1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Muhammed’ler dağa çıkmazsa, Trump onları uzaydan bulur!
Muhammed’ler dağa çıkmazsa, Trump onları uzaydan bulur!

Muhammed’ler dağa çıkmazsa, Trump onları uzaydan bulur!

​​​​​​​ABD başkanının, İranlı nükleer çalışanların çoğunun adının Muhammed olduğu yönündeki iddiası, nesiller boyu Müslüman bilim insanları ve âlimlerin taşıdığı bir ismi alay konusu yapan bir İslamofobiyi ortaya koymaktadır.

02 Haziran 2026 Salı 11:51A+A-

Hamid Dabashi’nin MEE’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Donald Trump’ın sefil hayatının her bir gününde işlediği sayısız aptallığı izlemek ve kataloglamak için, yapay zekâ tarafından oluşturulan tam teşekküllü bir arama motoruna ihtiyacınız var; belki de Palantir Technologies’in CEO’su Alex Karp’ın, İsrail’in Filistin’de soykırım yapmasına ve İran’da çocukları toplu katliama uğratmasına yardım etmek için kullandığı o yazılım araçlarından birine – ama bu seferki hepsini gölgede bırakıyor.

Fox News ile yaptığı bir röportajda (başka nerede olabilir ki?), sunucu Bret Baier'e ABD Uzay Kuvvetleri'nin İran'daki nükleer tesisleri gözetleme yeteneği hakkında gevezelik ediyordu:

“Benim kurduğum Uzay Kuvvetleri'nin o bölgedeki uzayda dokuz farklı kamerası var. Oradan hareket eden herkesi görüyoruz/tanıyoruz. Bir kişinin adını okuyabiliyoruz. Eğer adı Muhammed bilmem neyse - ve çoğunun adı Muhammed, yani tahminin yüzde 50 doğru çıkar - uzaydan etiketindeki adını okuyabiliriz.”

Şimdi bakalım kaç tane Muhammed var.

Biz Müslümanların Peygamberimiz Muhammed'in (as) bir hadisi vardır ki şöyle der: “Allah güzeldir ve güzelliği sever.”

“Muhammed” (Arapça üç harfli kök H-M-D'den gelir) “övülen, sevilen, lütufla donatılmış olan” anlamına gelir ve bu nedenle övgüye değerdir. Bunda ne sakınca var ki?

Öyleyse her şeyden önce, Muhammed gibi değerli bir ismin ya da Mahmud, Ahmed, Hamed ya da bendeniz Hamid gibi varyasyonlarının hiçbirinde bir sakınca yoktur. Ebeveynlerimiz peygamberimizi sevmiş ve bize onun ya da çocuklarının adını vermiş, ya da Kur’an-ı Kerim'de adımızı bulmuşlardır.

Ancak bizler, İsa, Musa, Meryem, İbrahim, Yakup, Nuh ve diğerleri gibi saygı duyduğumuz ve sevdiğimiz diğer peygamberlerin ya da azizlerin adlarını da taşıyoruz. Hepsini seviyor ve saygı duyuyoruz. Çocuklarımıza da onların isimlerini veriyoruz.

Onlar da bizim peygamberlerimizdir.

Muhammed veya Ali adında bir Hıristiyan ya da Yahudi gördünüz mü hiç? Musa, İsa veya İbrahim adında birçok Müslüman bulabilirsiniz.

Bunların arasında efsanevi İranlı bilim adamı Muhammed ibn Musa el-Harezmi (yaklaşık 780-850) de yer alıyor. En ünlü Filistinli İsa ise elbette İsa ibn Meryem, yani Meryem'in oğlu İsa'dır.

Peki, dünyayı ve tüm değerli geleneklerini kim daha kapsamlı bir şekilde kucaklıyor? Bir Muhammed mi, yoksa bir Donald Trump mı?

Sadece Donald Trump gibi serseri fırsatçılar ve onun ilham verdiği ve güçlendirdiği, isimlerinin nereden geldiği hakkında hiçbir fikri olmayan diğer İslamofobikler.

Donald aslında Galce Domhnall isminden türetilmiş İskoç bir erkek ismidir. Ne yazık ki, bu isim bu Donald için boşa harcanıyor. Donald Duck, bu ismin çok daha iyi bir örneğidir.

Donald Trump'ın tedavi edilemez ırkçılığı ve bağnazlığının ötesinde yatan daha büyük soru, ABD başkanının ne kadar tam ve telafisi imkânsız bir şekilde cahil ve yabancı düşmanı olduğu değildir. Asıl soru, onun ırkçılığını besleyen, sürdüren ve mümkün kılan İslamofobik ortamdır.

Müslüman bakış açısıyla

Şimdi Donald Trump’ın İran’ın nükleer tesislerini izlemek için gökyüzünde olduğunu söylediği o kameraları ve onların gözetlediği onca Muhammed’i bir düşünün. O kameraları kim icat etti?

Lenslerine daha yakından bakın.

Latin Batı'da Alhacen veya Alhazen olarak bilinen Arap Müslüman matematikçi, astronom ve fizikçi Ebu Ali el-Hasan ibn el-Haytham (yaklaşık 965-1040), Irak'ın güneyindeki Basra'da doğdu, bu nedenle el-Basri olarak da bilinir.

O, mercekler, aynalar, kırılma ve yansıma alanındaki deneylerde devrim yaratan modern optiğin babasıdır. Soyunda ve bilimsel mirasında pek çok Muhammed yer almaktadır.

Şimdi, efendim (Trump “efendim” diye çağrılmayı çok sever), Müslüman bilim adamı İbn el-Haytham'ın icadına katkıda bulunduğu tüm o merceklerin bulunduğu İran'daki sitelere bakmadan önce, o kameraların etrafındaki yıldızlara bakın; bunların yarısının Arap veya Müslüman bilim adamları ve astrofizikçilerin adını taşıdığını göreceksiniz - bunların arasında pek çok Muhammed de var.

Hazır başlamışken, bir başka Muhammed'in adını da araştırın: Ebu Rayhan Muhammed ibn Ahmed el-Biruni (973-1048).

Dünyanın dört bir yanından astrofizikçiler, bu Farslı çok yönlü bilgin onuruna, güneş sistemindeki önemli bir ay oluşumuna ve bir gezegene onun adını vererek, onun adını ve muazzam bilimsel mirasını onurlandırmışlardır. Şimdi aya bakın: Ayın uzak tarafında, doğu kenarına yakın, 81 km çapında göze çarpan bir çarpma krateri de onun adını taşımaktadır.

Allah’ım, bu Muhammedlerden kurtulmak imkânsız!

Columbia'daki meslektaşım George Saliba, Müslüman bilim adamlarının astrofizik üzerindeki etkisini en ayrıntılı ve bilimsel şekilde belgelemek için ömrünü harcadı. Onun önemli kitaplarından biri olan Islamic Science and the Making of the European Renaissance (MIT, 2007) adlı esere bir göz atın.

Aklı başında ve mantıklı insanlar, yüzlerce yıldızın – çoğu Muhammed olan – Müslüman isimlerini nasıl aldığını öğrenecekler.

Nefret etmek için para alıyorlar

Şu İslamofobinin kökenine bir bakın. Onların alçakça isimlerinin listesine bir göz atın: Valentina Gomez, Sam Harris, Bill Maher, Laura Loomer, Bret Stephens, Dana Bash, Van Jones, Hillary Clinton, Robert Spencer, Daniel Pipes, ve daha saymakla bitmez.

ABD dışında dünyanın herhangi bir yerinde bu insanların yarısının kim olduğunu bilmiyorsanız, şükredin ve hayatınıza devam edin.

Bu aşağılık isimlere bakın ve kendinize sorun: Onları bir arada tutan iki ortak payda nedir?

Hepsi, Donald Trump kadar İslam hakkında cahil olan soykırımcı Siyonistlerdir.

Hepsi ırkçı apartheid devleti İsrail'e bağlıdır, İslam hakkında şaşırtıcı derecede cahildir ve sefil hayatları buna bağlı olsa bile Arapça, Farsça, Türkçe veya Urduca cümleler arasındaki farkı ayırt edemezler.

Yine de, yaklaşık iki milyar insana karşı besledikleri patolojik korku ve nefreti yaymak için cömertçe maaş alıyorlar.

Bir sonraki bariz soru ise, Donald Trump’ı kandırarak kendilerine katılmasını sağladıkları ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının ardından neden bu kadar aktif hale geldikleridir.

Cevap da benzer. Amerika’yı kaybediyorlar; tabii ki bir zamanlar ellerinde tutmuşlarsa.

Onların ne kadar hızlı bir şekilde ortaya çıktıklarına bir bakın: Randy Fine, Andy Ogles, Tommy Tuberville ve sonra da bu yeni karakter Valentina Gomez; Aipac ve ADL'nin aktif desteğiyle ABD Kongresi'ne girmekten çok da uzak olmayan aşırı sağcı bir Cumhuriyetçi aday.

Hepsinden en kötü şöhretli olanı, “neo-ateist” olarak ün salmış Sam Harris karakteridir.

Richard Dawkins, Christopher Hitchens veya Sam Harris gibi sözde “neo-ateistler”in, Müslümanlara duydukları nefreti (soykırımcı Siyonizmi desteklerken) sanrılı bir ateizm duygusuyla kamufle ettiklerini duyarız.

Kültürlü ve okur yazar dünya, ateizm ve agnostisizmlerini yüce bir hümanist mirasa dönüştüren iki çığır açıcı şairi bilir: Suriyeli Ebu’l-Ala el-Ma’arri (953-1057) ve Farslı Ömer Hayyam (1048-1131).

Eğer el-Ma'arri ve Ömer Hayyam'ın şiirlerini okuyup onların hümanist agnostisizminden keyif alabiliyorsak, neden Harris gibi nefret tacirleriyle uğraşalım ki?

Kendi evimiz

Kendimizi fazla kaptırmadan önce, Muhammed bin Zayed Al Nahyan'ı (Trump'a MBZ olarak sevdirilen) ve Muhammed bin Selman Al Suud'u (Jared Kushner'a MBS olarak sevdirilen) da hatırlayalım.

Onlar da Muhammed, değil mi?

Aynı şekilde, Müslüman dünyasının bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan, yozlaşmış ve korkak bir sürü hükümdar da öyle; Trump ve damadı Jared “Ivanka” Kushner, aslında bu insanların servetlerini silip süpürmeyi çok seviyorlar. Onlar da “Müslüman”. Değil mi?

ABD'deki veya başka yerlerdeki İslamofobların özelliklerini belirtmek, biz Müslümanların kendi içimizde tamamen suçsuz olduğumuzu veya dünya meselelerinde masum seyirciler olduğumuzu anlamına gelmez.

Özellikle Arap dünyasında, Filistinliler İsrail tarafından on binlerce kişi katledilirken kaç milyon Müslüman seyirci kaldı? Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve diğer yerlerdeki insanlar Müslüman değil mi?

Soykırımcı Siyonistler Filistinlileri veya Lübnanlıları toplu katliama uğrattığında ya da İran’a karşı acımasız bir savaş başlattığında onlar ne yaptı? Katil Siyonistlere kim karşı çıktı? Kaç Müslüman çoğunluklu ülke Jared Kushner'ın “İbrahim” Anlaşması'na katıldı?

Kaç Müslüman ülke, Filistin, Lübnan ve İran'ı halı bombardımanına tutmak için topraklarını ABD'ye ve dolayısıyla İsrail'e askeri üs olarak veriyor - bir yandan da Filistin'den geriye kalanları çalıyor ve Suriye'ye de giriyor?

Kaç Müslüman lider, kötü şöhretli pedofil Jeffrey Epstein'in müşterisiydi?

Jeffrey Epstein'a Kâbe’nin üzerine asılan Kiswah kumaşından bir parça kim verdi? ABD başkanları Filistinlileri katletmesi için İsrail'e silah sağlarken, tam da o sırada iftar yemeğine giden Müslüman Amerikan liderler kimlerdi?

Biz Müslümanların da kendi içimizde ciddi bir temizlik yapmamız gerekiyor.

Yükselen bir nesil

18 Mayıs’ta San Diego’da Müslümanlara yönelik saldırıya bir bakın. Müslümanlara karşı bu kadar büyük bir nefreti kim kışkırtıyor ve neden?

Cevap basit. Soykırımcı Siyonistler korkuyor. Müslümanların gücünün arttığını biliyorlar.

Sayıca, zekâ ve kurnazlıkta onlardan üstünüz ve yakında bu ülkenin demokratik kurumlarında “onları” - “onlar” derken Randy Fine gibileri kastediyorum - geride bırakacağız.

Bu, İsrail yanlısı milyarder Miriam Adelson’un kumar parasıyla, yeni nesil Amerikalıların cesur ve zeki Müslümanları arasındaki bir mücadeledir.

Eğer milletvekilleri Rashida Tlaib veya Ilhan Omar’ın çok radikal olduğunu düşünüyorsanız, New York’ta Zohran Mamdani’nin yükselişini fark etmemişsiniz demektir. Soykırımcı Siyonistler ona karşı büyük bir saldırı başlattı, ancak o hepsini yenerek şehrimizin belediye başkanı oldu.

Şimdi, şu anda Michigan'da Senato'ya aday olan Abdul El-Sayed gibi yeni nesli bekleyin.

Solcu siyasi yorumcu Hasan Piker'in kim olduğunu ve Demokrat Parti'de devrim yaratmak için neler yaptığını bilmiyorsanız, New York Times ve Wall Street Journal'ın onunla ilgili panik dolu sayfalarını okumamışsınız demektir.

Ancak biz kabileci değiliz.

Senatörlerimiz, belediye başkanlarımız, kongre üyelerimiz ve geniş kitlelerce sevilen influencer'larımız, soykırımcı Siyonistlerin “Önce İsrail” fanatikleri olduğu gibi Suudi Arabistan'a, BAE'ye, Ürdün'e ya da Mısırlı veya İranlı yönetici elitlere bağlı değiller.

Biz ekümenik bir yaklaşıma sahibiz. Şahsen, The Young Turks programının sunucularından Ermeni kız kardeşimiz Ana Kasparian’ı onursal bir şahsiyet olarak görüyorum; ya da onun yanında kendimi Ermeni olarak tanımlıyorum.

Şimdi, İran’ı gözetleyen o Trump kameralarına gelince, kameralarınızın etrafındaki yıldızların yarısına isimlerini yazanların, sizin onları izlediğinizi bilmediklerini mi sanıyorsunuz?

İran'daki rejimi “dört günde” değiştirebileceklerini düşünerek Mossad istihbarat teşkilatının tamamını rezil ettikleri gibi, sizin baktığınızı sandığınız şeyin sizi rezil etmek için sahnelenmiş olmadığını nereden biliyorsunuz?

O günleri tekrar sayın. Onlarınkini ve sizinkini.

 

* Hamid Dabashi, New York’taki Columbia Üniversitesi’nde Hagop Kevorkian İran Çalışmaları ve Karşılaştırmalı Edebiyat Profesörü olarak görev yapmakta olup, burada Karşılaştırmalı Edebiyat, Dünya Sineması ve Sömürge Sonrası Teori dersleri vermektedir. Son kitapları arasında “İki Yanılsamanın Geleceği: Batı Sonrası İslam” (2022); “Son Müslüman Entelektüel: Celal Al-e Ahmed’in Hayatı ve Mirası” (2021); “Reversing the Colonial Gaze: Persian Travelers Abroad” (2020) ve “The Emperor is Naked: On the Inevitable Demise of the Nation-State” (2020) bulunmaktadır. Kitapları ve denemeleri birçok dile çevrilmiştir.

HABERE YORUM KAT