1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. KUR'AN

  4. “O gün, Rahman 'ın kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz”
“O gün, Rahman 'ın kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz”

“O gün, Rahman 'ın kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz”

"O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatmazlar. "

06 Mayıs 2026 Çarşamba 11:25A+A-

taha-109.jpg

taha-110.jpg

O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatmazlar. (Taha: 109-110)

O gün şefaat ta fayda vermez. Ancak Rahmânın izin verdikleri müstesna. Ve kimin sözünden razı olup hoşlanmışsa ancak şefaat onlara fayda verir. Şefaat edecekleri de, şefaat edilecekleri de Rahmân belirler ve şefaatin fayda vereceği kimseler de sözünden razı olduğu kimselerdir, Amelinden, hayatından razı olduğu kimselerdir. Bunların dışında kimsenin şefaatten faydalanma imkânı yoktur. Dünyada peygamber akrabasıydım, dünyada falan zata intisaplıydım, şöyle idim, böyle idim,  insanlara hizmet ediyordum, şu şu sülâlelerdendim vs. vs. hiç bunların önemi yoktur. Orda tek yetkili  Allahtır.

Çünkü onların önlerinde olanı da, arkalarında bıraktıklarını da bilen Allah’tır. Hiçbir melek, hiçbir peygamber, hiçbir Azîz, hiçbir kimse bunu bilemez. Hiçbir kimse bir başkasının hesabını, amelini, amel defterini, dosyasını bilemez. Hiç kimsenin ilmi bunu kuşatamaz.

Ben bilemem ki kimin direk cennete gideceğini, kimin cehenneme uğrayacağını. Çünkü kalpleri, niyetleri, amelleri, bu amellerin önünü arkasını bilen sadece Allah’tır. Onun için ben istediklerime şefaat etmeye kalkarsam hata edebilirim, tüm insanları en iyi bilen, amellerini, o amelleri işlemeye iten niyetlerini, yâni insanların önlerini arkalarını en iyi bilen Allah’tır ve ancak Allah bunu belirleme hakkına sahiptir. Çünkü Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. İnsanların yaptıklarının tümünden haberdardır.  Allah’ın bilgisinin ne olduğunu hiç kimse bilemez.

BASAİRUL KUR’AN

İşte Râzî’nin perspektifinden bu ayetlerin açıklaması:

1. Şefaat Yetkisi ve İzin Meselesi (109. Ayet)

Râzî bu ayeti tefsir ederken şu temel noktalar üzerinde durur:

Şefaatin Kaynağı: Râzî, şefaatin bir "hak" değil, Allah tarafından verilen bir "lütuf" olduğunu vurgular. Müşriklerin putlarından beklediği şefaatin aksine, gerçek şefaat sadece Allah’ın iradesine bağlıdır.

"Sözünden Razı Olunan" Kimdir? Râzî burada iki ihtimal üzerinde durur:

Şefaatçi: Allah’ın, şefaat etmesine izin verdiği peygamberler, melekler ve salih kullardır. Onların sözü (kelime-i tevhid ve sadakatleri) Allah katında makbuldür.

Şefaat Edilen: Allah’ın, hakkında şefaat edilmesine razı olduğu müminlerdir. Râzî’ye göre günahkar müminler için şefaat haktır; çünkü onlar iman "sözü" (kelimesi) üzerine ölerek Allah’ın rızasını bir noktada kazanmışlardır.

Mutezile ile Tartışma: Râzî, bu ayeti Ehl-i Sünnet’in "büyük günah işleyenlere şefaat edileceği" görüşünü desteklemek için kullanır. Eğer sadece hiç günah işlemeyenlere şefaat edilseydi, şefaatin bir anlamı kalmazdı; çünkü onlar zaten ödülü hak etmişlerdir.

2. Allah’ın İhata Edilemez İlmi (110. Ayet)

Râzî bu ayeti açıklarken "mekân ve zaman" kavramlarını aşan bir ilahi ilim tasviri yapar:

Önlerindeki ve Arkalarındaki: Râzî’ye göre "önlerindeki", ahiret ahvali ve gelecekte başlarına geleceklerdir.

"Arkalarındaki" ise dünyada bıraktıkları ve geçmişte işledikleri amellerdir.

Allah’ın ilmi, zamanın bu iki ucunu da aynı anda kuşatır.

İhatanın İmkansızlığı: "Onlar ilmen O’nu ihata edemezler" ifadesini Râzî şöyle izah eder:

Yaratılmış olan (mahluk), yaratıcıyı (Hâlık) tam olarak kavrayamaz.

İnsan aklı sınırlıdır; Allah’ın zatı ve sıfatlarının hakikati ise sonsuzdur. Sınırlı olanın sonsuz olanı kuşatması aklen imkansızdır.

Şefaatle Bağlantı: Râzî bu iki ayeti birbirine şöyle bağlar: Mademki kimin şefaate layık olduğunu ve gelecekte ne olacağını sadece Allah bilir, o halde şefaat yetkisi de sadece O'nun elindedir. Kimse Allah’a "şuna şefaat et" diye dayatamaz; çünkü Allah o kulun gizlisini ve açığını (önünü ve arkasını) bilmektedir.

Tefsir-i Kebir'de bu bölümün ana fikri şudur: Kıyamet günü mutlak hakimiyet Allah’ındır. Şefaat ancak ilahi bir hiyerarşi içinde ve O’nun rızasıyla gerçekleşir. İnsanlar ise ne Allah’ın ilmini ne de O’nun takdirindeki hikmetleri bütünüyle kavrayabilirler. Bu durum, kulun Allah karşısındaki acziyetini ve O’na olan muhtaçlığını perçinler.

TEFSİRİ KEBİR

HABERE YORUM KAT