İslam şiddeti hoş gören bir din midir? -4

İslam şiddeti hoş gören bir din midir? -4

İslam barışçıl bir din mi, yoksa şiddeti mi teşvik ediyor? Bu, Müslümanlar tarafından bilinen ve uygulanan ana akım İslam’dan ne kadar farklıdır? Bu akademik makale, aşırılıkçılık, İslamofobi ve dini şiddet konularında gerçeği ortaya koymaktadır.

Dr. Nazir Khan / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz


4. Bölüm

Medyada İslamofobi

Ne yazık ki, popüler medyanın büyük bir kısmı, terörist marjinal grupların savunduğu İslam anlayışını dolaylı olarak benimsemiş ve günlük suçlarla ilişkilendirilen “İslami” tanımını tekrar ederek, bunu İslam’ın bir temsili olarak tanıtıp normalleştiriyor. Hatta pek çok siyasetçi, bu hareketleri adlandırırken “İslam” kelimesinin mutlaka yer alması gerektiği konusunda ısrar ediyor. “Kiminle savaştığını bilmezsen, düşmanla savaşamazsın!” diye ısrar ediyorlar.

Peki, şiddet suçlularını 1,5 milyarlık bir inanç topluluğuyla bir tutarsak, bu onların tespit edilmesine nasıl yardımcı olur? Suçlularla barışçıl topluluk üyelerine aynı etiketi kullanmakta ısrar edersek, insanların ikisini birbirine karıştırma olasılığı yüksektir. İslamofobi araştırmacısı Jasmine Zine şöyle belirtiyor: “IŞİD/DAİŞ ve El Kaide gibi grupların eylemlerinin, dünyadaki Müslümanların büyük çoğunluğuyla hiçbir ilgisi yoktur, ancak tüm Müslümanlar bu aşırıcı grupların eylemlerinden sorumlu tutulmaktadır.”50

İslam’ı şiddet ve terörizmle eşdeğer gören mesajların sürekli bombardımanı, günümüzde Müslüman karşıtı duygularda ve Müslümanlara yönelik nefret suçlarında patlama niteliğinde bir artışa yol açmıştır. Kötü adamlar “Radikal İslam”, “İslamcı teröristler” ve “İslamcılar” gibi sayısız lakapla anıldığında, bu isimlerdeki tek ortak payda ve herkesin hatırlayacağı kelime elbette sadece İslam’dır.

Bu fırsattan yararlanarak ve Müslüman dünyasındaki muhalefeti bastırmak, savaş suçlarına verdikleri desteği ve bu suçlara ortaklıklarını meşrulaştırmak amacıyla stratejik bir hamle olarak, Müslümanların ve İslam’ın “güvenlikleştirilmesi”, çoğu Batılı hükümet için Teröre Karşı Savaş’ta en önemli öncelik haline gelmiştir. Bu, devlet aktörlerinin tüm Müslümanları güvenlik merceğinden değerlendirdiği ve İslam’a dair hatalı ve indirgemeci anlayışlarını, potansiyel bir tehdidi belirleyen tek güvenilir belirleyici unsur olarak gördüğü anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, hükümetler Müslüman vatandaşlarının hayatlarını ayrım gözetmeksizin ve haksız bir şekilde etkileyen aşırı yetkilerin getirilmesini meşrulaştırabilmektedir. Örneğin, “iç hainler” fikrine ve “İngiliz değerlerinin” korunmasına yönelik saplantı, okullar, iş yerleri ve kamu hizmetlerine erişim sırasında Müslümanların dini uygulamalarının sıkı bir şekilde gözetlenmesini öngören “Prevent” gibi acımasız Birleşik Krallık hükümeti politikalarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu radikalleşme sürecine, başörtüsü takmak ve namaz kılmak gibi gündelik ve açık İslami uygulamalar da dahil edilmiştir.51 Ayrıca, “aşırılıkçılık” tanımının genişletilmesi sonucunda, bu kavram esasen hükümetin politikalarını veya uygulamalarını eleştiren herhangi bir Müslüman birey veya grubu ifade eder hale gelmiş ve bu durum, Birleşik Krallık’taki en baskın Filistin yanlısı Müslüman hareketlerin çoğunu da uygun bir şekilde kapsama almıştır.52

Bu tür politikalar, her ne olursa olsun, İslamcılığın bölücü tehdidinden İngiliz toplumunu korudukları iddiasından kaynaklanmaktadır. Bunun, bu tür bir gözetim altında yaşayan Müslümanların hayatları üzerinde oluşturduğu yıkıcı etki ortadadır. Bu etkiler arasında, dini özgünlük ve kabul görme söylemlerinin yaygınlaşması da yer almaktadır. 1,5 milyarlık Müslüman inanç topluluğu, daha az meşru bir İslam’ı takip ettikleri ima edilerek, gizlice “sahte Müslümanlar” olarak sunulmaktadır. 2014 yılında Bill Maher’in HBO programına konuk olan Müslüman karşıtı polemikçi Sam Harris, barışçıl Müslümanların “inancını ciddiye almayan, sadece isimde Müslümanlar” olduğunu belirtmiştir. Başka bir deyişle, ona göre şiddet uygulamayan Müslümanlar, inançlarının ilkelerini fiilen uygulamayan sahte Müslümanlardır.

Bazen ana akım Müslümanların inancı, dini metinleri harfiyen takip etmedikleri gerekçesiyle daha az otantik olarak sunulmaktadır. “Harfi harfine yorumlama = radikalizm” şeklindeki bu varsayım, yaygın olmasına rağmen, aslında akademik olarak temelsizdir. İslam tarihi profesörü Chase Robinson şöyle yazmaktadır: “Burada şunu vurgulamak gerekir ki, İslamcılar, Kur’an veya Peygamberin hadisleri gibi metinlerin açık veya apaçık anlamına bağlı kalmaları anlamında ‘lafızcı’ değildirler. Bunun yerine, ideolojik ön varsayımlarına uyan delil metinlerine öncelik verirler; uymayanları ise görmezden gelirler ya da başka şekillerde yorumlayarak geçiştirirler.”53

Militan gruplar, Müslümanları Kur’an’daki emirlerin açık anlamının kesinlikle doğru olamayacağına ikna etmek için sık sık karmaşık argümanlara ve siyasi/duygusal söylemlere başvururlar — Kur’an’ın intiharı kınamasının (Kuran-ı Kerim 4:29) intihar bombalamalarına (bunlara “kendini feda eden şehitlik operasyonları” demeyi severler) uygulanmadığını, ya da “sadece size savaş açanlarla savaşın” şeklindeki Kur’an hükmünün (Kuran-ı Kerim 2:190), yeryüzündeki her insanı potansiyel bir hedef haline getirecek şekilde, mümkün olan en geniş anlamıyla mecazi olarak anlaşılması gerektiğini savunurlar.

Örneğin Bin Ladin, Hz. Muhammed’in ﷺ sivillere yönelik her türlü saldırıyı açıkça kınadığı halde, 11 Eylül saldırılarını onayladığı konusunda bir keresinde sorgulanmıştı. Bin Ladin, Hz. Peygamber’in talimatlarının göreceli olduğunu belirterek şöyle cevap verdi: “Hz. Muhammed’in bebeklerin ve kadınların öldürülmesini yasakladığını kabul ediyorum. Bu doğrudur, ancak bu mutlak bir kural değildir. Biz de onların yaptığını yapacağız. Eğer onlar bizim kadınlarımızı ve masum insanlarımızı öldürürlerse, biz de onlar durana kadar onların kadınlarını ve masum insanlarını öldüreceğiz.”54

Bu tür hareketler intikam kavramlarından beslenir ve düşmanın Müslüman kadın ve çocukları öldürmesinin, onların kadın ve çocuklarını misilleme olarak öldürmeyi meşrulaştırdığını savunurlar — oysa intikam cinayetleri kavramının kendisi, Hz. Muhammed ﷺ tarafından ortadan kaldırılmasıyla bilinen, İslam öncesi bir kabile geleneğiydi.55

“Aşırılık” teriminin tüm bu yanlış kullanımlarına rağmen, İslam bize dini aşırılığın (el-ghuluww) dikkat etmemiz gereken bir gerçeklik olduğunu öğretir; zira Hz. Muhammed şöyle demiştir: “Dinde aşırılıktan (el-ghuluww fī el-dîn) sakının; çünkü sizden öncekiler, dini meselelerde aşırıya kaçtıkları için yok oldular.”56

Aşırılık, seküler çıkarlarla çelişen unsurlar üzerinden değil, Şeriat’ın kanunları ve sınırları çerçevesinde tanımlanır. İslami bakış açısına göre aşırılık, insanların siyasi gündemlerini ilerletmek amacıyla bazı dini metinleri seçici bir şekilde kötüye kullanmaları veya yanlış yorumlamaları, aynı konudaki açık metinleri, ilkeleri ve emirleri ise göz ardı etmeleriyle ortaya çıkar. Kur’an-ı Kerim şöyle der: “Kalplerinde hastalık olanlar ise, kutsal metinlerin belirsiz kısımlarını takip ederler; fitne çıkarmaya ve yoruma başvurmaya çalışırlar; oysa onun gerçek yorumu yalnızca Allah ve ilimle sağlam temellere sahip olanlar tarafından bilinir” (Kur’an-ı Kerim 3:7). Terörist hareketler, kelimesi kelimesine yorumlarla ilgilenmekten uzak olarak, siyasi çıkarlarına uygun olmayan herhangi bir kutsal metin talimatını açıkça göz ardı ederler.

Oysa, özgünlük kavramının bu son derece çarpıtılmış yorumunun etkisiyle medya, siyasetçiler ve genel olarak toplum, güvenlik tehdidi oluşturmayan, sosyal açıdan “kabul edilebilir tek Müslüman”ın, açık dini yükümlülüklerini göz ardı eden, kamusal alanda inancı ve inançları görünmez olan ve yaşam tarzı üzerinde hiçbir etkisi olmayan kişi olduğuna karar vermiştir.

Müslüman dünyasındaki şiddet hareketlerinin kökenleri

İslam öğretileri bu tür cinayetleri ve katliamları açıkça kınıyorsa, bu karmaşa nasıl ortaya çıktı? Terörizm olgusu, aslında oldukça yeni bir olgudur ve bu nedenle, ortaya çıkışını açıklamaya yönelik her türlü bilimsel girişim, yakın tarihi dikkate almalıdır. Orta Doğu’da, modern kargaşayı tetikleyen ve El Kaide gibi hareketlerin ve onun daha da iğrenç bir ürünü olan IŞİD’in ortaya çıkmasına zemin hazırlayan olaylar nelerdir? Psikolojik açıdan, bir insanın bu tür bir vahşete muktedir hale gelmesi için zihninde ne tür bir dönüşüm gerçekleşmelidir?

Güncel ve tarihsel vakaların kapsamlı bir incelemesi, şiddet yanlısı aşırıcı hareketlerin ortaya çıkışı ve yaygınlaşmasının, her ne kadar çok faktörlü bir süreç olsa da, aşağıdaki üç ana faktörün birleşimiyle özetlenebileceğini göstermektedir:

1) siyasi baskı, kargaşa ve istikrarsızlık;

2) acı çeken ve travma yaşamış bir halk;

3) totaliter bir ideolojiye sahip fanatik liderler.57

Şekil 1: Bir yanma üçgeni gibi, şiddet içeren hareketlerin ortaya çıkması ve yayılması için üç temel faktör gereklidir.

Hava, yakıt ve ısıya ihtiyaç duyan bir yangın gibi, yukarıda bahsedilen bu üç unsur da şiddet içeren aşırıcı hareketlerin yayılmasında hayati öneme sahiptir. Bu faktörlerin her birinin Orta Doğu’nun yakın tarihinde nasıl rol oynadığını görmek kolaydır. Müslüman dünyasının tüm bölgeleri arasında, bu bölge bir yüzyıl boyunca en acımasız diktatörlüklerin baskısı altında kalmış, halk boyun eğdirilmiş ve temel insan hakları ile özgürlüklerinden mahrum bırakılmıştır. Rutgers Üniversitesi Orta Doğu Tarihi Profesörü Toby Craig Jones’un da belirttiği gibi, bölge aynı zamanda yabancı güçlerin yoğun ilgisini çekmiş ve “Petrol Savaşları” süresince kapsamlı bir şekilde militarize edilmiştir:

1970’lerde Basra Körfezi’nde başlayan militarizm eğilimi, kısmen Amerika’nın acımasız ve kırılgan otoriter rejimlere verdiği destek ve bu rejimlerin kasıtlı olarak militarize edilmesinin bir ürünü olmuştur. Petrol otokratlarına yapılan devasa silah satışları ve Körfez’de bu hükümdarlara bağımlı ve onları güçlendiren jeopolitik bir askeri düzen kurma kararı, son derece militarize ve kırılgan bir güç dengesi ile sonuçlanmıştır.58 On yıllar süren baskıcı rejimler ve yaptırımların ardından (bu yaptırımlar 1991–1998 yılları arasında 227.000 Iraklı çocuğun ölümüne yol açtı),59 durum, bölge için felaketle sonuçlanan 2003 Irak işgaliyle birlikte daha da kötüleşti. 2003 işgalinden sonraki 3 yıl içinde hayatını kaybeden Iraklıların sayısına ilişkin bazı tahminler, neredeyse 700.000’e kadar çıkıyor.60

Bölgedeki acının boyutu akıl almaz; bu acının şiddetinin basit bir yönü şu istatistikle anlaşılabilir: Yalnızca Felluce şehrinde, (mühimmatlardaki uranyumdan kaynaklanan) radyasyona bağlı doğum kusurlarının sayısı, Hiroşima ve Nagazaki’deki toplam sayının 14 katıydı.61 Yeni doğan bebekleri etkileyen ciddi deformitelerin çoğu, doktorlar tarafından daha önce hiç görülmemişti.

Travma yaşamış bir nüfus, savunmasız bir nüfustur. Bu durum, benzeri görülmemiş bir vahşetle ortaya çıkan şiddet yanlısı aşırıcı hareketler için elverişli bir ortam yaratır. Psikoloji profesörü ve sinirbilimci Ian Robertson, ister Nazilerin Yahudilere, Romanlara ve engellilere yönelik soykırımı, ister Sırpların Boşnaklara yönelik katliamı, ister Kızıl Kmerlerin Kamboçyalıları katletmesi olsun, farklı ideolojilere rağmen insan vahşetinin kökenlerinin sabit kaldığını açıklamaktadır. Robertson, IŞİD’in vahşete ve intikam söylemlerine maruz kalan bir nüfus tarafından beslendiğine dikkat çekiyor.62 Her gün katliamların yaşandığı en uç durumlarda, insan zihni korkunç bir şekilde travmatize olur.

2003 Irak Savaşı’nın ardından mevcut rejim devrildi ve bir iktidar boşluğu oluştu. Daha önce evliliklerin üçte birinin Şiiler ve Sünniler arasında gerçekleştiği bu bölgede, yeni ve şiddetli bir mezhepçi siyaset türü ortaya çıktı. Yeni hükümet, muhaliflere yönelik acımasız zulmüyle çok çeşitli grupları kendinden uzaklaştırmayı başardı. Üstelik, Saddam Hüseyin rejiminin eski askeri güçleri, sonraki gelişmelerde kritik bir rol oynadı. Ağustos 2014’te The New York Times, IŞİD’in önde gelen generallerinin çoğunun Saddam Hüseyin rejiminin eski subayları olduğunu bildirdi.63

Bu durum bize tuhaf gelmelidir—eski sadık laik Baasçı generaller neden sözde dini bir harekete katılsın ki? Bir gecede manevi bir uyanış mı yaşadılar, yoksa fırsatçı, iktidara aç bireylerin yeniden iktidara gelmek için her şeyi yapmaya istekli olmaları ve bu nedenle hükümete karşı savaşmak üzere IŞİD ile güçlerini birleştirmeleri çok daha olası değil mi? Nitekim tarihçi ve araştırma görevlisi Truls Hallberg Tønnessen, Camp Bucca gibi birçok ABD hapishanesinin, isyancılar, küçük suçlular ve Baasçı subayların, Nuri el-Maliki’nin Şii hükümetine karşı ortak düşmanlıkları etrafında bir araya gelerek yeni bir ideolojiye sahip yeni bir örgüt kurmaları için bir “erime potası” işlevi gördüğünü belirtiyor.64

Suçlular, askerler, fanatikler ve isyancılar bir araya geldi ve bu yerel, kutsal olmayan ittifak, IŞİD olarak bilinen modern terör örgütünün kurulmasına yol açtı. Dini-ideolojik retorik, küresel erişim için bir araç ve dünya çapında yeni üyeler toplamak için bir platform sağladı. Batı’da, IŞİD’e katılmak üzere ülkeyi terk eden kişiler, Batı ile İslam arasında varoluşsal bir çatışma olduğu yönündeki retoriğin cazibesine kapıldılar (bu retorik, Batı’daki popüler medya kuruluşları tarafından hâlâ güçlendirilmeye devam ediyor). Terörizmle ilgilenen kişiler genellikle sosyal olarak izole olmuş, çoğu zaman internet yoluyla radikalleşmiş, yerel Müslüman topluluklarından kopmuş ve İslam hakkında temel bilgiden yoksundur. The Guardian gazetesinde ele alınan bir MI5 araştırma belgesinde şunlar belirtilmiştir:

Dini fanatiklerden çok uzak olan terör faaliyetlerine karışanların büyük bir kısmı, inançlarını düzenli olarak uygulamamaktadır. Birçoğunun dini bilgisi yetersizdir ve aslında dini açıdan acemi olarak değerlendirilebilirler. Çok azı son derece dindar ailelerde yetiştirilmiştir ve din değiştirenlerin oranı ortalamadan yüksektir. Bazıları uyuşturucu kullanmakta, alkol almakta ve gece hayatına gitmektedir. MI5, sağlam bir dini kimliğin aslında şiddet içeren radikalleşmeye karşı koruma sağladığına dair kanıtlar olduğunu belirtmektedir.65

Devam Edecek >>>

Dipnotlar:

50. Jasmin Zine, Under Siege: Islamophobia and the 9/11 Generation. (McGill Queen's University Press 2022), s. 46.

51. Prevent programının başlatılmasından bu yana, programın uygulamalarını ve etkilerini inceleyen çok sayıda araştırma ortaya çıkmıştır. Daha fazla bilgi için bkz. Profesör John Holmwood ve Dr. Layla Aitlhadj, “The People’s Review of Prevent,” Prevent Watch, 2022.

52. Bkz. Khadijah Elshayyal, “İngiltere’de aşırılıkçılık: Müslüman grupların isimlerinin açıklanması ve ifşa edilmesi, tüm muhalefeti bastırmayı amaçlıyor,” Middle East Eye, 27 Mart 2024. https://www.middleeasteye.net/opinion/uk-extremism-naming-shaming-muslim-groups-stifle-all-dissent-aims

53. Chase Robinson, Otuz Hayatta İslam Medeniyeti: İlk 1.000 Yıl (Berkeley: Kaliforniya Üniversitesi Yayınları, 2016), s. 211.

54. Usame Bin Ladin, Tayseer Alouni ile röportaj, Al Jazeera, 21 Ekim 2001.

55. IŞİD de, Amerikalı gazeteci Steven Sotloff’un öldürülmesini meşrulaştırmak için bu sapkın intikam mantığını kullanmasıyla ünlüdür. Dabiq dergisinin dördüncü sayısında şöyle yazdılar: “Onun öldürülmesi, ABD’nin kibir ve ihlallerinin bir sonucuydu; tüm ABD vatandaşları, oylar, anketler ve vergiler yoluyla seçtikleri, onayladıkları ve destekledikleri hükümet tarafından temsil edildikleri için bu durumdan sorumludur.” Alıntı: Lizzie Dearden, “IŞİD, Propaganda Dergisinde Steven Sotloff’un Ailesine Yazdığı ‘Mektubu’ Yayınladı,” Independent, 14 Ekim 2014, http://www.independent.co.uk/news/world/middle-east/isis-publishes-letter-from-steven-sotloff-to-family-in-propaganda-magazine-9794613.html. Sotloff’un annesi, “Hiçbir ruh, başka bir ruhun günahlarından sorumlu değildir” şeklindeki Kuran ayetini alıntıladığında İslam’ı daha iyi anlamıştı. Hz. Muhammed ﷺ, Mekke’yi ele geçirdikten hemen sonra bu intikam cinayetleri uygulamasını ortadan kaldırdı ve ilk olarak, kuzeni Rabi’nin oğlunun ölümüne ilişkin kendi klanının intikam talebini reddederek işe başladı.

56. Sunan an-Nasa'i 3057, Sunan İbn Mace 3029.

57. Modern akademinin son derece bölünmüş yapısı nedeniyle bu üç faktör genellikle farklı literatürlerde ele alınmaktadır; sosyologlar, halkı harekete geçiren çevresel faktörlere ve sosyal adaletsizliklere odaklanırken, siyaset bilimciler siyasi bir hareketin yapılandırılmasında ideologların etkisine, psikologlar ise sosyal izolasyon, yabancılaşma ve karmaşık travmanın etkisine odaklanmaktadır. Gerçekte ise tüm bu faktörler tartışma ile ilgilidir ve bütüncül bir yaklaşım gereklidir.

58. Toby Craig Jones, “Amerika, Petrol ve Savaş,” Orta Doğu Amerikan Tarihi Dergisi 99 (2012): 208–18.

59. Richard Garfield, 1990’dan 1998’e Kadar Iraklı Çocuklarda Hastalık ve Ölüm Oranları: Körfez Savaşı ve Ekonomik Yaptırımların Etkisinin Değerlendirilmesi (Notre Dame, IN: Notre Dame Üniversitesi, Joan B. Kroc Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, 1999).

60. Gilbert Burnham, Riyadh Lafta, Shannon Doocy ve Les Roberts, “2003 Irak İşgalinden Sonra Ölüm Oranları: Kesitsel Küme Örneklem Anketi,” The Lancet 368, no. 9545 (2006): 1421–28.

61. Rania Khalek, “Irak’taki Doğum Kusurları Hiroşima’dakinden Daha Kötü,” Rania Khalek (blog), 20 Mart 2013, https://raniakhalek.com/u-s-turns-a-blind-eye-to-iraqi-birth-defects-worse-than-hiroshima/.

62. Ian Robertson, “IŞİD’in Vahşetinin Arkasındaki Bilim”, Telegraph, 17 Kasım 2014, http://www.telegraph.co.uk/comment/11041338/The-science-behind-Isils-savagery.html.

63. Ben Hubbard ve Eric Schmitt, “Askeri Beceri ve Terörist Teknikler IŞİD’in Başarısını Besliyor,” New York Times, 27 Ağustos 2014, http://www.nytimes.com/2014/08/28/world/middleeast/army-know-how-seen-as-factor-in-isis-successes.html?r=0.

64. Truls Hallberg-Tønnessen, “Zerkavi’nin mi, Saddam’ın mı Mirasçıları? Irak’taki El Kaide ile İslam Devleti Arasındaki İlişki,” Perspectives On Terrorism 9, no. 4 (Ağustos 2015).

65. Alan Travis, “MI5 Raporu, İngiltere’deki Terörizmle İlgili Görüşlere Meydan Okuyor,” Guardian, 20 Ağustos 2008, https://www.theguardian.com/uk/2008/aug/20/uksecurity.terrorism1.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir