
Gazze’deki yeni lüks kafe ve restoranların karanlık yüzü
Yıkıma uğramış Gazze Şeridi’nde birbiri ardına açılan bu yeni mekânlar, yeni bir soykırım gerçekliğini ortaya koyuyor.
Eman Abu Zayed’in al Jazeera’de yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Sosyal medya, Gazze’deki şık görünümlü kafe ve restoranların fotoğraf ve videolarını sergileyen paylaşımlarla doludur. İsrail yanlısı hesaplar, bu görselleri sıklıkla kullanarak Gazze’de hayatın normale döndüğünü, insanların acı çekmediğini ve hiçbir soykırımın yaşanmadığını iddia etmektedir.
Bu kafe ve restoranlar gerçekten var. Onları kendi gözlerimle gördüm.
Mart ayının sonlarında, savaşın başlamasından bu yana Gazze Şehri’ne ilk kez gittim. Şehrin uğradığı yıkımı görünce şok oldum. Her köşede moloz yığınları vardı. Sokakları tanıyamadığım için sanki bir labirentte dolaşıyormuşum gibi hissettim. Kısa süre sonra, beni daha da şok eden bir bölgeye vardım. Burası, savaştan önce var olmayan yeni kafelerle doluydu.
Bunlar, beklendiği gibi derme çatma ya da geçici yerler değildi; pahalı malzemelerle inşa edilmiş, özenle boyanmış, masalar, kanepeler ve zarif sandalyelerle döşenmiş, cam cepheli ve parlak ışıklarla aydınlatılmış yerlerdi. Lüks bir hava yayıyorlardı. Molozlar ve yarı yıkık binaların arasında o kadar yerinden sırıtıyorlardı ki, onları görmek neredeyse gerçek dışı geliyordu.
Bu yeni mekânlar, Gazze'ye normal hayatın geri döndüğünü kanıtlamıyor. Onlar, devam eden soykırım niteliğindeki anormalliğin bir kanıtı.
Savaş, Gazze'deki bazı insanları zengin etti; özellikle de şiddetli kıtlık dönemlerinde kaçakçılık, yağma ve stokçuluk gibi yasadışı faaliyetlerde bulunanları. Bu servet şimdi lüks kafeler ve restoranlar da dâhil olmak üzere çeşitli şekillerde ortaya çıkıyor.
Buna paralel olarak, Gazze nüfusunun büyük çoğunluğu sefalet sınırının altına düşmüştür. Savaş öncesinde sıradan bir vatandaş bir kafeye gidip bir şeyler içip atıştırabiliyorken, bugün durum artık böyle değildir.
Çoğu insan bu yeni mekânlara girmek ve bir şeyler sipariş etmek bir yana, bakmaya bile cesaret edemiyor. Gazze nüfusunun büyük çoğunluğu çadırlarda yaşıyor, elektrik ve içme suyundan mahrum ve geçim kaynaklarını kaybetmiş durumda. İsrail’in geçmesine izin verdiği kısıtlı yardımlarla hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Ben de onlardan biriyim. Ailem ve ben, Nuseyrat kampında evimizin enkazının yanına kurduğumuz bir çadırda yaşıyoruz. Ailemizin geçim kaynağını kaybettik. Eskiden sahip olduğumuz rahat yaşam artık sadece uzak bir anı.
Pahalı yeni mekânlar, Gazze'de ortaya çıkan son derece adaletsiz toplumsal düzeni yansıtıyor – savaş vurgunculuğunun yeni bir ayrıcalıklı sınıfı yükseltip, büyük çoğunluğu uygun eğitim, sağlık hizmetleri ve hatta gıdaya erişimi olmayan bir sefalete sürüklediği bir düzen. Soykırım sadece insanları öldürmek, sakat bırakmak, evleri ve okulları yıkmakla kalmadı; Gazze'deki çoğu insan için normal bir yaşam umudunu da ortadan kaldırdı.
Lüks kafeleri karşılayamadığım için, savaştan önce arkadaşlarımla sık sık gittiğim daha mütevazı bir restorana ulaşana kadar caddede ilerlemeye devam ettim. İçeri girdiğimde sanki savaş öncesi günlere geri dönmüş gibi hissettim; mekân aynıydı, aynı sandalyeler ve masalar vardı, ortalığı dolduran tanıdık kokular da.
Oturup etrafa bakındım, üniversite derslerinden sonra burada geçirdiğim güzel anıları yad ettim. Her zamanki gibi sipariş verdim: tavuk dürüm, bir gazoz ve küçük bir salata tabağı. Hesap 60 şekel (20 dolar) tuttu – ailemin normal bir gelire sahip olduğu savaş öncesinde ödeyeceğim tutarın üç katından fazlası.
Restoran hesabı, Gazze Şehri'ne gitmek için ödediğim ortak araç ücretiyle (tek yön 15 şekel veya 5 dolar) birleşince bana bir servete mal oldu. Birazcık da olsa normal hayatın tadını çıkarmak için bu kadar para harcadığım için kendimi suçlu hissettim.
Gazze’de kafe ve restoranlara gidebilecek kadar şanslı olan az sayıdaki kişi, gerçekliğin dehşetinden geçici bir kaçış, kısa süreli bir rahatlama anlarının tadını çıkarabilir. Ancak bu anlar sınırlıdır ve genellikle yıkılmış sokaklara, bombalanmış manzaraya ve travmaya geri dönme endişesiyle eşlik eder.
El-Taboon'da otururken, eskiden vakit geçirdiğim arkadaşlarımı düşündüm: şehit olan Rama ve Belçika'ya kaçan Ranan. Gazze'nin enkazının griliği ve jeneratörle çalışan kafelerin ışıkları arasında, bu anılara tutunarak orada tek başıma oturdum.
Soykırım herkesi mahvetti – bundan çıkar sağlayanları bile. Parlak kafelerde ve restoranlarda geçirilen ne kadar zaman olursa olsun, bu gerçeği asla silemez.
* Eman Abu Zayed, Gazze'den Filistinli bir yazar ve çevirmenlik öğrencisidir.





HABERE YORUM KAT