Gazzeli şehit annesi Ümmü Muhammed ile Filistin’in tarihini, Gazze’de aile hayatını, gençlerin yönelimlerini ve tabiî ki Aksa Tufanı’nı konuştuk. Tufan sonrası Gazze’de gerçekleşen İsrail soykırımında oğlunu, gelinini ve torununu şehit veren Ümmü Muhammed’in anlatımları direnişin motivasyonuna ve ilham kaynaklarına da ışık tutuyor. Ümmü Muhammed’le 1 Şubat 2025 tarihinde misafir edildiği evde yaptığımız bu röportajın, Gazze’deki hayatları ve mücadelenin dinamiklerini anlamaya katkı sağlayacağını düşünüyoruz.
Röportaj: Günay Bulut
Nasılsınız Ümmü Muhammed? Allah, şehitlerinizi merhametiyle karşılayıp kuşatsın. Sizlere güzel sabır, güzel ecir ve kesin zafer ihsan eylesin. Röportaj isteğimizi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederiz.
Aleykümselam. Hoş geldiniz. Elhamdülillah. Sizlere duacıyız. Hayır dualarınıza âmin. Filistinlilerin sesini duyurmak istediğiniz için bizler de sizlere müteşekkiriz.
Coğrafya ve tarih bilgimizi tazelemek için en temel konulardan başlayarak sormak istiyorum. Filistin neresidir? Filistinli kimdir? Filistinliler nasıl bir hayata mecbur bırakılıyor?
Filistinliler için Filistin; Şeria Nehri ile Akdeniz arasındaki topraklarıdır. Fakat bugün Filistin’in çok büyük kısmı, Yahudilerin işgali altındadır. İşgalci, bir asırdan beri silah zoruyla topraklarımızı gasp etmiş, tarihî mekânlarımızın adlarını değiştirmiş ve topraklarımızı işgal etmeye devam etmektedir.
Filistinliler; 1948 yılında işgal yönetimi altında kalanlar, Nekbe ve Nekse ile topraklarından sürgün edilerek çeşitli ülkelere sığınmış olanlar, Gazze ve Batı Şeria’da yaşayanlar olmak üzere parçalanmış durumda. Farklı ülkelerde yaşayan Filistinlilerin, ailelerini, akrabalarını ziyaret edebilmelerinin önünde çok fazla engel var. Nekbe ile köyünden, toprağından çıkarılmış, bir daha evine dönememiş sayısız Filistinli var. Filistinliler, bu engelleri direnişle aşmaya ant içmiş onurlu bir halktır.
Günümüzde Filistin denilen yer; Batı Şeria ve Gazze’yi kapsamakla birlikte Gazze’nin de Batı Şeria’nın da çok büyük kısmı işgal altında. Her geçen gün işgalciler yayılmaya devam etmektedir. Ayrıca işgalcinin ördüğü duvarlar nedeniyle Gazze’den Batı Şeria’ya geçebilmek ancak kontrol noktalarından, işgalcinin izniyle mümkün. Filistinlilerin kendi ülkelerinde serbestçe dolaşım hakkı yok. Ciddi sağlık sorunları, eğitim, iş gibi gerekçeler olduğunda izin verilebiliyor. İşgalci bu dolaşım iznini herkese vermiyor. Kimin ve neyin tehdit kabul edildiği işgalcinin keyfine bağlı. Sebepsizce geçiş başvurularını reddedebiliyor.
Bir defasında yeğenimin hastalığı sebebiyle refakatçi olarak kontrol noktasından geçmem ve Kudüs’e hastaneye gitmem gerekiyordu. Çünkü yeğenimin anne babası Kudüs’e geçiş yasaklıları arasındaydı. Birçok kontrol noktasından geçmek için üzerinizde küpe, kolye, alyans gibi metal malzemeli hiçbir cismin olmaması gerekiyor. Her geçtiğiniz noktada hassas aletlerle kontrol ediliyorsunuz. Üzerinizde saç tokası, düğme, fermuar, aksesuar gibi bir metal bulunursa suçlu muamelesi görür daha teferruatlı bir inceleme için ikinci bir kontrol noktasına alınırsınız. O gün kıyafetimdeki metal bir aksesuar sebebiyle ikinci kontrol noktasına alındım. Üstümdeki tüm kıyafeti ve ayakkabılarımı çıkarmamı istediler. Sadece bir kişinin ayakta durabileceği camdan bir odacığa alındım. Beni camdan izliyorlardı. Durduğum yerin altında demir ızgaradan görünen karanlık bir dehliz vardı. Üzerimde tehdit olarak algıladıkları bir cisim fark etseler ızgaralar açılacak ve akıbeti belli olmayan o karanlığa düşecektim. İşgalcinin tehdit gördüğü şeyin bir silah olması gerekmez. O an benim için çok onur kırıcı ve inciticiydi. Ülkemde her gün bu durumu yaşayan sayısız Filistinli var.
Bize ailenizi, çocukluğunuzu anlatır mısınız? Unutamadığınız bir çocukluk hatıranız var mı? İşgal altında yaşadığınızı ilk kez ne zaman fark ettiniz?
Dedelerimiz 1948’de Nekbe ile Askalan’dan Gazze’ye mülteci kampına gelmişler. Kasım 1965’te Gazze’de bir mülteci kampında doğdum. O yıllarda Gazze, Mısır’ın kontrolündeydi. Babam, 1967 Nekse ve 1973 savaşında bulundu. O, Mısır ordusunda bir sağlıkçıydı. 67 savaşında Gazze, işgalcinin eline geçince 2.5 yaşında Mısır’a taşınmak zorunda kaldık. Babam, hâlâ orduda sağlık görevlisiydi. Mısır, Lübnan savaşına gireceği zaman babaannem babamın savaşa gitmesine mâni oldu. Çünkü diğer oğulları ve kocası önceki savaşlarda şehit edilmişti. Babam, Mısır ordusundan ayrıldı ve Libya’ya taşındık. Libya’da hastanede sağlık görevlisi olarak çalışırken kansere yakalandı, 30 yaşında vefat etti. O zaman annem ise 28 yaşında ve en küçük kardeşimize hamile idi. Ben de 6. sınıfa gidiyordum. Babamın öldüğü günü hiç unutmuyorum. Babamı çok seviyordum. O, ailesini çok seven, bizimle oyunlar oynayan şefkat dolu bir insandı. Bundan sonra Mısır’a, akrabalarımızın yanına taşınmak zorunda kaldık. Beş kardeşiz. Annem, bizi tek başına yetiştirdi.
İşgalin acılarıyla çok küçük yaşlarda tanışmış olsak da eğitim hayatındaki engeller sebebiyle işgali daha yakından hissettim. Liseyi Mısır’da okudum. Liseden sonra iki yıl daha eğitim aldım. Mısır vatandaşı olmadığımdan lisans eğitimi için İngiliz sterlini ödememiz gerekiyordu. Şartlarımız uygun olmadığı için lisans eğitimi alamadım. Ülkeniz işgal edilmişse hiçbir yere ait olamazsınız ve her vatandaşın doğal şekilde sahip olduğu haklara sahip olamazsınız.
Çocukluğunuzda ve gençliğinizde Gazzeli aileler geçimlerini nasıl sağlıyorlardı?
1967’den 1993 Oslo Sözleşmesine kadar Gazze, işgalci kontrolündeydi. Bu süre zarfında BM UNRWA teşkilatı, eğitimli Filistinlilerin doktor, öğretmen, mühendis olarak atamasını yapıyor ve maaşlarını ödüyordu. Bazı insanlar, balıkçılık, ticaret, marangozluk, inşaatçılık gibi mesleklerle geçimlerini temin ediyorlardı. Ayrıca işgalcilerin kontrolünde olan yerleşimlerde işçi olarak çalışan Filistinliler de vardı. Arafat’ın Filistin hükûmeti öncesi Gazze ve Refah Sınır Kapısı’nın kontrolü işgalcinin elindeydi. Kapıda hem fiziki hem de cihazlarla kontrol yapılıyordu. İnsanlar elbiselerinde metal düğme bulunsa şüpheli kontrolüne alınarak çıplak olarak aranıyordu. Filistinliler, her gün aşağılanmak, itilip kakılmak ve kontrol noktalarında sayısız eziyete uğramak pahasına ailelerinin iaşesini sağlamaya çalışıyorlardı.
Filistin’de eğitim konusunda kızlar ve erkekler arasında bir ayrım var mıydı? Sizin eğitim ve çalışma hayatınız nasıl ilerledi?
Ben, Oslo’dan sonra, 1994’te Gazze’ye yerleştim. Oslo’dan önce Gazze’de kızlar en fazla liseye kadar okutulur ve evlendirilirdi. İşgalciler yüzünden kızların okula gönderilmesi çok güvenli bulunmuyordu. Şehirdeki kontrol noktaları genç kızlar için tehlike ve tehdit unsuruydu. Ben Mısır’da ön lisans eğitimi aldım. Gazze’de çalışabilirdim. Ancak çocuklarımın sağlıklı yetişmesi için tüm zamanımı onların bakımına ve eğitimine ayırdım.
Ne zaman, kaç yaşında, nasıl bir eşle evlendiniz? Eşiniz ne işle meşgul idi? Gazze’de ailelerde nasıl bir iş bölümü var?
1987 yılında 22 yaşındayken Mısır’da evlendim. Eşim de Filistinli. Eşimin anne-babası, oğullarına beni isteyince annem, evliliğimizi uygun buldu ve ben de kabul ettim. Uzaktan akrabalık ve komşuluk ilişkimiz vardı. Eşim Kızılay’da çalışan bir doktordu. 23 yaşında anne oldum. İkisi Mısır’da, dördü Gazze’de toplam altı evladımız doğdu. I. İntifada sonrası Hamas’ın düşünce yapısının belirginleştiği zamanlardı. Eşimle o dönemde fikir ayrılıklarımız oluştu. O, el-Fetih düşüncesine daha yakındı. Lakin bana karşı nezaketli biriydi. Çocuklarımın yetişmesinde bana müdahale etmezdi. Ayrıca kayınvalidem ve kayınpederim, elhamdülillah uzun yaşadılar. Onlara çokça hürmet ederek sevgiyle baktım. İhtiyaçlarını en güzel şekilde gidermeye çalıştım. Bu da bütün ailede saygı, sevgi duyulan biri olmama imkân sağladı. Evimizde akşamları çocuklar ve büyüklerle Kur’an okurduk, kıssalar üzerinde konuşurduk. Gün içinde çocuklarımın Kur’an okumalarını, sure ezberlemelerini, namaz kılmalarını ve okul ödevlerini yapmalarını teşvik ederdim.
İş bölümüne gelince kadınlarımız evin ve ailenin bütün işlerinden mesuldürler. Erkeklerimiz ise helal rızık teminiyle mükelleftir. Kadınlar için toplumun yarısını teşkil eder denir. Eğitim hususunda kadınlar toplumun tamamıdır. Çocukların, hatta bütün ailenin eğitiminden anne sorumludur. Erkekler bütün gün dışarda çalışırlar. Anne ise ailenin her meselesine vakıftır. Aile bireyleriyle daha fazla vakit geçirir. Bu idrakle Allah, bana bütün çocuklarımı Müslümanca eğitebilmem için çokça yardım etti elhamdülillah. Onların hepsi gözde meslek sahibi ve de hafız oldular.
Çocuklarınız büyürken Gazze’de ortam nasıldı, neler oluyordu?
Biz, I. İntifada’da (1987) Mısır’da yaşıyorduk. Gazze’ye döndüğümüzde (1994) bazı resmî görevleri Filistin hükûmeti icra etmekle birlikte şehirde işgalcinin kontrol noktaları ve barikatları vardı. Kontrol noktalarında çok fazla insanımız işkence gördü ve öldürüldü. Halkımızın arasında bazı ajanlar da vardı. Bu ajanlar sebebiyle toplumca sıkıntılar yaşıyorduk. Bilhassa Muhammed Deyf gibi komutanlar rahat hareket edemiyorlardı. Filistin hükûmeti, işgalcinin emrinden dışarı çıkamıyordu. Bu sebeple halkımız hem Filistin hükûmetinin hem de işgalcinin gözaltı, tutuklama ve işkencelerine maruz kalıyordu.
II. İntifada sonrasında büyük oğullarım okumak için başka ülkelere gitmişti. Diğer çocuklarım küçük oldukları için intifadanın içinde aktif olamadılar. En büyük oğlum lisansı bitirip yüksek lisans için başka ülkeye gitmişti. Birinci dönemin sonunda ziyaret için Gazze’ye geldi. Fakat dönmesine izin verilmediği için yüksek lisans eğitimi yarıda kaldı. Çünkü Filistinli olmak hayallerinizi sonuna kadar götürememek demektir.
2004’te kızım dünyaya geldi. Kızımın doğumundan önce Han Yunus’taki dayımı ziyarete gitmiştim. Kontrol noktaları ve geçitler sadece geceleri açılıyordu. Kızım, dayımların yanında doğdu. Geçişler durdurulduğu için bir süre evime, çocuklarımın yanına dönemedim. Eşim Filistin hükûmeti görevlisiydi. O, görevli olduğu için Gazze’ye evimize dönebildi. Fakat ben bir süre Han Yunus’ta kalmak zorunda bırakıldım. Filistinli olmak, yasaklar, barikatlar sebebiyle aile bütünlüğünü koruyamamak demektir. Benim yaşadığım bu durum, halkımıza yaşatılanlar yanında çok hafif bir mahrumiyettir.
Hamas’ın eylemleri neticesinde işgalci, 2005’te Gazze’den çekilmek zorunda kaldı.
Filistinli gençler işgal, savaş, işkence, kanuni engellemeler içinde akademik hayata nasıl hazırlanıyorlar?
Filistinli çocukların hem okullarında ve işlerinde başarılı olup Filistin’i ayağa kaldırmak hem de Mescid-i Aksa’nın ve bütün Filistin’in özgürleştirilmesi için çalışmak gibi iki önemli görevi var. Bu görevlere ambargo, kuşatma, psikolojik ve sıcak savaşın içinde hazırlanıyorlar. Şüphesiz tüm Filistinliler sağlam bir duruşa, sağlam bir imana sahip değiller. Fakat Allah’ın, imanlarını, ayaklarını sağlamlaştırdığı gençlerimiz, hayatımıza, topraklarımıza sahip çıkmayı en büyük görev addediyorlar. Bu gençler, önce imanlarını sağlamlaştırmak için kendi nefisleriyle mücadele ediyorlar. Camilerde kıraat, hadis, siyer halkalarına katılıyor, Kur’an’ı hıfzediyor, gece-gündüz eğitim faaliyetleriyle ilgileniyorlar. Kendilerinden küçük olanlara dersler veriyor, yardım faaliyetlerine katılıyorlar. İbadet, ilim, kültür, sanat eğitimi için camileri doldururken sevdikleri mesleklerin eğitimini almak için çalışıyorlar. Meslek seçimini kabiliyetlerine, ilgi alanlarına ve de halkımızın ihtiyaçlarına göre yapıyorlar.
Gazzeli gençlerin akademik hayattan vazgeçmemelerindeki en büyük moral ve motivasyon kaynakları nelerdir?
Düşmanı yenmek için sadece bilek gücü yetmez, beyin gücü de gerekir. Gençlerimiz her alanda uzmanlaşmaya, bu gücü kendi topraklarımızda kurup geliştirmeye mecburlar. Ayrıca Oslo öncesi Filistin’deki eğitimli gençlerimiz Lübnan’a sürülerek büyük bir güç kaybı oluşturuldu. İşgalcinin amacı halkımızın kol ve beyin gücünü kırmaktır. Bu sebeple gençlerimiz derslerine ibadet bilinciyle çalışıyorlar. Şüphesiz müdavimi oldukları Kur’an eğitimi, onlara dünya ve ahiret hayatının gerçeğini öğretiyor. İbadet ve şehadet şevklerini diri tutuyor.
Gazzeli çocukların, ailelerin öncelikli hedefleri nedir? Bu hedefe ulaşmak için neler yapıyorlar?
Bütün insanlar hür doğar ve hür yaşama hakkına sahiptir. Biz de diğer insanlar gibi doğduğumuz topraklarda hürriyet ve güvenlik içinde yaşamak istiyoruz. Oysa işgalci bizi evlerimizden, yurtlarımızdan çıkarmak istiyor. Mallarımıza, canlarımıza kastediyor. Topraklarımıza, evlerimize, evlatlarımıza el koyuyor. Bu sebeple doğal olarak çocuklarımıza mücadeleyi, haklarımızı geri almayı öğretiyoruz. Çünkü Filistinli olmak, işgale, işkenceye, soykırıma direnmeyi zorunlu kılıyor.
Gazzeli bir anne çocuklarını yetiştirirken nelerden ilham alır, hangi araçları kullanır?
Annelerin asıl ilham kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. Rol modellerimiz buradan seçilir. Sonra tarihe mal olmuş Müslüman önderler, Filistinli önder ve kahramanlar da çocuklarımızın rol modelleridir. Çocuk eğitiminde büyük görev annelere düşer. Anne, çocuğa karşı sabırlı ve müsamahalı olmalı, onu her daim iyiliğe teşvik etmeli. Güzel davranışları ödüllendirmek, yanlış davranışları şefkat ve güzellikle düzeltmek gerek. Küçük yaştan itibaren kaldırabilecekleri kadar sorumluluk vermek, yaşıtlarıyla oyun kurmasına imkân sağlamak, ellerindekini paylaşmaya ve ihtiyacı olanlara yardıma teşvik etmek gibi sürdürülebilir yöntemlerimiz var. Filistinliyseniz etrafınızda her zaman yaralı, fiziksel engelli, hasta, kimsesiz, yetim yahut yaşlı bir muhtaç var demektir. Filistinli çocukların oyunları savaş kalıntıları arasında kuruluyor. Haliyle oyunlar ve oyun malzemeleri de bunlardan izler taşıyor.
Çocuklar gördükleri bunca kötülüğü anlamlandıramazlar. Gazzeli anneler, çocuklarına işgali, düşmanı ve halkın içinde bulunduğu durumu nasıl anlatırlar?
Tavanlar başlara çöktüğünde, erkeklerle kadınlar, büyüklerle küçükler, çocuklarla bebekler arasında fark kalmıyor. Çünkü Filistinli olmak, nesil nesil kıyamet dehşetini, işgali, aşağılanmayı, hapsedilmeyi, işkenceyi, zorbalığı, soykırımı ve acımasızlığı yaşamak demektir. Olay çok açık. Yahudiler, bizi evlerimizden çıkarıp kendileri yerleşmek istiyorlar. Dolayısıyla mevcut durumu çocuklarımıza basit ifadelerle anlatıyoruz. Evimizde kalıp onlarla savaşalım mı? Evimizi savaşmadan onlara teslim mi edelim? Evimizi, ailemizi, vatanımızı korumak için direnmekten başka seçeneğimizin olmadığını hepimiz gibi onlar da yaşayarak öğreniyorlar.
Bütün Filistinli ailelerde bilhassa 1948 Nekbe’den kalma korkunç şiddet hatıraları var. Her ailenin şehitleri ve esirleri var. Mesela benim kayınvalidem ve kayınpederim, Nekbe günü kurşuna dizilmiş üst üste yığılı erkek cesetlerini, tüfek dipçikleriyle kamyonlara istiflenip sürülmeden hemen önce kulak, boyun, parmak ve kollarından ziynetleri çalınan, yağmalanmış, yaralanmış kadınları, köyüne döneceğini umarak yıllarca boynunda evinin anahtarını taşıyarak vefat etmiş nineleri, mülteci kimliği çıkartmayı reddeden amcaları anlatırken gözyaşlarını tutamazlardı. Onlar da bütün bu olaylara çocukluk çağlarında tanık olmuşlardı. Her Filistinli, 1948 Nekbe’nin, 1967 Nekse’nin ve 1973 Ekim savaşının can yakıcı kayıplarını duyarak ve işgalin, savaşın en ağır travmalarını her gün yaşayarak büyür.
Filistin’de şu andaki günlük hayat, yüz yıldır yaşanan olayların özetidir. İntifadalar Filistinlilerin kendi iman ve iç gücünü fark edip özgüven kazandığı, işgale canıyla, kanıyla direnmeye ant içtiği zaman dilimini ifade eder. Bizi ancak bizim direnişimiz özgürleştirebilir. Çocuklarımız bu can yakıcı acıların içinde Kur’an ve direniş mektebinden beslenerek büyüyor. Hürriyet ve şehadet sevdasıyla yaşıyorlar elhamdülillah.
Savaşın, yıkıntının ortasında Gazzeli kadınları hep düzgün bir tesettürle hamd ederken görüyoruz. Gazze’de tesettürsüz kadın yok mu?
Gazze, İslam’ın hayat bulduğu bir Medine’dir. Bu sebeple çok nadir tesettürsüz kadın vardır. Onlar da genelde Hristiyan kadınlardır.
Çatışmaların olmadığı zamanlarda Gazzeli bir ailenin kadını, erkeği, çocuğu nasıl bir rutine sahiptir?
Bütün aile sabah namazına uyanır. Ailenin erkekleri çocuklarını da yanlarına alarak camiye giderler. Namazlar mutlaka cemaatle kılınır. Çocuklar okula gitmeden önce Kur’an derslerini camide alırlar. Kahvaltıdan sonra çocuklar okula, babalar işine gider. Anne, ev işlerini yapar. Gün içinde anneler, mescitlerdeki sağlık, eğitim, Kur’an derslerine katılırlar. Mesleğini icra eden özverili annelere, aile ve toplum desteği vardır. Onların ailesinde de öncelikler değişmez.
Bizim cumalarımız çok özeldir. Cuma günü haftanın tek tatil günüdür. Baba ve çocuklar hafif bir kahvaltı sonrası cuma namazına giderler. Cuma namazı sonrası anneler aileye özel bir öğle yemeği ikram eder. Sonra tüm aile birlikte vakit geçirirler. Sonra sıla-ı rahim (akraba ziyareti) yapılır.
Filistinli gruplar arasındaki ihtilaflar giderilebilir mi? Filistinliler güçlerini birleştirebilir mi?
Dünyanın hiçbir yerinde insanlar tek bir düşünce biçimine sahip değiller. İnsanların nesil nesil yaşadığı travmalara sabretmeleri, dünya nimetlerinden vazgeçmeyi göze almaları çok kolay değil. Bunun için sürekli bir talim ve terbiye gerekiyor. Her insanın bu istikrarı sağlaması imkânsız. İşgalci, Filistin’de sadece topraklarımızı duvarlarla ayırmadı. Halkımızı da çeşitli yöntemlerle kategorize etti. Tutuklanan yahut mülteci kampında ikamet eden Filistinlilerin zayıf noktalarını bularak onları ajanlığa ve iş birliğine zorladı. İşgalcinin, kendileriyle iş birliği yapanlara karşı bile ahde sadakat, merhamet, adalet, insan hakkı gibi erdemleri yok. Bu durum halkımız için güç birliğini mecbur kılıyor. Bu savaş hepimizi etkiliyor. Direnişçiler, halkımız için tüm bu olumsuzluklarla da mücadele etmek zorundalar ve mücadele ediyorlar. İnşallah halkımız güçlerini birleştirerek işgale karşı savaşıp hürriyetine kavuşacaktır.
Gazze’de aile yapısı ve konut biçimleri nasıl?
2000’lere kadar Filistin’deki aile yapısı geniş aile idi. Ebeveynler gecekondu tarzındaki tek katlı evlerde yaşarlarken evlenecek her çocuk için evlerine bir oda eklerlerdi. Torunlar, dede ve ninelerle bir arada büyürdü. Ancak son yıllarda nüfusun artması, ev yapacak yerin azlığı, savaş sebebiyle yer değiştirmeler, yıkılan binalar, ekonomik dar boğazlar, aileleri dağıttı ve aileleri çekirdek aile yapısına, konutları da apartmana dönüştürdü.
Savaşın ortasında düğün yapmak, doğum yapmak, çadır gibi iptidai barınaklarda aile mahremiyetini korumak çok zor olmalı. Gazze’de bunları sürdürmek nasıl mümkün oluyor?
Biz hayata basit bakıyoruz ve basit yaşıyoruz. Savaşta da barışta da hayatımızın normali bu. Hayatın hiçbir safhasını mübalağalı yaşamıyoruz ve düşmanımızın en önce bu moral gücümüzü kırmak istediğini biliyoruz. Aksa İntifadası başlamadan önce nişanlı gençlerimiz vardı. Onlar savaşın bu kadar uzayacağını düşünmemişlerdi. Savaş uzayınca bu gençlerimizin düğünleri, yakınları tarafından yapıldı. Toplum gençlerimizin aile kurmasını destekliyor. Çadır kentin içine yeni evli gençler için de bir çadır kuruldu. Bu gençlerimizin bir kısmı şehit bir kısmı gazi oldu. Savaşta da normal hayatımıza devam etmemiz düşmanımızı çılgına çeviriyor. Bir savaş, silahtan çok ahlak ve moral gücüyle kazanılır. Gazzeli gençlerin işgal kaynaklı olumsuz şartları sadece Aksa Tufanı’yla başlayan yeni bir durum değil. Gazzeliler yıllardır ambargo ve abluka altında yaşıyorlar. Eziyet sadece Gazze’de değil. Kudüs’te Filistinli kadınların tesettürüne el uzatıyorlar, gençlerimize işkence ediyorlar, mescitlerimizi kirletiyorlar. Ayrıca Gazze sınırları içinde çok fazla iş imkânı yok. Okuyan gençlerimiz mezun olunca çalışmak için yurt dışına çıkmak zorundalar. Gençlerimizin tüm bu olup bitenler arasında hayata ve direnmeye devam etmesi gerekiyor. Bu yüzden gençlerimiz savaşta da ateşkeste de hayatı ertelemiyorlar elhamdülillah.
Mescid-i Aksa’yı hiç ziyaret edebildiniz mi?
Yeğenimi Kudüs’teki hastaneye götürmek için birkaç kez Kudüs’e gitmiştim. Çünkü anne babasının Kudüs’e girmesi yasaktı. Bu sebeple Kudüs’e gittiğimde birkaç kez Aksa’yı ziyaret ettim. Her kapıda işgalci askerleri vardı. Bunlar üzerimizi didik didik arıyor ve “Nereden, niçin geldiniz?” diye kendi mescidimizde bizi sorguya çekiyorlardı. Mescide girince tüm bu olanları size unutturan bir atmosfer ve güzellikle karşılaşmıştım. Allah, tüm Müslümanlara çok yakın zamanda, özgür Aksa’da namaz kılmayı nasip etsin.
Aksa Tufanı öncesi ailenizde şehit var mı?
Ailemizde ve akrabalarımızda Nekbe, Nekse, Ekim Savaşı, Lübnan Savaşı ve intifadalarda verilmiş çok sayıda şehit var: amcam, babamın kuzenleri, benim kuzenlerim. Filistin’de ailesinde şehit olmayan insan bulmak zordur. Aksa Tufanı ise ailemizin en çok şehit verdiği savaş oldu. Oğlum, gelinim ve torunum şehit oldu elhamdülillah.
Gazze’nin sembolik şehitleri Şeyh Ahmed Yasin, Abdülaziz Rantisi, İsmail Heniyye Yahya Sinvar ile tanışıklığınız oldu mu?
İsmail Heniyye, her cenaze evine taziyeye giden bir liderdi. Kayınpederimin vefatında evimize taziyeye gelmişti.
Aksa Tufanı sonrası Gazzeli anneler ailelerinin barınma, gıda, hijyen ihtiyaçlarını temin etmek için nasıl bir yol izlediler?
Gazze’de, gelen yardımlardan başka bir gıda stoku yoktu. Sadece yardım kutularıyla Gazze’nin bütün ihtiyaçları karşılandı. Anneler, ailelerine su, ekmek temin etmek için yardım dağıtan mekânlara gittiler. Tehlikeyi göze alarak ailelerini hayatta tutmaya çalıştılar. Bazı fırsatçı tüccarlar, gelen yardımlara el koyup yüksek kârlarla halka satmaya çalışıyorlardı. Un çok kıymetliydi. Mesela evlerinden çıkmak zorunda kalan bir arkadaşım ekmek yapmak için çocuklarını bırakarak eşiyle birlikte, evinde bulunan unu çadır kente getirmeye gittiğinde evine saldırı yapıldı ve eşiyle birlikte şehit oldu. Çocukları yetim, öksüz kaldı.
Hayat ve ölüm hakkındaki düşüncenizi bize anlatır mısınız?
Mal ve evlatlar dünya hayatının süsüdür. Allah, bizden şehitler seçip aldı ve biz de cennette şehitlerimizle buluşacağız inşallah. Yakınlarımızdan çok fazla şehidimiz var. Bazı aileler tamamen şehit oldular. Bazılarının evlatları, bazılarının anne babaları şehit oldular. Bizim şehitlerimiz şüphesiz cennetteler. Biz de onlara kavuşacağımız günü sabırla beklemedeyiz. Lakin işgalci katiller, korkunç bir cehennem azabını tadacaktır.
Bize şehit oğlunuzu, şehit gelininizi anlatır mısınız?
Oğlum 25 yaşında idi. Bilgisayar mühendisiydi. Mesleğini çok severdi. Ağırbaşlı, vakur, güzel huylu birisiydi. Güler yüzlü, güzel yüzlü, çalışkan bir gençti. Her işini güzel yapmaya gayret ederdi. Mesleğini güzel yapmak dışında iki büyük isteği vardı: Hafız olmak ve Allah yolunda şehit olmak. İki isteğini de Allah ona nasip etti. Çok güzel Kur’an okurdu. Üniversiteden mezun olunca evlenmek istedi. Bana, tanıdığımız, güvenilir bildiğimiz ailelerden bir gelin bulmamı söyledi. Ben birkaç kızı ve ailelerini görmeye gittim ve edindiğim bilgileri oğluma aktardım. Oğlum mutlaka istihare yapardı. Bu istihare sonrası bazı adaylarla tanışmak istemedi. Gelinime dair bilgileri verince istihare namazı kıldı. Bir süre sonra gelinimle tanışmak istedi. Gelinim çok uyumlu ve güler yüzlü bir kızdı. Ailesinin müsaadesiyle onları tanıştırıp sonra nişanladık. Onların düğününü yaptıktan sonra başka bir ülkede yaşayan oğlumu ziyarete gitmiştim. Savaş başladığı için bir daha evime dönemedim. Aksa Tufanı’ndan üç ay sonra gelinim fosfor bombasından şehit oldu. İki buçuk aylık hamileydi. Henüz doğmamış torunum da ailemizin en küçük şehidi oldu. Oğlum, gelinimden bir yıl sonra Allah için, vatanı ve halkının hürriyeti için şehit oldu. 2025 Ocak ayında ateşkesten kısa süre önce füze ile vuruldu. Şehadetinden birkaç gün sonra, küçük kızım abisini rüyasında gördü. Şehit olmuş gelinimi, oğluma istemeye gidiyormuşuz. Şehit yavrum, damatlıklar içinde çok güzel, mutlu ve heyecanlıymış. Bu rüya yüreğimizi teskin edici bir rüyaydı. Oğlumun, çok iyi yürekli, hepsi Kur’an hafızı ve muhafızı arkadaşları vardı. Bu arkadaşlarının çoğu bu savaşta şehit oldular. Şüphesiz şehitlik çok yüksek bir makam. Elhamdülillah en kıymetli evlatlarımıza bu makam nasip oldu.
Gazze’deki gençlerde alkol, uyuşturucu, fuhuş gibi suçlara bulaşma oranı hakkında bilginiz var mı?
Yahudiler, gençlerimizi bu tuzaklara çekmek istiyorlar. Fakat elhamdülillah bu suçlara eğilim çok yüksek değil.
Sizin gençliğinizle bugünün gençliğini kıyaslayacak olursanız Gazze’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Gelecek nesil bizim gençliğimizden daha fazla Gazze’ye sahip çıkacaktır. Buna hiç şüphe yok. Bu savaşta ailesini kaybeden çocuklar korkusuz mücahidler olacaktır. İşgalci bunu bildiği için çocuklarımızı özellikle hedef seçerek öldürüyor.
Gazze Halkı Türkiyeli Müslümanlardan ne bekliyor?
Türk halkı her zaman bizim yanımızda durdu. Söylemleriyle, yardımlarıyla bizim yanımızda durmaya devam etsinler. Filistinlilerin sesini dünyaya duyurma ve Gazze’nin yeniden imar ve inşası için mutlaka destekçimiz olsunlar istiyoruz. Filistin’in hürriyeti ve yeniden imarı için tek başına Türkiye’nin yardımı yetmez. Tüm dünyanın desteğine ihtiyaç var.
Ateşkese rağmen Batı Şeria’da neler oluyor?
İşgalci Batı Şeria’yı adım adım topraklarına katmak istiyor. Bu yeni bir durum değil. İşgalci yerleşimci terörüyle Filistin topraklarını her geçen gün daha fazla küçülterek yutuyor. Yeniden Batı Şeria topraklarını gasp ederek ve Batı Şeria halkını katlederek Gazze’nin öfkesini çıkarmaya çalışıyor. İşgalci hiçbir zaman ateşkese, anlaşmaya uygun davranmaz, anlaşmayı bozan taraf olur. Bu onların karakteristiğidir. Onlar için bu ateşkes de bir paravan gibi kullanılıyor. Ateşkes duyurusuyla dünyadaki tepkiler zayıflarken onlar katliam yapmaya devam ederler.
Gazze kadınları için aktarılmasını istediğiniz en öncelikli husus nedir?
Gazze halkı kadar imanlı ve dirençli mümin bir halkı bir daha kolayca bulamayabiliriz. Kadını, erkeği, yaşlısı, çocuğuyla hakkın ve hakikatin temsilcisi olan bu halk, bir kahramanlık destanı yazıyor. Savaş gemileri, bombalar, tanklar, füzeler, uçaklar üzerlerine ölüm kusarken Gazze’nin kadınları birer iman, cesaret ve umut abidesidir. Gazeli kadın, kulakları sağır eden, düştüğü yerde cehennem çukurları açan aralıksız patlamalara kalkan olmaya, göğü yararak geceyi yakan alevleri söndürmeye koşuyor. Yıkıntılar arasındaki şehit parçalarını toplayıp defnetmeye, hayatta kalan yaralıları teskin etmeye, iyileştirmeye koşuyor. Sular, elektrikler kesiliyor, un tükeniyor, çare aramaya çıkıyor. Her yandan tam teçhizatlı ordularla kuşatılmışlar. Akla gelmeyecek, yürek kaldıramayacak kötülüklere maruz kalıyorlar. Ayağının altındaki toprak, başının üstündeki gök ölüm yağdırıyor. ‘Hasbunallah...’ diyerek güvenli bir yer bulmaya çabalıyor. Yağmur yağıyor, fırtına çıkıyor, çadırlar su alıyor, her yer, her şey kana ve çamura bulanıyor. Bütün aileye yetecek bir sükûnet ve dulda buluyor Gazzeli kadın. Bulunduğu noktadan çok gerilere, yokluk dönemlerine dönüyor lakin tüm bu durumları imtihanlarından bir imtihan, Allah’ın günlerinden bir gün olarak görüp sabırla ve dirençle zaferi umuyor. Kilometrelerce ötelerden ailesine can suyu taşıyan, tenhalardan toplanmış otlardan çorba kaynatan, küçük yardım kolilerinden çıkan gıdalarla bütün bir çadır kenti doyurmaya çalışan bu asil kadınlar, altın harflerle tarihe kaydedilecektir.
Hiçbir zafer, savaşmadan kazanılamaz. Gazzeli kadınlar, mücahidleri yürekten destekliyor. Evlerini, eşlerini, evlatlarını, mallarını ve canlarını Allah yolunda feda ediyorlar. Rablerini dost ve vekil kılmaktan ve hamddan başka söze tevessül etmiyorlar. Kadınların el ve gönül verdiği her hareket şüphesiz zafer bayrağını zirveye taşıyacaktır. Çünkü bir kadının etki alanı asla sadece kendinden ibaret değildir. Kadınlar, dalga dalga büyüyen bir etki alanına sahiptir. Öyleyse bunca dirençli bu topluluğun kıymetini ümmetçe bilmeli, bu direnişi coğrafyalarımızı özgürleştirecek bir imkân olarak görmeli ve bu nadide topluluğu tüm gücümüzle desteklemeliyiz.
Bizi kabul ederek sorularımızı içtenlikle cevapladığınız için çok teşekkür ederiz. Allah, şehitlerimize rahmet, mücahidlerimize kuvvet ve nusret ihsan etsin. Nehirden denize özgür Filistin’in sevinciyle toplanmayı bizlere nasip eylesin.
Gazze’nin, Filistin’in, Filistinlinin sesini duyurma gayretiniz için biz teşekkür ederiz. Allah sizlerden razı olsun. Bütün hayır dualarımız için âmin, âmin, âmin Ya Rab!

