
Biliyor musunuz? Göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilen Allah’tır. İşte kulluk, itaat, teslimiyet böyle her şeyi bilen bir Allah’ın hakkıdır.
Allah’ın göklerde ve yerdeki tüm kullarını, tüm varlıkları bilmesi de öyle zor değildir. Bu Allah için çok kolaydır. Şu anda gökten ne kadar yağmur damlası düşer? Güneşten ne kadar ısı ve ışık gelir? Ağaçlardan kaç yaprak düşer? Ne kadar çiçek açar? Toprağın altına günde kaç insan düşer? Karanlıklarda ve aydınlıklarda kim nerede devinir? Her şeyi bilir Allah.
Allah Teala bu âyet-i kerimede, yarattıklarını çok iyi bildiğini, ilminin, göklerde ve yerde bulunan herşeyi kuşattığını, göklerde ve yerde bulunanlardan zerre kadar bir şeyin dahi onun ilminin dışında bulunamayacağını ve bütün kâinatı daha yaratmadan önce bildiğini ve herşeyi levh-i mahfuzda yazdığını beyan etmektedir.
Allah Teala´nın, bütün mevcudatı daha meydana gelmeden evvel bildiği ve onlan levh-i mahfuzda tespit ettiği hususunda bir Hadis-i Şerifte şöyle buyruluyor:
"Allah, gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene önce, yaratıkların miktarını yazmıştır.
İnsan aklı, gökte ve yerde bulunan bazı şeyleri düşünmekle -yalnızca düşünmekte- gözlemlenebilen alemde ve vicdan aleminde yeralan bunca nesneyi ve şahısları, davranış ve niyetleri, düşünce ve hareketleri kuşatan Allah’ın ilmini tasavvur etmekte bile yetersiz kalır, acze düşer. Ama bütün bunlar, Allah’ın gücü ve ilmi karşısında gayet basit şeylerdir:
“Bu, Allah için kolay bir iştir.”
FİZİLALİL KUR’AN
İslam bilginlerinin "Şeyhülislam" unvanıyla andığı Fahreddin er-Râzî'nin büyük tefsiri Mefâtîhu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir) metodolojisine göre, bu ayet-i kerimenin taşıdığı anlam derinlikleri ve vurguları şu başlıklar altında incelenebilir:
1- Râzî, ayetin başındaki "Elem ta'lem" ("Bilmez misin / Bilmiyor musun?") hitabının tefsirinde, buradaki sorunun inkâr veya cehalet maksatlı olmadığını, aksine "en bilinen, aklen ve naklen kesinlikle malum olan" bir gerçeği hatırlatma (takrir) amacı taşıdığını belirtir.
Allah, kullarının dünyada işledikleri gizli-açık her şeyi, ihtilaf ettikleri her konunun tüm arka planını eksiksiz bilmektedir. Dolayısıyla O'nun hakemliği ve adaleti kusursuzdur.
2- Fahruddin er-Râzî, Allah Teâlâ’nın ilminin hudutsuzluğunu âyetteki "gökte ve yerde ne varsa" ifadesi üzerinden ele alır:
Yüce Allah’ın ilmi sadece büyük ve genel olayları değil; göklerdeki melekleri, yıldızları, hareket eden bütün cisimleri ve yerde bulunan cansızları, bitkileri, hayvanları ve akıl sahibi insanları —onların en gizli niyetlerini, eylemlerini— kapsar.
O’nun bilgisi dışında hiçbir zerre, hiçbir gizlilik kalamaz. Bu genişlik, Allah’ın ilminin hiçbir şekilde eksikliğe veya sınırlılığa uğramayacağının kanıtıdır.
3- Ayetin "İnne zâlike fî kitâb" ("Şüphesiz bunlar bir kitaptadır") cümlesi tefsir bilginlerince genellikle Levh-i Mahfuz veya kader yazgısı olarak açıklanır. Râzî ve diğer müfessirler burada iki inceliğe dikkat çekerler:
Yazılı Kayıt: Evrende meydana gelen ve gelecek olan her şey, Allah'ın ezelî ilminde ve katındaki ana planda (Levh-i Mahfuz'da) eksiksiz bir şekilde kayıt altına alınmıştır.
İlim ile Kitap İlişkisi: Allah’ın bilgisi hafızalardaki unutkanlık veya sonradan öğrenme türünden bir bilgi değildir. O'nun ezeli ilmi, kâinattaki tüm kader programıyla birebir muhabattır. Nesnelerin ve olayların var olmadan önce O’nun katında yazılmış olması, ilmin kuşatıcılığını pekiştirir.
4- Ayetin son cümlesi olan "İnne zâlike alallahi yesîr" ("Şüphesiz bu, Allah'a göre çok kolaydır") ifadesi, insan zihninin idrak sınırlarına yönelik ilâhî bir hatırlatmadır:
İnsanlar çoğunlukla çok büyük sayıdaki verileri akılda tutmakta zorlanır, detaylar arttıkça unutma veya yanılma yaşarlar.
Ancak Yüce Allah için milyarlarca varlığın, geçmişin ve geleceğin, her bir anının ve hareketin bilinmesi ile tek bir zerrenin bilinmesi arasında hiçbir fark yoktur. O'nun kudreti ve ilmi sonsuz olduğundan, en büyük işler dahi O'na son derece kolaydır.
TEFSİRİ KEBİR

