
Birleşik Krallık’ta Peçe 'açma' eyleminin nefret dolu tiyatrosu, aşırı sağ fantezileri besliyor
Kalabalık, Batı'nın İslam'a karşı, erkeklerin ise kadınlara karşı kazandığı zaferi simgeleyen bir hareketle sahneye çıkan beyaz kadınların peçelerini yırtıp atmalarını alkışladı.
Dr. Amina Shareef’in Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Üç kadın sahneye çıkıyor. Nikap (peçe) giymişler; baştan ayağa bol siyah kumaşla örtünmüşler, yüzleri gizli.
Ellerini sallayarak kalabalığı kışkırtıyorlar. Havada yuhalama ve alay sesleri yankılanıyor.
Ortadaki kadın mikrofona eğiliyor ve “Çıkarın şunu!” diye slogan atıyor. Kalabalık ona katılıyor. Kadınlar tek tek baş ve yüz örtülerini yırtıp yere fırlatıyorlar. Beyaz yüzler ortaya çıkıyor. Saçlar savruluyor. Kalabalık çılgına dönüyor.
Gösteri devam ediyor: abayalar da çıkıyor. Kadınlar, vücut hatlarını ortaya çıkaran mini elbiseler içinde zaferle dururken, başlarının üzerinde Birleşik Krallık (Union Jack) bayrakları dalgalanıyor ve etraflarında tezahüratlar yükseliyor.
“Sizi desteklemek için Fransa’dan geldik,” diyor bir kadın. Boynunda küçük bir altın haç asılı olduğu açıkça görülüyor.
Bu grup, Müslüman göçmenlerin beyaz kadınlar için cinsel bir tehdit oluşturduğu şeklindeki ırkçı klişeyi temel alarak harekete geçen Fransız feminist kimlikçi hareket Nemesis Collective’e mensup.
Bu, geçtiğimiz hafta sonu Londra’da aşırı sağcı aktivist Tommy Robinson tarafından düzenlenen ve Filistin yanlısı Nekbe Günü yürüyüşüyle eşzamanlı olarak gerçekleştirilen “Unite the Kingdom” mitinginden bir kare.
Tiyatral İslamofobi
Unite the Kingdom mitingi, her biri hareketin sokak siyasetinin farklı bir yönünü ifade eden sembollerle doluydu: “Mega” (“Make England Great Again/İngilere’yi Tekrar Büyük Yap”) şapkalar, İngiliz tarzı korumacılığa ve “Britain First” (Önce İngiltere) siyasi vizyonuna desteği işaret ederken, tahta haçlar ve Tapınak Şövalyeleri imgeleri, algılanan Müslüman istilasına karşı Hıristiyan kalelerinin savunulmasını çağrıştırıyordu.
St George bayrakları ve Union Jack bayrakları, İngiliz ulusal aidiyetine dair kısıtlayıcı ve dışlayıcı kavramları pekiştiriyordu. Öte yandan, İsrail bayrakları ve “Jews for Tommy” tişörtleri (Çev.Notu: (Tommy İçin Yahudiler), Birleşik Krallık'ta aşırı sağcı ve İslam karşıtı faaliyetleriyle tanınan Tommy Robinson’ı (gerçek adıyla Stephen Yaxley-Lennon) destekleyen küçük bir Yahudi aktivist grubunu ve bu hareketin sloganını ifade eder), sözde “Yahudi-Hıristiyan” ittifakına işaret ederek, İsrail’e verilen desteği, hareketin düşmanlığının ırka değil, İslam’a yönelik olduğunun kanıtı olarak konumlandırıyordu.
Bu sembolik manzara içinde, nikap gösterisi sadece bir İslamofobi eylemi değildi. Aşırı sağın siyasi hayal gücünü tek bir teatral performansa yoğunlaştırıyordu: Hıristiyan ulusun İslam’ı fethi, erkeklerin kadınları fethi ve kutsal vatanın hayali yeniden fethi.
Aşırı sağcı bir mitingde kadınların varlığı, ilk bakışta çelişkili görünebilir. Ne de olsa aşırı sağ hareket, özünde kadın düşmanlığı ve kadınları ve kızları cezalandırma, cinsiyet eşitliğini tersine çevirme ve kadınları ev işleri ile annelikle sınırlayan geleneksel cinsiyet rollerini yeniden tesis etme arzusuyla beslenen, erkek egemen bir harekettir. Oysa, başka bağlamlarda hor gördüğü kadınsılık, burada siyasi bir değer kazanmaktadır.
Bu kadınlar ulusun kendisini temsil ediyor: ulusun kırılganlığını, istikrarsızlığını, tehdit altındaki yuvasını ve ocağını.
Uluslar uzun zamandır genç kadınlar olarak kişileştirilmiştir: Britannia, Marianne, Özgürlük Heykeli, Bharat Mata. Dolayısıyla bu kadınların varlığı sembolik bir amaca hizmet ediyor: ulusu kadınsı ve tehlike altındaki bir varlık olarak kurguluyor ve bunu yaparken, ulusun doğal koruyucusu olarak hayal edilen beyaz erkekliği devreye sokuyor.
Erkeklik, sadece arzu edilen değil, tarihsel olarak gerekli bir şey olarak yeniden tanımlanıyor; tehlike altındaki ulusu savunmak için çağrılan güç.
Medeniyetin kendisi de tehlike altında olarak gösteriliyor. Unite the Kingdom mitingindeki üç kadının, birçok Müslüman kadının giydiği gibi çiçek desenli başörtüleri, renkli maksi etekler veya yapılı ceketler giymiş olabileceğini belirtmek gerekir. Bunun yerine, siyah kumaşlarla sarılmışlardı.
Kamuoyundaki söylemlerde nikap, sıklıkla aşırılıkçılık, terörizm, dini köktencilik ve kadınların ezilmesiyle ilişkilendirilir. Bu nedenle siyah niqabların seçimi tesadüfî değildir: Siyahlık, kadınların beyazlığını sarar ve bastırır. Ve beyazlık, medeniyetin sözde belirleyicileri olan güzellik, kültür, ilerleme ve özgürlük ile eşanlamlı hale getirildiğinden, bu görüntü, militan ve püriten bir İslam vizyonu tarafından kuşatılmış bir medeniyeti çağrıştırır.
Medeniyetin fethi
Bu sergide, medeniyetin ve kadınlığın fethi eşzamanlı olarak sahneleniyor. Kadınlar başörtülerini çıkarıp bir kenara fırlatarak, “şeriat hukuku”na karşı “medeniyetin” sembolik zaferini canlandırıyorlar. Ancak bu gösterinin altında, daha az dikkatli bir gözlemcinin gözünden kaçabilecek ikinci bir fetih yatıyor: erkekler tarafından kadınların fethi.
Nikabı çıkaran kadınlar, bir kadının değerini bedeninin çekiciliğiyle değil, entelektüel ve ahlaki değeriyle tanımlayan bir refah vizyonunu reddediyorlar. Böylece, kadınların değerinin erkek bakışına bedenlerinin görünürlüğü ve erişilebilirliğiyle bağlantılı olduğu, hâkim cinsiyet düzenini yeniden tesis ediyorlar.
Bu gösteri, dolayısıyla çifte bir zaferi temsil ediyor: Batı’nın İslam üzerindeki zaferi ve erkek otoritesinin kadın bedenleri üzerindeki yeniden tesis edilmesi.
Kutsal Topraklar, Hıristiyanlığa geri döndürülmeyi bekleyen bir yer olarak hayal edilir. Avrupa sömürgeci yazınında “Doğu”, sıklıkla kadınsılaştırılır, peçeli bir kadın olarak tasvir edilir ve bu kadının peçesinin kaldırılması, iç dünyasına girilmesi ve anlaşılır hale getirilmesi gerektiği düşünülürdü.
Dolayısıyla sömürgeci proje sadece coğrafi değil, aynı zamanda epistemik bir nitelik de taşıyordu: Doğu’nun incelenmesi, sınıflandırılması, haritalandırılması ve gizemlerinden arındırılması gerekiyordu. Peçeli kadınlar bu hayalin merkezinde yer aldı, çünkü onların peçelerinin kaldırılması, İslam dünyasına erişimi ve bu dünya üzerinde hâkimiyeti simgeliyordu.
Bu açıdan bakıldığında, soyunma gösterisi İslami kıyafetlerin reddedilmesinden daha fazlasını ifade ediyor. Bu gösteri, Müslüman kadınların peçelerinin kaldırılmasını İslam’ın kutsal kalbi üzerinde sembolik bir fetih olarak gören sömürgeci fanteziyi yeniden canlandırıyor.
Bu sahne, Kutsal Toprakların geri kazanılmasının hem jeopolitik bir fetih hem de medeniyetin kurtuluşu olarak hayal edildiği Hıristiyan Siyonist fantezilerle – ki bu akımlar sıklıkla çağdaş aşırı sağ ile örtüşmektedir – yankılanmaktadır.
O sahnede yaşananlar sadece İslamofobik bir provokasyon değildi. Bu, özenle koreografisi yapılmış bir siyasi ritüeldi. Peçenin açılması gösterisi, çağdaş aşırı sağın bazı temel fantezilerini özetliyordu: tehlike altındaki beyaz ulus, İslam’ın medeniyete yönelik tehdidi, erkeksi korumanın gerekliliği ve kadınların özgürleşmesi adına onlara boyun eğdirilmesi.
Bu sahne işe yaradı çünkü ideolojiyi tiyatroya dönüştürdü. Kalabalığın hareketin politikasını sadece duymasını değil, aynı zamanda izlemesini de sağladı.
* Dr. Amina Shareef, Müslüman karşıtı ırkçılık üzerine araştırmalar yapan bir akademisyen. Başörtüsü politikaları, aşırılıkla mücadele ve Müslümanlara yönelik sokak şiddeti konularıyla ilgileniyor.




HABERE YORUM KAT