
Şüphesiz sizin rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa istivâ eden Allah’tır. O, geceyi kendisini durmadan kovalayan gündüze örter. Güneş, ay ve yıldızları kendi buyruğuna baş eğmiş olarak var eden O’dur. Dikkat edin, yaratma ve emir O’na aittir. Âlemlerin rabbi olan Allah pek uludur. (el-A`râf 7/54)
Hızın başarı getireceğine inanıyor pek çoğumuz. Beklemek istemiyoruz; sonuçlar hemen gelsin, emek kısa sürede karşılığını bulsun, hayat hiç durmadan hızlansın istiyoruz. Oysa A`râf sûresinin 54. ayeti, bizi bambaşka bir hakikate yönlendiriyor. Ahiretten söz eden ayetin (el-A`râf 7/53) hemen ardından gelen bu ayet, yaratılışın tedriciliğini ve kâinattaki kusursuz düzenin tek sahibinin Allah olduğunu hatırlatıyor. Allah, her şeye “Ol!” demeye mutlak surette kadirken gökleri ve yeri altı evrede yaratmıştır. Bu, O’nun kudretinin sınırlı olmasından değil, her işi hikmetle yapmasındandır. Kâinat, Allah’ın her işi hikmetle ve aşamalı olarak gerçekleştirdiğinin canlı şahididir.
Allah Neden Bir Anda Yaratmadı?
Celaleyn, “Allah dileseydi gökleri ve yeri bir anda yaratırdı. Ancak bunu yapmayıp yaratmayı aşamalara yayması, kullarına teenniyi, işi sağlam ve acele etmeden yapmayı öğretmek içindir.” demektedir.1 Demek ki Allah’ın yaratmadaki tedriciliği, insandan beklediği teenni ahlâkının da temelidir. Çünkü ilahî düzende hiçbir gerçek olgunlaşma aceleyle gerçekleşmez. Bir tohumun ağaca, çocuğun olgun bir insana, ilmin hikmete dönüşmesi zaman ister. Resûlullah (s), Abdülkays kabilesine mensup olan Eşecc’e “Sende Allah’ın sevdiği iki haslet bulunmaktadır: Yumuşak huyluluk (hilm) ve acele etmeyip ağırbaşlı, temkinli davranmak (teenni).”2 buyurması da bu ilahî terbiyenin özlü ifadesidir. Demek ki Allah sadece vahiy ile değil, yaratılışın bizzat kendisiyle de insana eğitim vermektedir. Bu hakikat, modern sosyal bilimlerin ve zaman felsefesinin güncel tespitleriyle de örtüşmektedir. Hollstein ve Rosa’nın dediği gibi “Doğadaki yenilenme ve gelişme süreçleri zamana ihtiyaç duyar.”3
İstivâ Hâkimiyet mi, Mekân mı?
Ayetin devamındaki “Sonra arşa istivâ etti.” ifadesi de Allah’ın kâinat üzerindeki mutlak hükümranlığını bildirir. Buradaki “istivâ” (اسْتَوَى / hükümran oldu, yöneldi)” farklı şekillerde yorumlanır. Kaffâl (ö. 365/976), Araplara göre arşın, hükümdarların üzerine oturduğu taht olduğunu belirtir. Daha sonra bu kelime, bizzat hükümdarlığın (mülkün) kendisinden kinaye olarak kullanılmaya başlanmıştır. “Onun arşı yıkıldı.” denildiğinde “Hükümranlığı sarsıldı ve bozuldu.” anlamı kastedilir. Hükümranlığı sağlamlaşıp yönetimi ve hâkimiyeti istikrara kavuştuğunda ise, “Arşına istivâ etti.” ve “Hükümdarlık tahtına yerleşti.” denir.”4 Yani bu yoruma göre Allah’ın bir mekâna yerleşmesi değil; bütün varlığı kuşatan hâkimiyeti anlatılmaktadır. İmam Mâlik’e (ö. 179/795) göre ise istivâ, tartışılmamalıdır: “İstivâ’nın anlamı dil bakımından bilinmektedir; ancak onun keyfiyeti bilinemez. Bu hususta (keyfiyetini) sormak ise bid`attir.”5
Kâinatı Yaratan, Hayatı da Yönlendirendir
Gece ile gündüzün şaşmaz dönüşümünü takdir eden yüce Allah’ın buyruğuna güneşin, ayın ve yıldızların “baş eğmiş” (مُسَخَّرَاتٍ / emre âmâde kılınmış) olması, bu gök cisimlerinin belirlenmiş ilahî kanunlara göre hareket ettiğini göstermektedir. Bu kusursuz düzen ise evrenin başıboş olmadığını, Allah’ın takdiri ve idaresiyle (bi-qaḍâʾihî ve taṣrîfihî)6 yönetildiğini ortaya koymaktadır. “Dikkat edin, yaratma ve emir O’na aittir.” denilerek tevhidin en önemli ilkelerinden biri ilan edilmektedir. Allah yalnızca kâinatı yaratan değildir; hayatın nasıl yaşanacağını belirleyen de O’dur. Bedenimizi O’nun yarattığını kabul edip hayatımızı O’nun emirlerinden bağımsız düzenlemeye çalışmak, tevhidi eksik anlamaktır. Varlığımızı borçlu olduğumuz rab, hayatımıza yön verecek ilkelerin de sahibidir.7
Sonuç
Bugün belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, hızlanmak değil ritim kazanmaktır. Çünkü kâinat bize her gün aynı dersi vermektedir: Kalıcı olan, aceleyle elde edilen değil; sabırla inşa edilendir. İnsanın gerçek olgunluğu da sonuçlara koşmakta değil, hikmetle yürümekte saklıdır. Ancak A`râf sûresi 54. ayet bize yalnızca kâinatın ritmini değil, bu kusursuz düzenin sahibini de tanıtmaktadır. Gökleri ve yeri hikmetle yaratan, ardından arşa istivâ eden (kâinat üzerindeki mutlak hâkimiyetini ortaya koyan) Allah, hayatın da yegâne hâkimidir. Bu sebeple mümin için olgunluk, sadece yaratılıştaki tedriciliği kavramak değil; yaratma da emir de kendisine ait olan rabbin koyduğu ilkelere göre yaşamaktır. Belki de asrımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey, Kur’an’ın öğrettiği bu ilahî düzeni yeniden keşfetmektir. Kendi hızını ilahî düzene üstün gören insan yorulur; rabbinin koyduğu ölçülere teslim olan ise hikmete kavuşur.
1- Celâluddin Muhammed b. Ahmed el-Mahallî - Celâluddin Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Süyûtî, Tefsirü’l-Celâleyn (Kahire: Dârü’l-Hadis, ts.), 201.
2- Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc Müslim, el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ (Beyrut: Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabi, ts.), “Îmân”, 25.
3- Bettina Hollstein - Hartmut Rosa, “Social Acceleration: A Challenge for Companies? Insights for Business Ethics from Resonance Theory”, Journal of Business Ethics 188/4 (Aralık 2023), 713.
4- Fahruddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420/1999), 14/269.
5- Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-aḥkâmi’l-Ḳurʾân, thk. Ahmed el-Berduni - İbrâhim el-Itfiyyiş (Kahire: Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye, 1384/1964), 7/219.
6- Nâsırüddîn Ebû Saîd el-Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl ve esrârü’t-te’vîl, thk. Muhammed Abdurrahman el-Mar`aşlî (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1418/1997), 3/16.
7- Muhammed Hamdi Yazır Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili (İstanbul: Eser Neşriyat, 1979).

