Türkiye’de öne çıkan ve gündemi dolduran iki konuyla karşı karşıyayız. Bu gündem maddeleri de, kulluk görevleri ve ahiret inancı bağlamında ele alınabilirler.
Birinci gündem, kulluk görevine ve ahiret inancına sarılıp hak üzere sorumluluklarını yerine getirmeye çalışanlarla ilgili Filistin meselemizdir. İkinci gündem ise Ahiret inancını unutup şeytanlaşanların veya şeytana uyanların niyet ve amellerinin ortaya çıkmasıyla belirginleşen sermaye piyasası ile irtibatlı fon yolsuzluğudur.
Ahiret inancının hikmet ve güzelliğini, Ahiret ile ilgili vahyin bildirdiği gayb haberlerine yakîni imanın oluşturduğu ahlaki hasletleri, vahyin doğru talimi sonucu ulaşılan sahih inancın izharıyla ve salih amellerin şahidleşmesiyle ortaya çıkar.
Cehennemliklerle dostluk kurmak veya onların yoluna uymak ise, kimliksel yozlaşmaya, iki yüzlülüğe, soyguncular ve hırsızlarla, haramilerle iş birliğine yönelmeyi ifade eder. Bu seyyieler de fasıklığı ve zalimliği getirir.
İçine doğduğumuz dünya ebediyyen kalacağımız bir mülk veya ev değildir. Dünya geçici, bir müddet ikamet edip asıl yurdumuza, darü’l ahireye intikal edeceğimiz bir duraktır.
Kıyamet suresinde belirtilen “İnsan başı boş bırakılacağını mı sanıyor?” (75/36) ayeti her insanı sorumluluk bilincine yönelten ve her düşünce ve eylemin hesaba çekileceğini anlatan temel bir sorudur. Bu tarzda Kitab-ı Kerim’de dünyada yapıp ettiklerimizi ahiret bilinci içinde değerlendirmeye sevk eden birçok ayeti kerime ve Resul-ü Ekrem’in uyarıları vardır.
O ayetlerden bir-iki örnek verecek olursak: Haşr Suresi’ndeki “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarın (ahiret) için ne hazırladığına baksın. Allah’tan sakının; çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (59/18) ayetiyle, insanın yaptığı her işi yarınki hesap gününe göre planlaması istenmektedir. Zira Zilzal Suresi’nde “(Haşir günü) Artık kim zerre ağırlığınca iyilik yapmışsa onu görür. Ve kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa onu görür.” (99/7-8) buyurulmaktadır.
Resulullah (s) de bu ayetlerle ilgili şu beyanlarda bulunduğu rivayet edilmiştir: “Her kul, hangi hal üzere öldüyse o hal üzere diriltilir.” (Müslim, Cennet, 83). Bir diğer hadislerinde de şöyle buyurduğu nakledilir: “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz:
Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden,
Gençliğini nerede ve nasıl yıprattığından,
Malını nereden kazandığından,
(Kazandığı) malını nerelere harcadığından,
Bildiği, öğrendiği bilgilerle (ilmiyle) amel edip etmediğinden.” (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme, 1)
Birinci aktüel gündemimiz
Birinci aktüel gündemimiz Filistin. Filistin’in 1918’deki işgalinden bu yana oradaki Müslümanların ve tüm Filistin halkının işgalci dünya kapitalizmine ve bölgedeki uzantısı Siyonist işgalcilere karşı yürüttükleri hak ve adalet mücadelesi bütün ümmetin onuru ve aynı zamanda küresel istikbara; zulme, sömürüye ve her türlü işgale karşı verilen ve verilecek olan mücadelede hepimiz için çağdaş mücadele örnekliğinin bir modelidir.
Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın, başta Gazze halkı olmak üzere tüm Filistinlilerin karşı karşıya bulunduğu tehlikeli gelişmeler üzerine, bugün yani 2 Ekim’de İslam dünyasında ümmetin bütün fert ve kurumları sorumluluk almaya ve etkinliklerle kamuoyu oluşturmaya davet edilmiştir. Gösteri, toplantı, basında yazı, sosyal medyada mesaj türü her türlü etkinlik. Çarşamba günü Konya stadyumunda Filistinlilerin açlığa ve tıbbi yardım yoksulluğuna mahkum edilmesine, topraklarından koparılmasına karşı bu çağrının coşkun ve kitlesel bir karşılığını gördük. Zaten esaretten ve katliamlardan kurtulma hamlesi olan 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı Operasyonunun da 3. yıl dönümündeyiz. Bu “Ya şehadet ya İstiklal” şiarlı cihad hamlesi tüm İslam dünyasını ve insanlık vicdanını her türlü kötülüğe karşı harekete geçiren, sorumluluk hislerimizin üzerine dökülen ölü toprağından silkinmemize neden olan küresel bir intifadayı besledi. Bu hamle acılar ve dramlar içinde de olsa hepimizi Müslüman olarak insan olarak fıtri ve vahyi değerlerle yeniden buluşturdu ve canlandırdı. Allahımıza hamd olsun.
2 Ekim çağrısını 7 Ekim Aksa Tufanını selamlamaya bağlamak için de inşallah İslami Dayanışma Platformu organizasyonuyla 4 Ekim Pazar günü İkindi Namazını müteakip Fatih Camii’nden Saraçhaneye “Gazze’deki Zulmü Unutma! Ayağa Kalk” şiarıyla yürüyeceğiz. 7 Ekim’de ise İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde Gazze için, Özgür Filistin için yürüyüş ve etkinlikler yapılacak. 7 Ekim akşamı da 19.00’da Tülay Gökçimen hanımın ekibiyle çektiği “Filistin Direniş Kültürü” ile ilgili bir belgeselin Beyoğlu Atlas sinemasında gösterimi olacak. Eylemlere de Film gösterimine de davetlisiniz, davetliyiz.
İkinci aktüel gündemimiz
Türkiye’de öne çıkan ikinci gündem ise aktüalitesi zirve yapan ve bazı borsa firmalarında 830 milyar liralık hileli kazancın haramzadeler arasında bölüştürüldüğü fon dolandırıcılığı veya işbirlikçileri hakkındadır.
“Fon krizi soruşturması derinleşir mi?” sorusunun cevabını dikkatle takip edeceğiz. Yeni bilgiler, meselenin ilk defa ve sadece birkaç kişinin yaptığı iddia edilen usulsüzlüklerden ibaret olmadığını gösteriyor.
Türkiye’nin ekonomi tarihi, yalnızca döviz ve enflasyon krizlerinden ibaret değil. Ekonomik sisteme duyulan güveni sarsan çok sayıda finansal kriz ve skandallarla da dolu.
1982’deki Banker Kastelli krizinden 1994 ve 2001 ekonomik krizlerine, İmar Bankası dosyasından Çiftlik Bank ve Thodex olaylarına kadar birçok gelişme, finansal sistemde güven, şeffaflık ve denetim eksikliklerinden kaynaklandığını gösterdi.
Sermaye Piyasası’ındaki son fon yolsuzluğu, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve son olarak da bu alanda AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşiyle birlikte aldıkları 163 milyonluk hisselerinin 4-5 aylık süreç içinde spekülatif olarak yüzde 1400 artışla 2,17 milyar liraya ulaşınca hisselerini satmaları ile duyuldu ve yaygın olarak gündeme geldi. Peşinden Sermaye Piyasalarında hisse satımına aracılık yapan ve aralarında mevcut Hükümet’e ve siyasi partilere yakın olan bazı borsa yöneticilerinin ve haberdar ettikleri diğer haramzadelerin birlikte yasa dışı borsa oyunlarıyla büyük vurgunlar gerçekleştirdikleri ortaya çıktı.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Kasım 2025’te “Özellikle bazı fonlar üzerinden bazı manipülasyon yapıldığını biliyoruz.” ifadesi siyasetle hatta siyası yönetimle iltisaklı bu spekülatörlerden haberdar olunduğu intibaını güçlendirmektedir. Türkiye sistemi zaten kurulduğundan beri devlet eliyle haksız yollarla zengin üretme ve liyakatsiz muhterislere makam ve mevki verme geleneğini yaşatmaktadır. Cumhuriyet kurulurken ümmet coğrafyasının farklı bölgelerinden Hilafet topraklarının özgürleştirilmesi için Ankara’ya yollanan yüzbinlerce altının farklı amaçlarla nasıl dağıtılıp heder edildiği bilinmektedir.
Eski Başbakan Ecevit’in 1970’li yıllarda “Demokratik Sol” ve “Ortanın Solu Muhammedin Yolu” sloganlarıyla siyasette mesafe katetmesine rağmen 1977’de AP’nden her birine rüşvet olarak bakanlık verdiği 11 Mebus ile Florya Güneş Otel’de yaptığı pazarlık, nasıl da ikiyüzlü bir sahtekârlık ve yolsuzluk geleneğinin devam ettiğini göstermiştir. 2013’te 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet olayına karışan 4 Bakan’ın Yüce Divan’da yargılanması için Meclis’te yapılan oylamada bu bakanlar, parti arkadaşlarından 38-40 mebusun ve diğer bütün partilerin muhalefetine rağmen AK Parti’nin oy çokluğu gücüyle yargılanmaktan kurtulmuşlardı; suç olarak konuyu Fethullah Gülen örgütü tespit etmiş ama bu suçtan büyük komplolar kurmaya kalkışınca bakanlar istifa etmiş veya ettirilmişlerdi.
AK Parti lideri bu sefer fon skandalında “kimileri ümmetin yolunu şaşırdı” dediği “nefsine uyan” ve “şeytanın kandırdığı” herkesin soruşturulması gerektiğine sayfa açarken, İslami duyarlılığı yüksek kesimler ise ısrarla Buhari ve Müslim’in aktardığı “Hırsızlık yapan kızım Fatıma dahi olsa mutlaka cezalandırın” (Buhari, Hudûd, 1,11,12: Müslim, Hudûd, 8,9) hadisini gündeme getirdiler. Zaten eskiden AK Parti belediyelerinin girişinde “Rüşvet alan da veren de lanetlenmiştir” (Tırmizi, Ahkâm, 9; Hanbel, Müsned, II, 164- 382 veya Buhari, Humus, 7) hadisi yer alıyordu. İster bir partiyle irtibatlı olarak, isterse Ekrem İmamoğlu gibi Belediye makamını kullanarak, isterse kamuya ait olan bütçeleri tırtıklıyarak süistimalde bulunan; fon yolsuzluğundan, kredi işlemlerinde faizli kazanç planları yapanlara, bahis ve kumar anaforuna kapılanlara, ihale hırsızlığına, rüşvet ve gasp olaylarına kadar helal emeğe dayanmayan haram yolla her türlü dünyalık kazanma girişimine ceza uygulanamıyorsa en azından ifşa olayı kullanılmalıdır. Zaten had cezalarının görünür amacı da budur.
Erdoğan geçen ay BM Genel Kurulu’nda konuşurken mazlumlara yapılan zulümle ilgili “Biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak... Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar.” değişini vurgularken bir nevi Haşir Günü’ndeki hesabı hatırlatması büyük bir sevgi ve ilgiyle karşılanmıştı. Ama bu hassasiyete sahip olan insanlarımız iç politik arenada da fıtrata ve vahye uygun bu hassasiyete uygun uygulamalar beklemektedir.
Hükümet fon yolsuzluğu konusunda TMSF ile haksız kazanç sağlayanların malına el koyup 455 bin kişiye yönelik zararları kısmen karşılayıp konuyu sönümlendireceği tahmin ediliyor. Ancak münferit gibi gösterilen ama genel olarak yaygınlaşan yolsuzluk, kayırmacılık ve dolandırıcılık vakıaları, yaygın olarak esnafta ve gençlik kesimlerinde tepki uyandırmakta, iktisadi güveni sarstığı ve toplumsal ahlakı bozduğu üzerinde durulmaktadır. Bu konuları konuşanları da fitneye uymakla suçlamak adil ve hikmetli bir durum değildir. Bu çürümenin tasfiyesi ve ıslahı sağlanamaz, sürekli olarak üstü değişik üsluplarla örtülürse, sonuçta İslam dünyasının Türkiye’den siyasi, ahlaki, teknik ve kültürel beklentileri de boşa çıkabilecektir. Çünkü bu gidişle iktidarda kalınması riske girecektir.
Rabbimiz bizi hak ve adalet yolundan, sırat-ı müstakimden ayırmasın. Her türlü kötülük ve kirlilikten hicret etmemizi, arınmamızı sağlasın.

