1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Savaşların sebep olduğu kirlilik
Savaşların sebep olduğu kirlilik

Savaşların sebep olduğu kirlilik

Çatışmalar sona erdikten çok sonra bile, savaşın zehirli kalıntıları toplulukları ve çevreyi zehirlemeye devam ediyor.

02 Haziran 2026 Salı 17:35A+A-

Felix Horne’un al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Savaşın bedeli öncelikle kaybedilen canlar, yerinden edilen aileler ve enkaza dönüşen mahallelerle ölçülür. Ancak çoğu zaman göz ardı edilen ölümcül sonuçlar da vardır. Savaşın yol açtığı kirlilik, çatışmalar sona erdikten çok sonra bile şehirlerin üzerine çökebilir, suyu ve toprağı kirletebilir ve halk sağlığını etkileyebilir. İran’daki savaşta da durum böyledir.

İran ve Körfez'de enerji altyapısına yönelik saldırıların yaşandığı altı haftalık bombardıman, şimdiden ağır bir bedel ödetti. Yanan yakıt tankları havaya zehirli parçacıklar yayarken, enkaz, akıntı ve petrol kalıntıları Körfez'deki kıyı sularını ve deniz ekosistemlerini tehdit ediyor; burada kirlilik, doğrudan saldırı bölgesinin çok ötesine yayılabilir.

Bölge, bu tür hasarların ne kadar uzun süre devam edebileceğini daha önce de görmüştü. 1991 Körfez Savaşı sırasında geri çekilen Irak güçleri, 600’den fazla Kuveyt petrol kuyusunu ateşe verdi. Aylarca süren yoğun duman gökyüzünü kapladı; bu durum Körfez bölgesinde yaygın hava kirliliğine, toprak ve yeraltı sularının kirlenmesine ve bir nesil boyunca sürecek sağlık sorunlarına yol açtı.

Birleşmiş Milletler daha sonra bu yıkımın büyük bir kısmını tazmin edilebilir zarar olarak değerlendirmiştir: BM Tazminat Komisyonu aracılığıyla Irak, petrol yangınları, deniz kirliliği ve ekosistem kaybıyla bağlantılı zararlar için nihayetinde 50 milyar dolardan fazla ödeme yapmıştır.

Ukrayna ise bir başka korkutucu örnek teşkil ediyor. Devam eden savaş, yakıt depolarına, sanayi tesislerine, kimyasal depolara ve enerji altyapısına yönelik saldırılarla ülkenin büyük bir bölümünde havayı, nehirleri ve tarım arazilerini kirleten zehirli bir miras bıraktı. BM kurumları ve Ukrayna kuruluşları, işgalin başlamasından bu yana petrol tesislerindeki yangınlar, ormansızlaşma, hasar gören sanayi tesislerinden kaynaklanan kirlilik ve su sistemlerine yönelik yaygın riskler dâhil olmak üzere binlerce çevre zararı vakasını belgeledi.

Fosil yakıt sistemleri, yanıcı yakıtları ve tehlikeli kimyasalları bir arada barındırdıkları için savaş ortamında özellikle savunmasızdır. Petrol depoları, rafineriler veya boru hatları vurulduğunda çıkan yangınlar, zehirli gazlar, kanserojen partiküller ve kalıntılar salarak çevredeki toprak ve suları yıllarca kirletir.

Çatışmalar ayrıca denetimi de zayıflatır. Yönetişim çöktüğünde, çevre düzenlemeleri ve kurumsal hesap verebilirlik de genellikle onunla birlikte çöker ve fosil yakıt altyapısının gölgesinde yaşayan topluluklar, manşetler unutulduktan çok sonra bile kirliliği ve sağlık zararlarını üstlenmek zorunda kalır.

Örneğin, Yemen ve Sudan'daki istikrarsız güvenlik ortamlarında petrol boru hatlarının rutin bakımı zorlaşmış, bu da su ve tarım arazilerinin kirlenmesine yol açmıştır. Yemen'de yıllarca süren çatışmalar, FSO Safer tankerinin bakımının yapılmamasına neden olmuş ve 2023'te nihayet bir acil transfer operasyonu gerçekleştirilene kadar dünyanın en kötü potansiyel petrol sızıntılarından birine yol açma tehlikesi yaratmıştır.

İklim boyutları da bu zararı daha da artırmaktadır. 2022 yılında küresel sera gazı emisyonlarının tahmini yüzde 5,5’inden ordular sorumluydu; bu emisyonların büyük kısmı yüksek emisyonlu fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanıyordu. Yine de askeri emisyonlar, uluslararası iklim hesaplamalarına kapsamlı bir şekilde dâhil edilmiyor – bu, ABD’nin uzun süredir ısrarla savunduğu bir muafiyettir. Küresel olarak askeri harcamalar arttıkça, büyük ölçüde hesaba katılmayan karbon ayak izi de artmaktadır.

Çatışmalar, enerji sistemlerinin ötesinde de çevreye zarar vermektedir. Elektrik kesintileri yaşandığında ve yakıt kıtlığı ortaya çıktığında, hane halkları genellikle odun kömürü ve yakacak oduna yönelmekte, bu da hassas bölgelerde orman kaybını hızlandırmaktadır. Çatışma bölgelerini izleyen araştırmacılar, yönetişimin zayıfladığı ve alternatif yakıt kaynaklarının ortadan kalktığı yerlerde ormansızlaşmanın sıklıkla arttığını tespit etmişlerdir.

Sudan, Hartum ve diğer kentsel alanlarda bu dinamikle karşı karşıya kalmış ve 2023'te savaşın başlamasından bu yana, yeraltı sularının tutulması da dâhil olmak üzere önemli ekosistem işlevlerini yerine getiren ağaç örtüsünde önemli bir kayıp yaşanmıştır.

Savaş, fosil yakıtların ötesinde de tehlikeler yaratmaktadır. Bombardımanlar binaları, yolları ve sanayi tesislerini yerle bir ederek, silika, ağır metaller ve diğer toksinlerle karışık tozu havaya salmaktadır. Bu partiküller akciğerlerde hasara yol açabilir ve kronik solunum hastalıklarını ağırlaştırabilir. Yıkılan şehirlerin yeniden inşası, iklim üzerinde bir başka yük daha oluşturmaktadır: Çimento ve çelik üretimi, dünyadaki en karbon yoğun endüstriyel süreçler arasındadır; bu da, yeniden inşa sürecinin genellikle yeni beton ve altyapıya bağlı olarak emisyonlarda bir başka artışa yol açtığı anlamına gelmektedir.

Yenilenebilir enerji sistemleri de çatışmalarda hasar görebilir, ancak çevresel etkileri temelde farklıdır. Yıkılan bir güneş enerjisi tesisi nehirlere ham petrol sızdırmaz ve hasar gören bir rüzgâr türbini, rafineri ölçeğinde yangınlara yol açmaz ya da çevre mahallelere zehirli benzen yaymaz.

Bu, ülkeler yeniden inşa edilirken önemlidir. Petrol depolama, gaz nakliyesi ve merkezi yakıt altyapısı etrafında yeniden inşa edilen enerji sistemleri, Hürmüz Boğazı gibi önemli tedarik yollarını tehdit eden çatışmalar sırasında hem kirliliğe hem de küresel fiyat şoklarına karşı savunmasız kalır. Daha yaygın yenilenebilir şebekeler savaş risklerini ortadan kaldıramaz, ancak hem zehirli sonuçları hem de ardından gelen küresel ekonomik şoku azaltabilir.

Savaşlar altyapıyı tahrip etmeye devam edecektir. Savaşların geride on yıllarca sürecek bir kirlilik bırakıp bırakmayacağı ise, kısmen çatışmalar sona erdiğinde ne tür enerji sistemlerinin yeniden inşa edileceğine bağlıdır.

 

* Felix Horne, Climate Rights International’da kıdemli uzman olarak görev yapmaktadır ve fosil yakıt geliştirme, madencilik ve iklim değişikliğinin insan hakları ve çevre üzerindeki etkilerini araştırma konusunda yirmi yıllık bir deneyime sahiptir. CRI’ya katılmadan önce Felix, Human Rights Watch’ta on yılı aşkın bir süre kıdemli araştırmacı olarak çalışmış ve bu süre zarfında hava kirliliği, fosil yakıt altyapısı ve madencilik sektörlerinin iklim ve insan hakları boyutlarına ilişkin saha araştırmaları ve savunuculuk kampanyaları yürütmüştür.

HABERE YORUM KAT