
Kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola sevk etmedi mi?
Kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola sevk etmedi mi? Hâlbuki onların yurtlarında gezip dolaşmaktadırlar. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.

Kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola sevk etmedi mi? Hâlbuki onların yurtlarında gezip dolaşmaktadırlar. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır. (Taha: 128)
Ey Muhammed, kendilerinden önce helak ettiğimiz ümmetler, senin kavminden Allah´a ortak koşanlara, akıbetlerinin kötü olacağını hâlâ göstermediler mi? Halbuki onlar, helak olan geçmiş ümmetlerin harap olmuş diyarlarında yaşıyor ve onların ne gibi akıbetlere uğradıklarını görüyorlar. Şüphesiz ki onların geriye bıraktıkları bu kalıntılarda, akıl sahipleri için Öğüt alınacak büyük ibretler vardır.
İnsan, geçmiş nesillerin sonlarını düşündüğünde, gözleriyle onların erimiş toprak haline gelmiş evlerini, tarihi mimarilerini seyrettiğinde, geçip giden bedenlerini-kişiliklerini, yok olan ruhlarını, hareketlerini, arzularını ve amellerini düşündüğü zaman… Sonra gözlerini açıp, boşluk ve ıssızlıktan başka bir şey görmediğinde… İşte o zaman insan önceki milletleri yutan gücün kendisini de yutmak üzere olduğunun farkına varır. O zaman önceki milletleri yakalayan kudret elinin kendisini de yakalayabileceğini anlar. O zamanda artık uyarmanın ne demek olduğunu anlar. İbret alınacak olayların gözleri önüne serildiğini görür. Önceki milletlerin akıbetleri aklı başında olan insanlar için bir ibret olması gerekirken bu insanlar ne oluyor da doğru yola gelmiyorlar.
FİZİLALİL KUR’AN
Şu anda onların kalıntıları üzerinde gezip dolaştığınız nice nesilleri yok etmedik mi? Gözünüzün önünde gerçekleşen bu helâkler sizi uyandırmadı mı? Nuh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi, Lût kavmi, Firavun ve toplumu helâk oldu. Onlardan sonra gelenler bu helâklerden ibret almalı değiller miydi? Onlar helâk oldular da bizler olmayacak mıyız? Onlar gittiler de biz gitmeyecek miyiz? Yâni şu anda bizler onların yerlerinde, yurtlarında yaşamıyor muyuz? Onların yurtlarında oturan dünün Mekkelilerine bir hitaptı bu âyetler. Şu anda da bizler varız. Şu anda da onların mekânlarını şenlendirenler bizleriz. Onlar gittiler de biz ebedî mi kalacağız? Evet akıl sahipleri için doğrusu bunda ayetler, ibretler vardır.
BASAİRUL KUR’AN
Zemahşerî, bu ayetin tefsirinde özellikle "hidayet ve körlük arasındaki bağ", "tarihten ders çıkarma" ve "akıl sahiplerinin vasıfları" üzerinde durur.
1. Zemahşerî, ayetin başındaki "E-ve-lem yehdi lehum..." (Onları doğru yola sevk etmedi mi? ifadesindeki fiilin öznesi (faili) üzerinde durur. Yani, geçmiş kavimlerin helak edilme hadisesinin ta kendisi, Mekke müşrikleri için yolu aydınlatan bir rehber, bir "hidayet edici" olmalıydı.
Zemahşerî der ki: Yaşanan tarihi felaketler o kadar açık ve nettir ki, adeta dile gelip insanları hidayete çağıran birer mürşid gibidir.
2. "Onların Yurtlarında Gezip Dolaşmaktadırlar" İfadesi
Zemahşerî, Mekkelilerin ticari yolculuklarına atıfta bulunarak ayetin bu kısmını sosyolojik ve coğrafi bir gerçeklikle açıklar:
Mekke halkı (Kureyş), Şam ve Yemen’e yaptıkları ticari seyahatler sırasında Âd, Semûd ve Lût kavimlerinin helak edildiği topraklardan, yıkılmış şehir kalıntılarından geçiyorlardı.
Zemahşerî der ki: "Onlar bu harabeleri sadece uzaktan duyma bir masal gibi dinlemiyorlar; bizzat gözleriyle görüyor, ayaklarıyla o topraklara basıyorlar." Buna rağmen ders almamaları, kalplerinin ne kadar katılaştığının ve basiretlerinin ne kadar kapandığının açık bir kanıtıdır.
3. Ayetin sonundaki "Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler (âyât) vardır" kısmında geçen "nuhâ" kelimesinin tefsiri, Zemahşerî’nin en ince tahlillerinden biridir:
"Nuhâ", akıl anlamına gelen "nuhye" kelimesinin çoğuludur. Zemahşerî, akla neden "nuhye" dendiğini şöyle açıklar: Çünkü akıl, insanı çirkin işlerden, günahtan, cehaletten ve helake sürükleyecek davranışlardan alıkoyar, yasaklar ve engeller (nehydir).
Buradan hareketle Zemahşerî, geçmiş kavimlerin yıkıntılarına bakıp da kendi gidişatını düzeltmeyen, içindeki putları ve inkarı terk etmeyen kimselerin gerçek anlamda "akıl sahibi" sayılamayacağını savunur. Gerçek akıl, insanı tehlikeyi gördüğü an durduran akıldır.
Özetle Zemahşerî’nin Yaklaşımı:
el-Keşşâf’a göre 128. ayet, insanı tarih bilinciyle akıl yürütmeye davet eder. Gözün gördüğü yıkıntılar, aklın önünde birer hidayet delilidir. Eğer bir insan, helak olmuş kavimlerin yurtlarında gezip de hala ibret almıyorsa, o kişinin aklı, kendisini kötülükten alıkoyma (nuhye) işlevini yitirmiş demektir.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ



HABERE YORUM KAT