MURAT KAYACAN

Bilginin rehberliğe dönüştüğü ilahi kitap

﴿وَلَقَدۡ جِئۡنَـٰهُم بِكِتَـٰبࣲ فَصَّلۡنَـٰهُ عَلَىٰ عِلۡمٍ هُدࣰى وَرَحۡمَةࣰ لِّقَوۡمࣲ یُؤۡمِنُونَ﴾ [الأعراف ٥٢]

Biz onlara, bilgi ile açıkladığımız, iman edenler topluluğu için yol gösterici ve rahmet olan bir kitap getirdik. (el-A`râf 7/52)

Bilgi hiç bu kadar çoğalmamış ve insan hiç bu kadar yönünü kaybetmemişti. Bir önceki ayette (el-A’râf 7/51) dinlerini oyun ve eğlence edinenlerin, dünyevileşip ahireti unutanların, ateşin içinde nasıl unutulacakları sarsıcı bir biçimde bildirilmişti. Hemen ardından gelen A`râf sûresi 52. ayet ise insanların o feci akıbetle karşılaşmamaları için dünyada onlara sunulan eşsiz kurtuluş reçetesini beyan etmektedir. Eşi görülmemiş bir enformasyon bombardımanı altında yaşayan günümüz insanı, bir yön kaybı ve anlam krizinin tam ortasındadır. Hakikatin, sanal yalanlarla ve ideolojik algı operasyonlarıyla iç içe geçtiği günümüzde neyin doğru neyin yanlış, neyin faydalı neyin zararlı olduğunu ayırt etmek giderek zorlaşmaktadır. İşte böylesine devasa bir kafa karışıklığının hüküm sürdüğü bir dünyada A’râf sûresi 52. ayet, Kur'an'ın hakikate ulaştıran ilâhî bir rehber oluşunu hatırlatmaktadır.

Tafsil Edilmiş Hakikat

Ayette geçen “açıkladığımız” (فَصَّلْنَاهُ / fassalnâhü) ifadesi, Yüce Allah’ın insanı bu karmaşık dünyada kuralsız, ilkesiz ve rehbersiz bırakmadığının delilidir. Yüce Allah, Kur’an’ın helâlini, haramını, öğütlerini ve kıssalarını açıkça birbirinden ayırıp belirgin hâle getirmiştir.[1] Fahreddin er-Râzî'ye göre bu tafsil, insanı doğruya ulaştıran ve hata ile zihnî bocalamadan koruyan bir ayırma ve belirginleştirme faaliyetidir.[2] Kur'an, hakikati bazı beşerî düşünce sistemlerinde görülen karmaşık ve spekülatif tartışmalar içinde bırakmaz; onu insanın anlayabileceği açıklıkta ortaya koyar. Daha da önemlisi, bütün bu açıklamalar sıradan bir beşer aklının tahminiyle değil; bizzat “bilgi ile(عَلَىٰ عِلْمٍ / alâ ilmin) yapılmıştır. İnsanı yarattığı için onu en iyi bilen yüce Allah, indirdiği bu nizamı mutlak bir hikmetle ve insanların maslahatını bilerek donatmıştır.[3] Bugün kendi aklını mutlaklaştırıp ilâhî ölçüleri dışlayan zihniyetlerin, insanlığı ifsada ve buhrana sürüklemesinin temel nedeni, kendilerini bu ilâhî rahmetten mahrum bırakmalarıdır.

İman Edenlere Özel Hidayet ve Rahmet

Muazzam bir ilim hazinesi ve hayat pusulası olan Kur’an, kapağı açılmadığı veya kalpler ona kapatıldığı sürece kişiye fayda vermez. Ayetin sonunda yer alan “iman edenler topluluğu için yol gösterici ve rahmet” (هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ / hüden ve rahmeten li kavmin yü’minûn) vurgusu son derece dikkat çekicidir. Kurtubî’nin de isabetle belirttiği gibi Kur’an bütün insanlık için gönderilmiştir ama ondan gerçekten şifa, hidayet ve rahmet devşirenler, ona samimiyetle teslim olan mü’minlerdir.[4] Nitekim Buhârî’deki bir hadiste Hz. Peygamber (s), ilâhî hidayetin herkese ulaşmasına rağmen niçin sadece bazı kalplerde rahmete dönüştüğünü şu veciz temsil ile açıklar: “Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilmin misali, yeryüzüne yağan bol yağmur gibidir. Bu yağmur, bir araziye düşer. Arazinin bir kısmı verimli ve temizdir; suyu kabul eder, bol ot ve bitki yetiştirir. Bir kısmı sert ve su tutan bir yapıya sahiptir; suyu muhafaza eder. Allah da onun sayesinde insanlara fayda verir. İnsanlar o sudan içer, hayvanlarını sular ve ekinlerini sulayıp yetiştirir. Bir başka kısmı ise dümdüz çorak bir arazidir; ne suyu tutar ne de bitki bitirir. İşte bu, Allah’ın dinini derinlemesine kavrayan, Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilimden yararlanarak onu öğrenen ve başkalarına öğreten kimsenin misali ile, buna değer vermeyen ve benimle gönderilen Allah’ın hidayetini kabul etmeyen kimsenin misalidir.”[5]

Sonuç

A’râf sûresi 52. ayet, modern insanın bilgi kirliliği ve ahlaki bunalımlar içindeki ruhuna sunulmuş bir kurtuluş reçetesidir. Hayatını savrulmaktan kurtarmak isteyen her fert, aklını ve kalbini Allah’ın “bilgi ile” açıkladığı bu ilâhî kelâma açmak zorundadır. Bizler bu eşsiz kitaba ne kadar inançla ve teslimiyetle sarılırsak o da dünyadaki kafa karışıklıklarımızı o derece giderir ve bizi ebedi hüsrandan koruyacak en sağlam hidayet kalkanımız olur.


[1] Ebü’l-Berekât en-Nesefî, Tefsîrü’n-Nesefî (Medârikü’t-tenzîl ve hakāiku’t-teʾvil), thk. Yusuf Ali Bedîvî (Beyrut: Dâru’l-Kelimi’t-Tayyib, 1419/1998), 1/572.

[2] Fahruddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420/1999), 14/253.

[3] Çağdaş biyolog Jerry Coyne, “Bilim tarihinin bize öğrettiği bir şey varsa o da cehaletimize ‘Tanrı’ adını vererek hiçbir yere varamayacağımızdır.” diyerek Tanrı’nın bilimsel açıklamaların yerine ikame edilmesini eleştirir. Bk. Richard Dawkins, The God Delusion (London: Bantam Press, 2006), 133-134. Bu eleştiri, vahyin mahiyetini doğru anlamayan ve cehalete sığınan din tasavvurları açısından haklı bir uyarı barındırsa da A’râf sûresi 52. âyette takdim edilen Kur’an vizyonuyla taban tabana zıttır. Çünkü Kur’an, bilinmeyenleri rastgele “Tanrı” lafzıyla kapatan bir metin değil; bizzat “bilgi ile açıklanmış” (فَصَّلْنَاهُ عَلَىٰ عِلْمٍ) ilâhî bir rehberdir. Dolayısıyla vahiy, cehaletin sığınağı veya tembelliğin gerekçesi değil; hakikatin ve bilginin bizzat kaynağıdır.

[4] Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-aḥkâmi’l-Ḳurʾân, thk. Ahmed el-Berduni - İbrâhim el-Itfiyyiş (Kahire: Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye, 1384/1964), 7/217.

[5] İsmâil Ebu Abdillah el-Buhârî, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ, thk. Muhammed b. Züheyr Nâsır en-Nâsır (Beyrut: Dâru Tavki’n-Necat, 1422/2001), “Ìlm”, 20 (No. 79).

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MURAT KAYACAN Arşivi