“Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın”

“Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın”

“Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: 'Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!'” (Hac: 72)

hacc-72

İşte böyle Allah’a karşı zalimce bir tavır takınan, Allah’ın hakkını gasp eden, sadece O’nun hakkı olan kulluğu O’nun dışında bir kısım varlıklara lâyık gören insanlara Allah’ın apaçık âyetleri okunduğu zaman, onların yüzlerinde bir buruşma, bir ekşime, bir kabul etmeme görürüsün Neredeyse kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyanlara saldıracaklar, üzerlerine çullanacaklar. Çünkü adamlar Allah’ın âyetlerini, Allah’ın dinini, Allah’ın sözlerini duymak, dinlemek istemiyorlar. İşte görüyoruz, şu bizim toplumda Allah’ın kitabı kapatılmış, bu kitabın dışında her türlü kitaplar okunuyor.

İşte bakın Allah kitabı kapatan, kitapla ilgisi kesilen, kitabın âyetlerini duymak, dinlemek istemeyen insanları anlatıyor.

De ki: Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah’ın inkârcılara vaad ettiği ateş! O ne kötü bir dönüştür! Evet bundan daha şerlisi, Kur’an’ı kapatan, Kur’an’la ilgisini kesen, Kur’an’a karşı düşman kesilen, Allah’ın kitabını susturmak için hücum eden, kendisine Kur’an duyurulduğu zaman inkârcı kesilen, Kur’an okuyanları boğmaya çalışan, yüzünü ekşiten, Kur’an öğrenme müesseselerinin kökünü kazımaya çalışan kimselerin varacakları yer Cehennem ateşidir.

Öyleyse haydi buyurun, kapatın Kur’an’ları. Almayın elinize kitabı. Çıkarın evlerinizden bu kitabı. Kovun hayatınızdan Onu. Kapatın kulaklarınızı... Duymayın... Kimse okumasın bu âyetleri. Kimse rahatsız etmesin sizleri.

Ama unutmayın ki ateş var, cehennem var. Bu kitabı kapatmanızın, bu kitabı duyuranlara saldırmalarınızın karşılığı cehennemdir. Sen kapatırsan kapat, bunu sen bilirsin, ama kesinlikle bilesiniz ki kapatmak istemeyenlere yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur, bunu da asla unutmayın. Ve sizler de kesinlikle bilesiniz ki ey müslümanlar, ey bu kitabı Allah kullarına duyurmak zorunda olduğuna inananlar sizler bu kitapla beraber olursanız tüm dünya size düşman olsa da, kitapla beraber olduğunuz sürece Allah yardımınızda olacaktır. Bundan zerre kadar şüpheniz olmasın. Rızka Allah kefildir. Ama şunu da unutmayın ki siz kendiniz bu kitabı kapatırsanız hiç kimse de sizi bu kitaba döndüremeyecektir.

BASAİRUL KUR’AN

Onlar delili delille çürütmüyorlar. Kanıt karşısında çaresiz kalınca, delile yenik düşünce kaba kuvvete, saldırganlığa başvuruyorlar. Bu, tağutların değişmez özelliğidir. Ruhlarında bir inatçılık vardır. Saldırgan bir karaktere sahip olurlar. Gerçek söze kulak vermezler, Çünkü onlar bu sözü kaba kuvvetle savunmaktan başka ellerinden bir şeyin gelmediğini çok iyi bilirler.

Bu yüzden Kur’an-ı Kerim onlara tehditle, azapla karşılık veriyor:

“De ki; `Size bu öfkenizden daha kötüsünü haber vereyim mi?”

Bu inkarcı tavrınızdan, bu saldırgan karakterinizden, daha kötüsünü haber vereyim mi?

“Cehennem ateşi.”

Bu, saldırganlığa ve inkarcılığa son derece uygun bir cevaptır.

FİZİLALİL KUR’AN

Fahruddin er-Râzî’nin Tefsîr-i Kebîr adlı eserinde bu âyet-i kerîme, şu temel başlıklar altında incelenir:

1- Râzî, âyetteki "yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın" ifadesini açıklarken; insan kalbinde gizlenen kin, öfke ve hoşnutsuzluğun bazen kişinin yüz hatlarına, kaş çatmasına, suratının asılmasına ve bakışlarına açıkça yansıdığını belirtir. Kâfirler, hakikatle (Kur'an âyetleriyle) yüzleştiklerinde içlerindeki o yoğun öfkeyi bastıramazlar; bu durum dışarıdan bakan bir göz için onların yüzünden kolaylıkla okunur.

2. Tahammülsüzlük ve Fiili Saldırı Eğilimi

Ayetin "Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar" kısmı, batıl inançlarına ve geleneklerine körü körüne bağlanan kimselerin, hakikati duymaya bile tahammül edemediklerini gösterir. Tefsîr-i Kebîr'de vurgulandığı üzere; hakikat o kadar güçlü ve sarsıcıdır ki, ona cevap veremeyen, mantıklı bir delil ortaya koyamayan inkârcılar, çareyi şiddete başvurmakta, Kur'an'ı okuyan veya tebliğ eden müminlere fiilen saldırmaya yeltenmekte ararlar. Bu durum onların çaresizliğinin ve öfkelerinin en üst noktasıdır.

3- Allah Teâlâ, Resûlüne ve müminlere yönelik bu düşmanca tavırlar karşısında Peygamber Efendimize sükûnetle karşılık vermesini ve onlara şu inatlarından çok daha kötü ve acı bir akıbeti hatırlatmasını emreder: Cehennem Ateşi.

Râzî burada çarpıcı bir mukayeseye dikkat çeker: İnkârcılar dünyada müminlerin okuduğu âyetlerden rahatsız olup onlara saldıracak kadar büyük bir öfke ve sıkıntı duyuyorlar; ancak ahirette karşı karşıya kalacakları cehennem azabı, onların dünyada duydukları o geçici sıkıntı ve öfkelerle kıyaslanamayacak kadar şiddetli ve nihai bir felakettir.

Özetle:

Tefsîr-i Kebîr’e göre bu âyet, Kur’an’ın bâtıl üzerindeki yıkıcı ve hakikati ifşa edici gücünü gözler önüne serer. İnkârcıların gösterdiği bu aşırı reaksiyon, aslında ilâhî kelâmın onların sahte dünyasında yarattığı sarsıntının ve korkunun dışa vurumudur. Son mısradaki "Ne kötü varış yeridir orası!" ifadesi ise büyüklük taslayan ve hakarete varan tepkiler gösteren bu kimselerin, ahirette varacakları sefil ve azap dolu son durakla uyarılmasını sağlar.

TEFSİRİ KEBİR

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir