
Emevî Camisi'ndeki BAE merasimi neden bu kadar tepki çekti?
Taha Kılınç, Emevî Camii’nde BAE heyeti için düzenlenen törenin mabedin maneviyatını zedelediğini ve BAE’nin bölgedeki siyasi sicili nedeniyle tepkilere yol açtığını vurguluyor.
Taha Kılınç / Yeni Şafak
Avludaki merasim
Suriye’nin başkenti Şam’ın simgesi konumundaki tarihî Emevî Camii’nde geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir tören, çok sayıda tartışmayı beraberinde getirdi. Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) gelen resmî heyetin ağırlanması için, caminin geniş avlusu bir kabul soluna dönüştürülmüş, içeriye masalar konulmuş, led ekranlar kurulmuş, yiyecek-içecek ikramları eşliğinde misafirler kadınlı-erkekli görüntüler vermişti. Suriye Evkâf (Vakıflar) Bakanlığı’nın tertip ettiği merasimde, tepkilerin odağında elbette bakanlık yetkilileri ve bizzat Evkâf Bakanı Dr. Ebu’l-Hayr Şükrî vardı. Suriye kamuoyunda tanınmış çok sayıda isim, -tabii ki edep sınırlarına riayet ederek- kızgınlıklarını ve teessüflerini dile getirdiler.
Tepkilerin temelinde, Emevî Camii gibi tarihî ve manevî bir mekânın, dünyevî bir toplantının düzenlenmesi için uygun olmadığı düşüncesi yatıyordu. Bu, tabii ki haklı ve makul bir hareket noktasıydı, zira caminin içinde ve çevresinde Müslümanların ma’şerî hafızasında yer etmiş birbirinden kıymetli mekânlar halkalanıyordu. Avludan yükselen konuşmalar, kahkahalar, çatal-bıçak sesleri, bardak şıngırtıları ve tüm bunların meydana getirdiği genel manzara, mabedin uhrevî atmosferini açık şekilde ihlaldi.
Bazı kişiler “Şam’da birçok tarihî konak ve mekân var. Oralar neden tercih edilmedi?” sorusunu sordular, ki bu da oldukça mantıklı bir eleştiri noktasıydı. Caminin hemen güneyinde bulunan tarihî Azm Sarayı’nın geniş avlusu mesela, yabancı misafirlerin ağırlanacağı en ideal yerlerden biriydi. Keza şu soru da düşündürücüydü ve cevabı belliydi: “Bir Suriye heyeti Abu Dabi’ye gitse, BAE’li yetkililer Şeyh Zâyed Camii’nin avlusuna böyle masa kurup yemek verirler miydi?”
Sosyal medyada sadece eleştiriler yer almadı. Bazı tanınmış isimler de Evkâf Bakanlığı’nı savunmak üzere devreye girdi. Onlardan biri, meşhur âlim -ve şimdiki Suriye Müftüsü Şeyh Usâme Rifâî’nin kardeşi- Sâriye Rifâî’nin oğlu Ammar’dı. Ammar Rifâî, “2008’de merhum babam, Emevî Camii’nin avlusunda Şam’ın zenginlerine iftar daveti vermişti. Aynı manzara o gün de yaşanmıştı” deyince, karşı cevaplar gecikmedi: “Salih amel ve Müslümanlar arasında yardımlaşmaya vesile olmak için, böylesi davetler elbette caizdir. Hatta bazen şarttır.” Gerçekten de merhum Sâriye Rifâî, zenginlerle arasını çok iyi tutarak Suriye çapında önemli infak ve ilim faaliyetlerini organize ediyordu. Bu yüzden lakabı “Şeyhu’t-Tüccâr” (Tüccarların şeyhi) idi.
Mekânla ve yapılan işin mahiyetiyle alakalı eleştirilerin yanı sıra, öfkelerin yoğunlaştığı bir nokta da davetli heyetin kimliğiydi. BAE’nin özellikle bugünkü Ortadoğu konjonktüründe oynadığı menfi roller, İsrail’le artık “stratejik ortaklık” düzeyine çıkan ilişkileri, Gazze’nin İsrail tarafından barbarca bombalanması sırasında açıktan işgalcilerle birlikte hareket eden tavrı… Dahası BAE yönetimi, Beşşâr Esed yönetimiyle de arasını her zaman iyi tutmuş, Arap Birliği’nin Şam yönetimine karşı dışlayıcı tutumu devam ederken Esed’i Abu Dabi’de ağırlamış, Arap dünyasında Şam’daki büyükelçiliğini tekrar açan ilk ülke olmuştu. Ayrıca Hâfız Esed’in eli kanlı karısı Enîse Mahlûf, ömrünün son günlerine kadar Dubai’de misafir edilmişti. Beşşâr Esed’in kız kardeşi Büşrâ da çocuklarıyla birlikte halen BAE’de yaşıyordu.
Tüm bunların üzerine, BAE heyetinin Şam ziyaretinin esas hedefinin Emevî Camii ve çevresini restore etmek, bütün tarihî mekânları elden geçirmek, caminin bulunduğu semte kafeler ve restoranlar vb. açmak olduğu da ortaya çıkınca, tepkiler hepten alevlendi. Haklı olarak, sicili böylesine kabarık bir ülkeye Emevî Camii’nde kalıcı bir iz bırakma fırsatının verilme ihtimali bile, insanları deliye döndürdü. Bazıları, evinde halı olarak kullanması için Jeffrey Epstein’a Kâbe örtüsünün bir parçasını hediye eden BAE’li iş kadını Azize el-Ahmedî’yi hatırlatmadan edemedi.
Suriye Evkâf Bakanlığı, inşallah tüm bu eleştiri ve tepkilere kulak verir. Zira sadece Suriyeliler değil, ümmetin parçası olarak biz de Şâm-ı Şerîf’in kalbinde, restore edilmiş tarihî binaların kenarında-köşesinde “BAE” damgalarını görmeyi hiç istemeyiz. Coğrafyamızın talanına her fırsatta iştirak eden böyle bir ülke, en azından mevcut siyasetini değiştirinceye kadar, tarihî şehirlerimizden uzak dursun.




HABERE YORUM KAT