1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Dera'da bir duvar yazısıyla başlayan yangının ilk kıvılcımı
Dera'da bir duvar yazısıyla başlayan yangının ilk kıvılcımı

Dera'da bir duvar yazısıyla başlayan yangının ilk kıvılcımı

Taha Kılınç, Suriye’de 2011’de Der’â’da yaşanan olayların, çocukların gözaltına alınması ve halkın aşağılanmasıyla, kitlesel bir isyana dönüşme sürecini aktarıyor.

29 Nisan 2026 Çarşamba 14:32A+A-

Yeni Şafak / Taha Kılınç

Önce bir mukaddime

“Çocuklarınızı unutun! Karılarınıza gidin, yeni çocuklar yapın. Yapamıyorsanız, benim adamlarım yapar!”

Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan oğullarının salıverilmesi için Suveydâ Valisi Suheyr Ramazan’a başvuran bir grup Der’âlı, bu kaba ve çirkin cevapla karşılaşmıştı. Çocukların tek suçu, Der’â’daki bir duvara şu cümleyi yazmış olmalarıydı: “İcâke’d-dûr yâ duktûr!” (Sıran geldi doktor!) 2011’in o hararetli günlerinde, Tunus Cumhurbaşkanı Zeynelâbidîn bin Ali ve Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra sıranın Suriye Devlet Başkanı Beşşâr Esed’e geldiğini sadece Der’âlılar değil, dünyanın her yerinde milyonlarca insan söylüyordu. Çocukların hatası, Suriye gibi her noktasını istihbaratın kontrol ettiği bir cinnet ülkesinde, bunu duvara yazmış olmalarıydı.

Çaresiz babaları Suheyr Ramazan’a yönlendiren kişi, Der’â Valiliği Siyasî Güvenlik Şefi Âtıf Necîb’di. Beşşâr Esed’in teyzesi Fâtıma Mahlûf’un oğlu olan Necîb, iktidara yakınlığı sebebiyle çözümün odağı olarak görülüyordu. Ancak Necîb problemi ortadan kaldırmadığı gibi, Suheyr Ramazan’ın tavrı da insanların onurlarının zedelenmesine yol açmıştı. Ceberut bir valinin, karılarının namusuna ettiği alenî hakareti mecburen sindirmek zorunda kalan Der’âlılar, görüşmeden dönüşte öfkelerini daha fazla kontrol altında tutamayacaktı.

Bilhassa gençler, sokağa çıkmak ve maruz kalınan ağır muameleyi toplu şekilde protesto etmek niyetindeydi. Nasıl davranmaları gerektiğini danışmak üzere, Der’â’nın simgesi konumundaki tarihî Câmiu’l-Umerî’nin âmâ imamı Şeyh Ahmed Sayâsne’ye başvurdular. Gençlerin “Bizimle misin?” sorusuna tereddütsüz “Evet” cevabını veren Şeyh’in, Baas rejimine karşı uzun yıllara dayanan bir muhalefeti zaten vardı.

Tarihler 18 Mart 2011’i gösterirken, camilerde cuma namazı çıkışında, Der’â’daki ilk gösteriler başladı. Baas güvenlik güçlerinin, şehrin önemli camilerinden Hamze ve’l-Abbâs’a yaptığı müdahale sırasında Ali Mesâlime adlı bir genç hayatını kaybetti. Mesâlime, bilahare çok yönlü bir trajediye dönüşecek olan Suriye olaylarında, ölümü kayıtlara geçirilmiş ilk kurbandı. Ve bir kez kan akınca, hadiselerin önünü almak da mümkün olmayacaktı.

Sonraki günlerde, Âtıf Necîb ve Suheyr Ramazan, Der’âlı gençleri kontrol altına alması için Şeyh Ahmed Sayâsne’ye başvurmak zorunda kaldılar. Sayâsne, artık sayıları yüzleri bulan tutukluların salıverilmesini şart koşunca, anlaşma sağlanamadı.

23 Mart Çarşamba günü, Der’â’da elektrik ve telefon şebekeleri tamamen kesildi. Bu, büyük bir kuşatmaya işaretti. Gerçekten de aynı akşam ordu birlikleri Câmiu’l-Umerî’ye baskın yaparak yatsı namazı için toplanan cemaatin üzerine ateş açtı. 10 kişinin hayatını kaybettiği olayda, askerlerin “Beşşâr’a secde edin!” şeklindeki haykırışları, yaşananlara şahit olanların kulaklarından hiç silinmeyecekti. Sonraki günlerde Suriye’nin birçok yerinde duvarlara yazılan şu yazı ise, ordunun meseleye nasıl baktığının açık bir işaretiydi: “El Esed ev nuhriku’l-Beled” (Ya Esed… Ya da bütün ülkeyi ateşe veririz!).

25 Mart 2011 Cuma günü, Der’â’nın kuzeyindeki Sanameyn kasabasında 15 sivilin öldürüldüğü haberi üzerine, Der’â halkı Hâfız Esed’in büstüne saldırıp yerle yeksân etti. Aynı gün, hadiseler yıldırım hızıyla başkent Şam’a sıçradı:

Emevî Camii’nde, Baas rejiminin yılmaz savunucularından Saîd Ramazan el Bûtî’nin irad ettiği hutbe biter bitmez, sloganlar yükselmeye başladı. İçeride ve dışarıda yüzlerce kişi “Hurriyya, hurriyya!” (Hürriyet, hürriyet!) ve “Bi’r-rûh bi’d-dem, nefdîke yâ Der’â!” (Canımızla, kanımızla sana fedayız ey Der’â!) diye haykırıyordu. Ortalık birdenbire karışınca, cemaatin içinde mevzilenmiş biçimde tedbir alan Muhâberât elemanları, göstericileri dövmeye ve ellerine geçirebildiklerini gözaltına almaya başladı. Yaşanan arbedenin hemen durulmayacağı anlaşılınca, etrafına etten duvar örülen Bûtî, cumanın farzını kıldıramadan camiden dışarı çıkarıldı. Aynı anlarda, Suriye’nin doğusundaki Deyrezzûr şehrinde, cuma namazından çıkan cemaat Bûtî’nin kitaplarını yakıyordu. On yıllardır rejime verdiği destek sebebiyle, Bûtî de kızgın kalabalıkların hedefi haline gelmişti…

Aslında bugünkü yazımın konusu, Şam’da geçtiğimiz günlerde başlayan Âtıf Necîb’in yargılandığı davaydı. Ancak hafızalarımızın zayıflığını da düşününce, meseleye “Peki öncesinde neler olmuştu?” temalı bir mukaddimeyle başlamak şart oldu. Cumartesi, tam bu noktadan devam edelim.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum