
Süresiz ateşkes, İran karşısında ABD için stratejik bir yenilgidir
Tahran, uzatmayı bir taviz olarak reddederek ve caydırıcı gücünü koruyarak, savaşın maliyetinin artık tamamen karşı tarafa aktarılamayacağı yeni bir güç dengesi dayatmaktadır.
Sayid Marcos Tenorio / Middle East Monitor
Donald Trump’ın, Tahran’dan herhangi bir talep gelmeden İran’la ateşkesin süresiz olarak uzatıldığını tek taraflı olarak ilan etme kararı, bir arabuluculuk girişiminden daha fazlasını ortaya koyuyor. Bu karar, Washington’un askeri yaklaşımının başarısızlığını ve ABD’nin, sindirme mantığına boyun eğmeyen bir düşmana karşı gerginliği tırmandırmayı sürdürmede karşılaştığı zorluğu gözler önüne seriyor.
Ateşkesi belirsiz müzakerelere bağlayarak Beyaz Saray, çatışmanın şartlarını tek taraflı olarak dayatma yeteneğini kaybettiğinin sinyalini vermektedir. En acil yorum, bunun taktiksel bir geri çekilme olduğu yönündedir.
Farklı savaş senaryolarını denedikten sonra, ABD stratejik kazançlar sağlayamayan bir saldırının somut sınırlarıyla karşı karşıya kaldı. İran’ın karşılık verme kapasitesi, altyapısının dayanıklılığı ve direniş ekseninin bölgesel koordinasyonu ile birleşince, çatışmanın maliyeti sürdürülemez bir düzeye çıktı.
Bu bağlamda, ateşkesin süresiz olarak uzatılması, yenilgiyi kabul etmeden geri çekilmeyi yönetme girişimi olarak ortaya çıkıyor; bu, açık bir askeri gerileme karşısında klasik bir siyasi sınırlama hamlesidir.
Ancak, göz ardı edilemeyecek ikinci bir yorum düzeyi daha bulunmaktadır. ABD’nin müdahalelerinin tarihi, ateşkeslerin sıklıkla yeniden konumlanma araçları olarak işlev gördüğünü göstermektedir.
Bu sözde “uzatma”, ABD’nin kendisi veya müttefikleri tarafından yürütülen dolaylı eylemler, gizli operasyonlar veya seçici saldırılar için bir paravan görevi görebilir. Bu kalıbın farkında olan İran, böyle bir senaryoyu hafife almadığını ve stratejik hazırlığını sürdürdüğünü şimdiden açıkça belirtmiştir. Diğer bir deyişle, ateşkes barışın habercisi olmaktan uzak, sadece operasyonel bir ara anlamına gelebilir.
Bu çerçevede, İsrail’in Siyonist varlığının rolü merkezi bir öneme sahip olmaya devam ediyor. En hassas varsayımlardan biri, Washington’un Lübnan’da işlendiği iddia edilen ihlaller gibi bahaneler altında, savaşı sürdürme konusunda öncü rolü Tel Aviv’e bırakarak kendi doğrudan maruz kalma düzeyini azaltmaya çalışabileceğidir.
Bu, ABD'nin çatışmaları dış kaynaklara devrederek, maliyetlerin tamamını üstlenmeden baskıyı sürdürme şeklindeki bilinen stratejisini yansıtmaktadır. Ancak Tahran, herhangi bir saldırganlığın ortak sorumluluk olarak değerlendirileceğini vurgulayarak, bu tür yapay bir ayrışmayı kabul etmeyeceğini şimdiden uyarmıştır.
Bu denklemi temelden yeniden şekillendiren unsur, dünya petrolünün önemli bir kısmının geçtiği ve artık Tahran için kilit bir stratejik kaldıraç haline gelen Hürmüz Boğazı üzerindeki İran'ın kontrolüdür.
Düşmanları tarafından deniz ablukalarının sürdürülmesi, otomatik olarak çatışmanın devamı anlamına gelir. İran, bu koşullar altında boğazı yeniden açmayacağını ve gerekirse tamamen kapatabileceğini zaten belirtmiştir.
Bu, küresel enerji sistemi üzerinde anında etki yaratan ve çatışmanın ağırlık merkezini askeri alanın ötesine kaydırabilecek bir baskı mekanizması oluşturmaktadır.
ABD’nin, İran’ın ekonomisini ve siyasetini felç etmek amacıyla tasarlanmış kalıcı bir gerilim durumu olan “savaş gölgesini” sürdürme çabası da somut sınırlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Geçmiş dönemlerden farklı olarak, mevcut senaryoda belirleyici bir değişken bulunmaktadır: İran’ın küresel enerji akışlarını doğrudan etkileme kapasitesi. Bu, istikrarsızlığın süresiz olarak uzatılmasının yalnızca Tahran’ı cezalandırmakla kalmayıp, Batılı müttefikler de dâhil olmak üzere daha geniş kapsamlı uluslararası ekonomik dengeyi tehdit ettiği anlamına gelmektedir.
Dolayısıyla, şu anda güç dengesinin yapısının yeniden şekillenmesi yaşanmaktadır.
Ateşkesi süresiz olarak uzatmak, çatışmayı çözmez; sadece onu diplomatik, ekonomik ve sembolik boyutlara kaydırır. Aynı zamanda, Washington’un tarihsel olarak uyguladığı tek taraflı dayatma mantığının, artık daha yapılandırılmış ve etkili bir direnişle karşı karşıya olduğunu gösterir.
Bu bağlamda İran, pasif bir aktör olarak değil, oyunun kurallarını yeniden tanımlayan aktif bir özne olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tahran, uzatmayı bir taviz olarak reddederek ve caydırıcı gücünü koruyarak, savaşın maliyetinin artık tamamen karşı tarafa aktarılamayacağı yeni bir güç dengesi dayatmaktadır.
Trump’ın bu hareketi, kontrolü elinde tuttuğunu göstermek bir yana, tarihi bir dönüm noktasını ortaya koyarak, ABD’nin iradesini güç yoluyla dayatma yeteneğinin gerilediğini ortaya çıkarmaktadır.
Süresiz ateşkes, pratikte bir sınırın kabulü anlamına gelmektedir. Ve bu yeni senaryoda asıl soru artık savaşın devam edip etmeyeceği değil, aslında kimin bu savaşı sürdürme kapasitesine sahip olduğudur.
* Sayid Marcos Tenório, tarihçi, uluslararası ilişkiler uzmanı ve Brezilya-Filistin Enstitüsü’nün (Ibraspal) kurucusu ve başkan yardımcısıdır. “Filistin: Vaat Edilen Topraklar Efsanesinden Direniş Topraklarına” (Anita Garibaldi/Ibraspal) adlı kitabın yazarıdır.



HABERE YORUM KAT