1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. “Bebek Şah”tan Bond filmlerindeki kötü adamlara kadar, İran ile ilgili haberlerin absürtlüğü
“Bebek Şah”tan Bond filmlerindeki kötü adamlara kadar, İran ile ilgili haberlerin absürtlüğü

“Bebek Şah”tan Bond filmlerindeki kötü adamlara kadar, İran ile ilgili haberlerin absürtlüğü

​​​​​​​Eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın hikâyeye dâhil edilmesi, telenovela dizilerindeki gibi son bir sürpriz gelişmeden ibarettir.

02 Haziran 2026 Salı 17:29A+A-

Tanya Goudsouzian & Ibrahim al-Marashi’nin Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


İran savaşıyla ilgili medya haberleri, tam bir telenovela dizisi (Çev.Notu: Telenovela, özellikle Latin Amerika ülkelerinde üretilen, kendine has dramatik kuralları, çekim tarzları ve anlatım yapısı olan kısa ömürlü televizyon dizisi formatıdır.) düzeyinde bir saçmalığa ulaştı. Bir an izleyicilere “Bebek Şah” Rıza Pehlevi’nin Tahran’a zaferle dönmek üzere olduğu söyleniyor.

Bir dakika sonra ise, İslam Cumhuriyeti çöküşün eşiğindeyken, Kürt “düzensiz güçler” – bir dakika, 1914’te miyiz yoksa 2026’da mı? – rejim değişikliği operasyonlarını desteklemek için Irak sınırını geçmeye hazırlanıyor.

Birkaç saat içinde, dini liderin öldürüldüğü haberi ortaya çıkıyor ve ardından bir olay örgüsü değişikliği geliyor: oğlu ve tahtın varisi, tıpkı bir James Bond kötü adamı gibi, kamuoyundan gizlenmiş, “gölgelerden” hüküm süren, korkunç derecede yüzü deforme olmuş ve intikam peşinde bir din adamı olarak tanımlanıyor; aynı zamanda Londra’da devasa mülklere sahip olduğu söyleniyor.

Hikâye tam da tükenmiş gibi göründüğü anda, bir başka şok edici gelişme daha yaşanıyor. Rutin olarak “sertlik yanlısı” olarak tanımlanan, İsrail karşıtı, popülist bir eski cumhurbaşkanı, aniden haberlerde İran’ın geleceği için İsrail’in tercih ettiği alternatif olarak karşımıza çıkıyor.

Bu noktada, Epstein dosyalarından çok önce, bir seks skandalını örtbas etmek için bir savaş uyduran bir spin doktoru ve bir Hollywood yapımcısını anlatan 1997 yapımı hiciv filmi Wag the Dog’dan bahsetmemek neredeyse bir ihmalkârlık olur.

Anlatılar o kadar hızlı ve teatral bir üslupla değişiyor ki, artık haber raporlarına pek benzemiyorlar. Şubat sonundan bu yana medya, sanki üç perdelik bir gişe rekortmeni filme izleyicileri duygusal olarak bağlamak için tasarlanmış, hanedan entrikaları, karikatürize edilmiş kötü adamlar, mucizevî dirilişler ve haftalık gerilim anlarıyla dolu bir dizi romanı andıran içerikler sunuyor.

Belki de bu gösterinin en çarpıcı çelişkisi, Batı medyasında eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın ani itibar kazanmasıdır. Batı ve İsrail söylemlerinde rutin olarak kıyametçi irrasyonelliğin vücut bulmuş hali olarak tasvir edilen Ahmedinejad, yıllarca “mesihçi”, ideolojik olarak fanatik ve hatta İslam Cumhuriyeti için bile tehlikeli olarak tanımlandı.

Ancak savaş zamanı spekülasyonlarının doruk noktasına ulaştığı bu dönemde, etkili bir Amerikan yayını, eski İran lideriyle ilişkili hiç kimseden resmi bir teyit olmamasına rağmen, bu aynı adamı potansiyel olarak pragmatik, idare edilebilir ve hatta yararlı bir siyasi aktör olarak resmediyor.

Müttefikleri ve düşmanları yeniden tanımlamak

Elbette, savaş zamanlarında siyasi figürlerin acil ihtiyaçlara göre yeniden konumlandırılması ilk kez yaşanacak bir durum değil.

Soğuk Savaş ve sonrasında, Saddam Hüseyin gibi isimler sırasıyla stratejik ortak ya da varoluşsal tehdit olarak değerlendirildi; 1980’lerde devrimci İran’a karşı bir denge unsuru olarak desteklenirken, on yıl sonra bölgesel zulmün somut örneği olarak yeniden tanımlandılar.

Bir zamanlar Sovyet işgaline direnen “özgürlük savaşçıları” olarak övülen Afgan mücahitler, daha sonra aşırılıkçılar olarak yeniden tanımlandı. Panamalı General Manuel Noriega, siyasi açıdan sakıncalı hale geldiğinde istihbarat ortağından haydut diktatör ve uyuşturucu suçlusuna dönüştü.

Vietnam’da Ngo Dinh Diem, bölgedeki ABD stratejisi geliştikçe, başlangıçta komünizme karşı bir kalkan olarak selamlanırken, daha sonra otoriter bir yükümlülük olarak yeniden tanımlandı. Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın kamuoyundaki imajı bile, müzakerelerin durumuna bağlı olarak terörist lider, devrimci ikon ve barış ortağı arasında gidip geldi.

Ancak Ahmedinejad’ın durumunda, İranlı sivilleri bombalayan düşman bir yabancı güçle işbirliği yaptığı şüphesi, hem itibarına hem de kişisel güvenliğine zarar vermektedir. İran’da bu rapor şüphe ve alay konusu olmuş, belirsiz bir gündeme hizmet eden bir başka uydurma olarak değerlendirilmiştir.

Şimdiye kadar, modern çatışmaların sadece savaş alanında değil, aynı zamanda bilgi alanında da nasıl yürütüldüğü konusunda çok şey söylendi. Bu fenomen yeni olmasa da, medya ekosisteminin evrimi, özellikle de sosyal medya platformlarının yükselişi ve yapay zeka destekli yaygınlaştırma sayesinde yeniden önem kazanmıştır.

Bu platformlar ve yorum çevreleri (Farsça'dan tek kelime bile bilmeyen, bir gecede ortaya çıkan İran “uzmanları” dâhil), tarih ve kültürel nüanslara dayanan, sağduyulu ve güvenilir kaynaklara dayanan analizler yerine dramatik spekülasyonları ödüllendirme eğilimindedir.

Aynı zamanda, her siyasi grup, doğrulama yükü olsun ya da olmasın, kendi çıkarlarına en uygun gerçeklik versiyonunu İran'a yansıtmaktadır.

Savaş zamanında, amaç ivme kazandırmak, çöküş algısı oluşturmak, düşmanların moralini bozmak ve iç kamuoyuna olayların istenen yönde ilerlediğine dair güvence vermek olduğunda, tutarlılık işlevselliğin gerisinde kalır. Medya kuruluşları, kısmen medya döngüsünden dışlanmamak için iddiaları yeniden üretir ve yayar; zamanla, tekrarlama yoluyla spekülasyonlar meşruiyet görünümü kazanır.

İçerik yerine şov

İran savaşıyla ilgili medya şovunun bir diğer çarpıcı özelliği, İslam Cumhuriyeti’nin çöküşünün kaçınılmaz olduğu yönündeki öngörülerde sergilenen mutlak kesinlik olmuştur.

Çatışmanın ilk günlerinden itibaren izleyicilere, İran rejiminin son saatlerini yaşadığı, yönetici kesimdeki bölünmenin geri döndürülemez olduğu, etnik azınlıkların dış saldırganların tarafına geçeceği ve askeri baskı ile iç karışıklıkların birleşmesinin liderlik değişikliğiyle sonuçlanacağı defalarca garanti edildi.

Bazılarımız, Batı medyasının büyük bir kısmının, hiçbir zaman ortaya çıkmayan kitle imha silahlarıyla ilgili resmi iddiaları sorgusuz sualsiz yaydığı 2003 Irak Savaşı dönemini hatırlayacak kadar yaşımız var. Bu, gazeteciliğin hiçbir zaman tam olarak atlatamadığı bir güvenilirlik krizidir.

Ancak İslam Cumhuriyeti hakkında ne düşünülürse düşünülsün, gerçekler senaryoya uymayı inatla reddetmiştir. “Kötü adamları” barındıran devlet, pek çok yorumcunun kabul etmek istediğinden çok daha fazla bir savaş zamanı konsolidasyon ve şok emme kapasitesi sergilemiştir.

Dış saldırı ve kuşatma koşulları, milliyetçi duyguları ve iç uyumu güçlendirmiş görünüyor. Bu arada, medya haberleri İran’ın düşmanlarına verilen maddi zararı en aza indirgemiş – ya da en azından seçici bir şekilde sunmuş – ve bu da savaş alanındaki gerçeklerle medya anlatıları arasında tutarsızlıklara yol açmıştır. Ciddi jeopolitik analizler, genel olarak, temenni niteliğindeki öngörülerle yer değiştirmiştir.

Eğer kesin olan bir şey varsa, o da tüm bu gösterinin bir gün anlatıların silahlaştırılması ve bilgi savaşı üzerine yazılacak ders kitaplarında bir bölüm işgal edeceğidir. Gelecekteki gazetecilik öğrencileri, medya teorisyenleri ve istihbarat analistleri, bu dönemi habercilik, psikolojik operasyonlar, propaganda ve eğlence arasındaki sınırların aşınmasının belirleyici bir örneği olarak inceleyeceklerdir.

Söylenti, fantezi, ideolojik projeksiyon ve seçici habercilik, algoritmaların da desteğiyle gerçek zamanlı olarak birbirine karışmış ve özden çok gösterişi ödüllendiren bir yorum makinesi aracılığıyla sonsuz bir döngüye girmiştir.

Spin doktoru Conrad Brean’ın Wag the Dog filminde dediği gibi: “Doğru olup olmamasının ne önemi var? Eğer bir hikâye varsa ve patlarsa, onu kullanacaklardır.”

 

*Tanya Goudsouzian, yirmi yılı aşkın bir süredir Orta Doğu ve Afganistan'ı takip eden Kanadalı bir gazetecidir ve Al Jazeera English Online'ın eski Görüş Editörüdür.

*Ibrahim al-Marashi, Orta Doğu tarihi doçenti ve The American College of the Mediterranean'da misafir öğretim üyesidir. Yayınları arasında Iraq’s Armed Forces: An Analytical History (2008), The Modern History of Iraq (2017) ve A Concise History of the Middle East (2024) bulunmaktadır.

HABERE YORUM KAT