Kocaeli Gençlik Şöleni’nin düşündürdükleri
Kocaeli’de düzenlenen ve yaklaşık 100 bin gencin katılımıyla gerçekleşen AK Parti Gençlik Şöleni, ilk bakışta devasa bir organizasyon başarısı olarak lanse edildi. Ancak bu görkemli tablonun perde arkası, aslında çok daha derin bir ideolojik ve kültürel hesaplaşmayı beraberinde getirmektedir. Meydanların hıncahınç dolması, gençlerin saatlerce alanı terk etmemesi teknik ve lojistik açıdan kuşkusuz bir başarıdır; fakat mesele sadece kalabalık toplamak değilse, asıl sorulması gereken soru şudur: Bu gençliğe hangi fikirler aşılanmakta, hangi değerler sunulmakta ve nasıl bir kimlik inşa edilmektedir? İşte tam bu noktada karşımıza çıkan manzara, AK Parti’nin yıllardır bir sancaktar gibi taşıdığı “dindar nesil” idealinin, pratikte nasıl bir savrulma yaşadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır.
AK Parti, on yıllardır gençlik politikalarının merkezine “manevi değerler”, “medeniyet bilinci” ve “yerli ve milli kültür” gibi kavramları yerleştirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık dile getirdiği dindar nesil yetiştirme hedefi, sadece bir siyasi retorik değil, aynı zamanda muhafazakar tabanın partiye yüklediği en kutsal misyonlardan biri olarak kabul edilmiştir. Ne var ki, Kocaeli’deki organizasyon modeli, bu yüksek idealler ile sahadaki gerçeklik arasında derin bir uçurum olduğunu kanıtlamıştır. Sahneye taşınan isimlerden tercih edilen eğlence tarzına kadar etkinliğin genel atmosferi, dindar bir gençlik inşasından ziyade, seküler popüler kültürün kodlarına hizmet eden bir anlayışla tehlikeli bir uyum içindedir.
Etkinlik sonrası fitili ateşleyen en büyük tartışma ise sunucu tercihi olmuştur. Şölenin sunuculuğunu üstlenen Eser Yenenler’in geçmişteki “Her şey çok güzel olacak” şeklindeki siyasi paylaşımlarının yeniden gündeme gelmesi, AK Parti tabanında da haklı bir infial yaratmıştır. Burada asıl mesele bir sanatçının şahsi siyasi tercihi değildir; asıl mesele, davasına sadakat ve bilinç vurgusu yapan bir hareketin, kendi kitlesinin hassasiyetlerini ve hafızasını hiçe sayan tercihlerde bulunmasıdır.
Maalesef bu durum, sadece bir sefere mahsus bir yanlışlık ya da münferit bir olay da değildir. Son yıllarda birçok AK Partili belediyenin düzenlediği konser ve festivallerde benzer bir kriz yaşanmaktadır. Muhafazakar kimlikle taban tabana zıt, hatta geçmişte İslami değerleri küçümseyen veya onlara saldıran isimlerin yüksek bütçelerle bu sahnelere çıkarılması büyük tepki toplamaktadır. Tüm bu eleştirilere rağmen aynı hataların ısrarla tekrarlanması, parti yönetiminin bu tepkileri ya duymazdan geldiğini ya da bilinçli bir şekilde önemsemediğini düşündürmektedir.
Kocaeli’deki organizasyonun çelişkileri sadece sunucu tercihiyle de sınırlı kalmamıştır. Merve Özbey’in siyasi paylaşımları nedeniyle kadrodan çıkarıldığı iddiaları bir tarafta dururken, Merve Özbey’in yaşam tarzı ve popüler kültür içerisindeki konumu itibarıyla, gene DJ Burak Yeter’in ise yalnızca sahne performansları değil, gayri ahlaki klipleri ve dindar bir gençlik vizyonuyla bağdaşması mümkün olmayan eğlence anlayışıyla sahne alması, söylem ile eylem arasındaki savrulmanın en somut örneğidir. Buradaki asıl sorun birkaç sanatçının kimliği değil, AK Parti’nin gençliği hangi kültürel zeminde tutmak istediğine dair yaşadığı kronik kafa karışıklığıdır. Bir yandan maneviyat eksenli bir nesil iddiasında bulunurken, diğer yandan gençlere seküler popüler kültürün en uç örneklerini rol model olarak sunmak, kendi içinde büyük bir tutarsızlık barındırmaktadır.
Peki, marifet gerçekten sadece meydanları doldurmak mıdır? Kalabalıklar kısa vadede siyasi bir moral ve gövde gösterisi sağlayabilir; ancak gençlik politikası yalnızca sayısal bir veriye indirgenirse, ortaya bilinçli bir nesil değil, popüler kültürün ve tüketim çılgınlığının rüzgarıyla savrulan geçici bir kitle çıkar. Ahmet Kaya’nın o meşhur “Nereden baksan tutarsızlık” ifadesi, bugün bu organizasyonlarda sergilenen tabloyu özetler niteliktedir. Bir yandan kutsal davalar üzerine nutuklar atılırken, diğer yandan bu söylemleri boşa çıkaran adımların atılması, tabandaki güven duygusunu da hüsrana uğratmaktadır.
Neticede Kocaeli Gençlik Şöleni, sadece bir etkinlik olarak değil; AK Parti’nin gençlik vizyonundaki o büyük ideolojik kırılmanın sembolü olarak kayıtlara geçmiştir. 100 bin gencin bir araya getirilmesi teknik bir başarı olsa da, mesele sadece sayıysa bu başarı saman alevi gibi geçicidir. Asıl belirleyici olan, o gençlerin zihinlerinde hangi bilinçle, kalplerinde hangi değerlerle ve ruhlarında nasıl bir kültürel atmosferle evlerine döndüğüdür. Eğer gençlik politikaları popüler kültürün geçici alkışlarına ve yüzeysel eğlence anlayışına kurban edilirse, yıllardır savunulan o “dindar nesil” ülküsü, sadece tozlu raflarda kalan bir siyasi slogan haline gelecektir.
Geçmişteki hatalardan ders çıkarmadan, sadece rakamlara hapsolarak yapılan bu organizasyonlar, dava adına basit birer stratejik hata değil; gelecek nesillerin ruhunda açılan ve vebali nesiller boyu taşınacak olan ağır bir sorumluluktur.





YAZIYA YORUM KAT