İnsanlık tarihindeki inanç sapmaları yalnızca yanlış fikirlerden ibaret değildir; insanın kime kulluk edeceği, otoriteyi nerede göreceği ve hayatını hangi ölçüye göre kuracağı sorusuyla da doğrudan ilgilidir. A‘râf sûresinin 59. ayeti, Hz. Nûh’un kavmine yönelttiği son derece kısa fakat kapsamlı çağrıyla bu temel meseleyi ortaya koymaktadır: “Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.” Ayette tevhid, kulluk ve peygamberin sorumluluğu aynı ifade içinde bir araya gelmektedir.
Müfessirlerin Yorumunda Tevhid ve Kulluk
Taberî, “Allah’a kulluk edin.” emrini yalnız belirli ibadetlerin yapılması şeklinde açıklamaz. Ona göre Hz. Nûh kavmini Allah’a itaat etmeye, O’na boyun eğmeye ve Allah’ın dışındaki put ve sahte ilâhlara kulluğu terk etmeye çağırmaktadır. Râzî’ye göre “Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.” ifadesi, birincisinin (“Allah’a kulluk edin.”) âdeta gerekçesi (illeti) konumundadır. Çünkü onların Allah’tan başka bir ilâhı bulunmadığına göre kendilerine ulaşan her türlü fayda, ihsan, iyilik ve lütuf Allah’tan gelmektedir. Nimetin en ileri derecede olması ise O’na gösterilecek tazimin de (yüceltme ve saygıyı) o derece büyük olmasını gerektirir. Râzî bu noktadan hareketle tevhid bilgisini sahih kulluğun ön şartı olarak görür. Böylece ayet, ibadeti yalnız ritüel bir davranış değil, Allah’ın eşsizliğini tanımanın tabiî sonucu olarak sunmaktadır.
Peygamber Merhameti: “Ben Sizin İçin Korkuyorum.”
Ayetin son cümlesi, tebliğin ahlâkını da belirler. Hz. Nûh, kavmine yalnızca “Azaba uğrayacaksınız” dememekte; “Ben sizin için korkuyorum” demektedir. İbn Âşûr, bu ifade tarzının Hz. Nûh’un samimi nasihatini ve kavminin esenliğine yönelik güçlü arzusunu gösterdiğini belirtir. Peygamber, onların başına gelecek zararı âdeta kendisine gelecekmiş gibi dert edinmektedir. Bu bakımdan ayette hakikati açıkça söylemekle muhataba merhamet göstermek birbirine zıt değildir. Peygamberin dili hem tevhid konusunda tavizsiz hem de insanın kurtuluşunu isteyen şefkatli bir dildir.
Ortak Peygamber Dili
Bu çağrı yalnız Hz. Nûh’a mahsus değildir. Aynı sûrede Hûd’un Âd kavmine “Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur.” dediği bildirilir (el-A‘râf 7/65). Hz. Sâlih aynı cümleyi Semûd’a (el-A`râf 7/73), Hz. Şuayb da Medyen halkına yöneltir (el-A`râf 7/85). Hz. Nûh’un çağrısı ayrıca Hûd 11/25-26 ve el-Mü’minûn 23/23’te de tekrar edilir. Bu paralellikler, peygamberlerin farklı toplumlara ve farklı tarihsel şartlara gönderilseler de davetlerinin merkezinde aynı ilkenin bulunduğunu gösterir ki o da kulluğun yalnız Allah’a tahsis edilmesidir.
İlk Resûl ve İlâhî Görevlendirme
Ayetin “Biz Nûh’u kavmine gönderdik.” diye başlaması, peygamber otoritesinin kaynağını da açıklar. Hz. Nûh kendi adına ortaya çıkan bir düşünür veya yalnız toplumsal tepki üreten bir önder değildir. Kur’an onu Allah tarafından gönderilmiş bir resûl olarak takdim eder. Sahîh-i Buhârî’deki şefaat hadisinde de kıyamet günü insanların Hz. Nûh’a, “Sen yeryüzü halkına gönderilen resûllerin ilkisin.” diye hitap edecekleri bildirilir. Bu rivayet, Hz. Nûh’un peygamberler tarihi içindeki öncü konumunu teyit eder. Hz. Âdem’in ilk peygamber olduğu yönündeki yaygın kabul ise onun ilk nebî, Hz. Nûh’un da insanlara gönderilen ilk resûl olduğu şeklindeki ayrımla açıklanır.
Peygamberi Sadece “Karizmatik Muhalif” Görmek Yeterli mi?
Peygamberlik olgusunu sosyal bilimlerin kavramlarıyla açıklama girişimleri, metindeki bazı toplumsal boyutları görünür kılabilir; fakat Kur’an’ın kendi açıklama çerçevesini bütünüyle karşılamaz. Peter L. Berger’in “İsrâiloğulları peygamberlik geleneği” hakkındaki çalışması bu açıdan dikkat çekicidir. Berger, peygamberlerin yalnız kurulu dine karşı duran “yalıtılmış bireyler” olarak anlaşılmasının artık sürdürülemeyeceğini ve onların belirli dinî kurumlarla ilişkili olabileceklerini ileri sürer. Berger’in peygamberleri dinî gelenekten kopuk ve yerleşik dinî yapının bütünüyle karşısında duran münferit şahsiyetler olarak görmeme yönündeki tespiti, farklı bir epistemolojik zemine dayanmakla birlikte Kur’an’ın peygamberlik tasavvuruyla belirli bir noktada örtüşmektedir. Kur’an açısından peygamberler, bağımsız birer din kurucusu değil, Hz. Âdem’den itibaren devam eden tevhid çizgisinin Allah tarafından görevlendirilmiş sürdürücüleridir. Ayrıca Hz. Nûh’un otoritesinin asıl kaynağı toplumsal konumu veya kişisel karizması değil, “Biz gönderdik.” ifadesiyle belirtilen ilâhî görevlendirmedir.
Sonuç
A‘râf sûresinin 59. ayeti, tevhidi yalnız bir inanç cümlesi olarak değil, kulluğun yönünü belirleyen temel ilke olarak ortaya koymaktadır. Hz. Nûh’un daveti bir taraftan Allah’tan başka ilâhı reddederken diğer taraftan kavminin akıbetini dert edinen merhametli bir tebliğ dili kurar. Kur’an’daki diğer peygamber kıssaları bu çağrının tarih boyunca değişmeyen ortak bir peygamber hattı olduğunu gösterir. Ayetin bugüne taşıdığı temel soru da şudur: İnsan hayatını kimin otoritesi altında kurmakta ve hakikati başkasına aktarırken onun iyiliğini gerçekten istemekte midir?
- Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Camiu’l-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân, thk. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî (Beyrut: Dâru Hicr Li’t-Tabaa ve’n-Neşr ve’t-Tevzi` ve’l-İ`lan, 1422/2001), 10/260.
- Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420/1999), 14/295.
- Muhammed Tâhir İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-tenvîr (Tunus: Dârü’t-Tunusiyye li’n-Neşr, 1984), 8b/189.
- İsmâil Ebu Abdillah el-Buhârî, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ, thk. Muhammed b. Züheyr Nâsır en-Nâsır (Beyrut: Dâru Tavki’n-Necât, 1422/2001), “Enbiyâ”, 4 (No. 3340).
- Peter L. Berger, “Charisma and Religious Innovation: The Social Location of Israelite Prophecy”, Sociological Review 28/6 (1963), 940.

