bu işçilerin görevi, insanların görüşlerini etkileyen ve belirli konularda web aramalarını istila eden yüz binlerce gönderiden oluşan web içeriğini yaygınlaştırmaktır. Son ABD başkanlık seçimleri sırasında Kremlin yanlısı propagandayı profesyonel bir şekilde üreten Rus troll fabrikasının hikâyesi oldukça yaygın bir şekilde duyuldu.26
Bu fabrikada, düzinelerce işçi on iki saatlik vardiyalar halinde paylaşımlar yazıyordu ve vardiyalarının sonunda yerlerini başka bir grup işçiye bırakıyordu. Onların emeği, sosyal medyayı 24 saat boyunca propaganda —yani yanlış bilgiler ve görüşler— ile doldurdu. Amerikan tarafında ise, İngiliz siyasi danışmanlık firması Cambridge Analytica, veri bilimini kullanarak kararsız seçmenleri Iowa’da Ted Cruz’un zaferine ve Donald Trump’ın ulusal zaferine yönlendirdi.27 Bunu, devasa Facebook reklam kampanyaları yoluyla gerçekleştirdiler.
Hedefli reklamcılığın zihniyet değişikliğine ve davranış değişikliğine yol açtığı kavramını açıklamak için, varsayımsal bir kullanıcının tercih ettiği sosyal medyada yaptığı tipik bir kaydırma hareketini ele alalım. Bu kullanıcının, çoğu Twitter (yeni adıyla X) ve Instagram kullanıcısından daha yaşlı olduğu için Facebook’u tercih ettiğini varsayalım. Onun akışta aşağı doğru yaptığı tipik bir kaydırma şunları içerecektir:
- Arkadaşlarının hayatlarından sıradan paylaşımlar; örneğin tatiller, yemekler ve komik ebeveynlik paylaşımları;
- Haberler ya da savaş, protestolar veya polis şiddetine ait gerçek görüntüler şeklinde sunulan ölümcül şiddet olayları;
- Bu kullanıcının tercihlerine özel perakende reklamları;
- Bilimsel veya tarımsal fotoğraflar, akademik makaleler ve köşe yazıları dâhil olmak üzere çevresel adaletle ilgili içerikler.
Bu içerik, kullanıcımızın “yankı odası”nı oluşturmaktadır. Ve eğer o, eski ya da yeni paylaşımlar arasında her iki yönde de sonsuza dek kaydırmaya devam etseydi, bu kaydırma asla sona ermezdi — ki bu durum başlı başına endişe vericidir. Sonsuz kaydırma, dikkat dağınıklığı ve eğlence için sınırsız imkânlar sunar. Ancak bu, kişinin kendi tercihlerinin ötesindeki gerçekliği görmesini engeller; aynı zamanda, ruhlarımız üzerinde derinlemesine tefekkür etmemizi ve Yüce Allah’ı anmamızı imkânsız kılan zihinsel sükûneti de ortadan kaldırır.
Gerçekte, ölümcül ve haksız şiddet, nitelik açısından alışveriş ya da ebeveynlikle ilgili komedi türündeki kültürel üretimlerle aynı derecede değildir. Yüce Allah, haksız yere bir canı öldürenin, sanki tüm insanlığı öldürmüş gibi olacağını söyler.28
Birinin haksız yere öldürüldüğü haberini almak ya da daha da kötüsü bir cinayetin görüntülerini görmek, sanki biri tüm insanlığı öldürmüş gibi, ruhsal olarak bizi derinden etkilemelidir. Çoğu kullanıcı için ise tam tersi gerçekleşir: Filmlerde, dizilerde, haberlerde, video oyunlarında vb. fiziksel şiddet içeren görüntülere sürekli maruz kalmak, bizi gerçek fiziksel şiddete karşı duyarsızlaştırır.29
Varsayımsal kullanıcımıza geri dönersek, sosyal medya tüketiminin çeşitli unsurlarının göreceli değerlerini belirleyelim.
- Ölümcül ve haksız şiddet, kişinin eylemlerini özel bir aciliyetle yönlendirmeli ve harekete geçmeye çağırmalıdır;
- Çevresel adalet —ve bunun ihlali— kişinin kalbini sarsmalı, dikkatini çekmeli ve özellikle acil eylem türlerine çağrı yapmalıdır;
- Malların alım satımı ve reklamları ticareti oluşturur ve insanın gelişmesi için gerekli olan helal geliri temsil eder;
- Gündelik uyarılar, hayatın, kültürün ve süslemelerin güzel ve gerekli bir parçasıdır.
Yüce Allah, bu hayattan bize düşen payı helal ve güzel bir şekilde yaşamamızı ister. Ancak bir yanda cinayetler ve çevre krizi, diğer yanda ise gündelik uyarılar ve perakende reklamları birbiriyle eşdeğer tutulamaz. Sosyal medya, tüm konuları ve olayları demokratik bir yataylık içine yerleştirerek bu farkı çarpıtıyor. Sonsuz kaydırma akışında, bunları aynı şekilde tüketiyoruz.
Sonsuz kaydırmamızda yaşanan —ve değerler evrenimizi altüst eden— şey, değerlerin düzleşmesi ve iyilik ile kötülüğün doğal hiyerarşisinin demokratikleşmesidir. Bilginin demokratikleşmesi genellikle bilgisayarların ve internetin başarısı olarak gösterilir; ancak bu başarının karanlık yüzü, hiyerarşik değerlerin birbirine eşit hale gelmesidir. Kullanıcımız, komik bir ebeveynlik memine gülen bir emoji ile “tepki” verebilir; silahsız genç bir Siyah erkeğin bir polis memuru tarafından yakın mesafeden vurularak öldürüldüğü görüntülere kızgın bir emoji ile tepki verebilir ve 1970’ten bu yana Kuzey Amerika’da üç milyar kuşun ortadan kaybolduğuna dair bir makaleye (bu, kıtadaki tüm kuşların %29’u!) ağlayan bir emoji ile tepki verebilir.30
Ancak kullanıcımızın aslında yaptığı tek “tepki”, bir düğmeye tıklamaktır. Ne gülüyor, ne ağlıyor, ne de başka bir kişiye karşı öfke duyuyor. Dahası, kullanıcılar “duygular” arasında hızla ve sürekli geçiş yaparlar — bu duyguları tetikleyen olaylar, sonsuz kaydırma içinde bir sonraki gruba yer açmak için hemen unutulmak zorundadır.
Ekrana bakmak, aslında dünyaya bakmak değildir. Ve bu, ekranlarımızın bize sunduğu en ciddi yanılgıdır: Kendimizi iyi bilgilendirilmiş sayıyoruz, oysa gerçekte hemen yanımızda kimin ya da neyin olduğunu bile bilmiyoruz. Dijital ortamda kişilik rolünü oynamak, hem tam anlamıyla kişiliğimize hem de ahlaki sorumluluğumuza bir hakarettir.

Devam edecek >>>
Dipnotlar:
16.Kongre Kütüphanesi, Baskı ve Fotoğraflar Bölümü, Washington, DC, http://hdl.loc.gov/loc.pnp/pp.print.
17. Eytan Bakshy, Solomon Messing ve Lada A. Adamic, “Facebook’ta İdeolojik Olarak Çeşitli Haber ve Görüşlere Maruz Kalma,” Science 348, no. 6239 (Haziran 2015): 1130–32.
18. Rune Slothuus ve Claes H. deVreese, “Siyasi Partiler, Motivasyonel Akıl Yürütme ve Konu Çerçeveleme Etkileri,” Journal of Politics 72, no. 3 (Temmuz 2010): 630–45.
19. Amy Mitchell, Jeffrey Gottfried ve Katerina Eva Matsa, “Facebook, Y Kuşağı Arasında Siyasi Haberler İçin En Önemli Kaynak,” Pew Araştırma Merkezi, 1 Haziran 2015.
20.Bkz. “Facebook Net Değeri 2009–2020,” Macrotrends, https://www.macrotrends.net/stocks/charts/FB/facebook/net-worth.
21. Bkz. Wikipedia, “Facebook” maddesi, son güncelleme tarihi 19 Ekim 2020, 15:49 UTC, https://en.wikipedia.org/wiki/Facebook.
22. İşte bu nedenle, National Public Radio veya Pacifica News Network gibi bağımsız, kurumsal olmayan haber kaynaklarını desteklemeliyiz.
23. Soroush Vosoughi, Deb Roy ve Sinan Aral, “The Spread of True and False News Online,” Science 359, no. 6380 (Mart 2018): 1146–51.
24. Vosoughi, Roy ve Aral, 1146–51.
25. Justin Parrott, “Yalan Haber Çağında Gerçeği Bulmak: İslam’da Bilgi Okuryazarlığı,” Yaqeen, 12 Aralık 2019, https://yaqeeninstitute.org/justin-parrott/finding-truth-in-the-age-of-fake-news-information-literacy-in-islam/.
26. Jolie Myers ve Monika Evstatieva, “Mueller Soruşturmasında Adı Geçen Rus Troll Fabrikasını Ortaya Çıkaran Aktivistle Tanışın,” All Things Considered, NPR, 15 Mart 2015, https://www.npr.org/sections/parallels/2018/03/15/594062887/some-russians-see-u-s-investigation-into-russian-election-meddling-as-a-soap-ope.
27. Bkz. Karim Amer ve Jehane Noujaim’in 2019 tarihli belgeseli The Great Hack.
28. Kur’an-ı Kerim 5:32.
29. Brad J. Bushman ve Craig A. Anderson, “Comfortably Numb: Desensitizing Effects of Violent Media on Helping Others,” Psychological Science 20, no. 3 (2009). Ayrıca bkz. Nicholas L. Carnageya, Craig A. Anderson ve Brad J. Bushman, “Video Oyunlarındaki Şiddetin Gerçek Hayattaki Şiddete Karşı Fizyolojik Duyarsızlaşmaya Etkisi,” Journal of Experimental Social Psychology 43, no. 3 (2006): 489–96.
30. Kenneth V. Rosenberg, Adriaan M. Dokter, Peter J. Blancher, John R. Sauer, Adam C. Smith, Paul A. Smith, Jessica C. Stanton, Arvind Panjabi, Laura Helft, Michael Parr ve Peter P. Marra, “Kuzey Amerika Kuş Faunasının Azalması,” Science 366, no. 6461 (4 Ekim 2019): 120–24.


