1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Sudan neden dünya manşetlerinden kayboldu?
Sudan neden dünya manşetlerinden kayboldu?

Sudan neden dünya manşetlerinden kayboldu?

Sudan krizine ilişkin son dönemde ortaya çıkan jeopolitik yeniden çerçeveleme, gerçek durumu çarpıtmakta ve üç yıldır süren çatışmanın daha da kök salmasına yol açma riski taşımaktadır.

21 Mayıs 2026 Perşembe 08:58A+A-

Osama Abuzaid’in Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Küresel gündemi meşgul eden savaşlar vardır; bir de sessizce gündemden düşenler. Sudan, ikinci gruba girmiştir.

Üç yılı aşkın bir süredir Sudan, farklı koşullar altında küresel manşetleri süsleyecek bir felaket yaşıyor.

Ülke, adeta ağır çekimde çöküyor. 14 milyondan fazla insan yerinden edildi. Bütün şehirler boşaldı. Pazarlar zar zor işliyor. Hastaneler ya kapandı ya da elektrik, ilaç ve personel eksikliği içinde hizmet veriyor.

Bunların hiçbiri yeni değil. Yeni olan şey, Sudan'ın aniden uluslararası manşetlere yeniden çıkması ve bunun nedeni.

Mart ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan Müslüman Kardeşliği'ni yabancı terör örgütü ilan etme planlarını açıkladığında tam da bu oldu.

Gerekçe açıktı: Washington, bu grubu İran’ın İslam Devrim Muhafızları’ndan destek almakla suçladı.

O an çok açıklayıcıydı. Sudan, kıtlık uyarıları ya da pazarlarda ve mülteci kamplarında sivillerin öldürülmesi nedeniyle yeniden küresel gündeme gelmedi. İran’ın merkezinde yer aldığı daha geniş jeopolitik çatışmanın içine yerleştirilebildiği için gündeme geldi.

Bu bir tesadüf değildi. Bu durum, ilginin nasıl işlediğini ortaya koydu. Sudan görünmez değil; şartlı olarak görünür.

Güç dengesi

Sudan'daki savaş, özünde hâlâ bir iç çatışmadır. Kökleri, başarısız bir siyasi geçiş sürecine, militarize bir devlete ve iktidar ile kaynakların kontrolü için savaşan rakip silahlı güçlere dayanmaktadır.

Yine de, Sudan'ın parçalanmasını çözülmesi gereken bir trajedi değil, sömürülecek bir sahne olarak gören dış aktörlerin fırsatçı müdahalesi nedeniyle, savaş kasıtlı olarak hızlandırılmış ve çok daha ölümcül hale getirilmiştir.

2026'da bunların hiçbiri değişmedi. Değişen şey, savaşın bakıldığı mercek oldu.

Bir yanda ABD ve İsrail ile diğer yanda İran arasında gerginlikler tırmanırken, Sudan giderek farklı bir çerçeveye oturtuldu: artık krizdeki bir ülke olarak değil, daha geniş çaplı bir çatışmanın parçası olarak.

Silahlı gruplar artık sadece yerel aktörler değil, bölgesel nüfuzun uzantıları haline gelmişti. Askeri gelişmeler – özellikle insansız hava araçlarının kullanımı – daha geniş bir çatışmada taraf seçmenin işaretleri olarak yorumlandı.

Ancak bu yeniden çerçeveleme, açıklamaktan çok çarpıtıyor. Sudanlı aktörler, basit anlamda vekiller değildir. Yıllar süren iç bölünmelerin şekillendirdiği kendi siyasi mantıkları içinde hareket ederler. Dış destek güç dengesini değiştirebilir, ancak savaşın kendisini tanımlamaz.

Yine de Sudan daha geniş bir jeopolitik anlatıya dâhil edildiğinde öncelikler değişir. Artık soru, savaşı nasıl sona erdireceğimiz değil, savaşın sonuçlarını nasıl yöneteceğimizdir.

Bu değişimin sonuçları vardır, çünkü yönetilen bir savaş nadiren çözülmüş bir savaştır.

Ekonomik kaos

Sudan’ın jeopolitik yeniden şekillenmesi krizin bir yönü ise, ekonomik sonuçlar da bir diğer yönüdür – ve bu sonuçlar giderek hızlanmaktadır.

İran savaşı küresel bir enerji şokuna yol açtı. Dünya petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı başta olmak üzere, kilit nakliye rotalarındaki aksaklıklar nedeniyle petrol fiyatları varil başına 100 doları aştı.

Kırılgan ekonomiler için bu uzak bir sorun değil. Bu acil bir sorun. İthal yakıta büyük ölçüde bağımlı olan Sudan, bu durumdan ağır darbe aldı.

Ülkedeki yakıt fiyatları dramatik bir şekilde yükseldi. Paralel piyasada benzin fiyatı, bir haftadan kısa bir sürede galon başına yaklaşık 18.000 Sudan poundundan (30 dolar) 30.000'e sıçradı. Bu marjinal bir artış değil; günlük yaşamın her sektörüne yayılan bir şok.

Yakıt, ulaşımı sağlar. Ulaşım, gıda tedarikini sağlar. Gıda tedariki ise hayatta kalmayı belirler. Ulaşım maliyetleri yükseldiğinde, gıda fiyatları da yükselir. Tüm tedarik zincirleri yavaşlar veya çöker. Hayatta kalmakla açlık arasındaki sınırın zaten ince olduğu Sudan'da, bu baskılar yıkıcıdır.

Omdurman ve Wad Madani gibi şehirlerde, bazı tüccarlar, maliyetlerin her gün değiştiği bir pazarda mallara fiyat biçemeyerek satışlarını tamamen askıya aldı. 50 kiloluk bir şeker çuvalının fiyatı birkaç gün içinde çok arttı; inşaat malzemeleri ise yüzde 50’den fazla değer kazandı.

Ekonomik krizler savaş bölgelerinde işte böyle gelişir – tekil olaylar olarak değil, birbirini izleyen çöküşler şeklinde.

Sudan'da enflasyon zaten ciddiydi. Resmi rakamlara göre, son şoklar yaşanmadan önce bile 2026'nın başlarında enflasyon yüzde 56'nın üzerindeydi. Şimdi ise artan yakıt fiyatları ve kesintiye uğrayan ithalatla birlikte, gerçek yaşam maliyeti resmi istatistiklerin yakalayabileceğinden çok daha hızlı artıyor.

Ve yakıt, hikâyenin sadece bir parçası. İran savaşıyla bağlantılı küresel aksaklıklar, gübre, nakliye ve tedarik zincirlerini de etkiledi. Eczaneler stoklarını yenilemekte zorlanırken, ilaçlara erişim giderek zorlaşıyor. Sivil halk için bu, basit bir enfeksiyonun veya kronik bir rahatsızlığın hayatı tehdit edici hale gelebileceği anlamına geliyor.

Kenara itilenler

Sudan’ın mevcut durumunun merkezinde bir paradoks yatmaktadır. Ülke jeopolitik açıdan daha önemli hale gelirken, insani açıdan daha az görünür hale gelmiştir.

Sudan, daha büyük çatışmaların, özellikle de İran’ın dâhil olduğu gerginliğin gölgesinde kalmaktadır. Aynı zamanda, Sudan’ın kendisiyle ilgili tartışmalarda siviller kenara itilmekte, onların yerini güvenlik, ittifaklar ve stratejik konumlandırma hakkındaki anlatılar almaktadır.

Bu sadece ihmal değil. Bu bir tür çarpıtmadır. Sudan görülüyor, ancak kendi şartlarıyla değil.

Sonuçları şimdiden ortada. İnsani yardım ihtiyaçları, fonların ötesine geçmeye devam ediyor. Ülkenin ekonomik çöküşü derinleşiyor. Güvenilir bir siyasi sürecin yokluğunda, silahlı aktörler güçlerini pekiştiriyor.

Oysa uluslararası tepkiler hâlâ dağınık bir haldedir; stratejik olmaktan ziyade tepkisel nitelikte olup, iç gerçeklerden çok dış kaygılar tarafından şekillenmektedir.

Bu durum ne kadar uzun sürerse, tersine çevirmek o kadar zorlaşır. Sudan’daki gibi çatışmalar sınırlı kalmaz. Bölgeleri yeniden şekillendirir, sınır ötesi göçlere yol açar ve tek bir savaştan daha uzun ömürlü şiddet sistemlerini pekiştirir.

Bunu görmezden gelmek durumu istikrara kavuşturmaz. Yalnızca bedellerin kaçınılmaz hale geldiği anı geciktirir.

Bugün Sudan’ın trajedisi sadece acı çekmenin boyutu değil, bu acının nasıl yorumlandığıdır. Savaş artık öncelikle bir Sudan krizi olarak anlaşılmıyor. Dış çatışmalar, özellikle de İran savaşı süzgecinden geçiyor.

Bu süreçte sahadaki gerçeklik çarpıtılıyor. Tehlike de burada yatıyor: çünkü görmezden gelinen bir kriz yeniden keşfedilebilir, ancak yanlış anlaşılan bir kriz başından itibaren yanlış bir şekilde ele alınır.

Sudan'ın önem kazanması için başkalarının savaşına dâhil edilmesi gerekmez. Zaten önemlidir. Asıl soru, sonuçlar Sudan'ın çok ötesine yayılmadan önce dünyanın bunu görmeye istekli olup olmadığıdır.

 

* Osama Abuzaid, Hartum’da yaşayan ve kalkınma ile yönetişim alanlarında uzmanlaşmış bir araştırmacıdır. Halen CEDEJ’de yardımcı araştırmacı ve “Taban Hareketleri ve İnsani Güvenlik Projeleri” (GGP) kapsamında hibe desteği program koordinatörü olarak görev yapmaktadır. Tıp Bilimleri ve Teknoloji Üniversitesi’nde (UMST) kalkınma yönetimi ve yönetişimle ilgili dersler vermiş olup, çeşitli BM kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla projelerde yer almıştır.

HABERE YORUM KAT