Cumhuriyetin kurucu ve modernleşme ideolojisi olarak tanımlanıp hayat bulan Kemalizm, ülkenin resmî ideolojisi olarak baskınlığını gerek anayasal gerekse neşvünema bulduğu ulus devlete ait kurumları aracılığı ile devam ettirmekte. Gündelik yaşamın kimi zaman ana hatlarında kimi zaman da detaylarına dek nüfuz eden düşünsel ve fiilî baskınlığı; yargıdan eğitime, kültür sanattan bürokrasiye, ekonomiden akademiye değin toplumsal sosyolojiyi şekillendirmeye devam etmekte. Aydınlanma ideolojisine hedeflenmiş toplum mühendisliği misyonunu yerine getirmeye devam eden Kemalizm, farklı biçim ve formlarla da kendini yeniden üretebilme potansiyelini halen taşımakta. Milliyetçi, ulusalcı, muhafazakâr demokrat, liberal veya sol eklektik kimliklerde kimi zaman üst kimliğin yerini alabilmekte kimi zaman da üst kimliğe eşlik ederek varlığına tehlike oluşturabilecek alanlarda boşluk bırakılmamasını dikte etmekte.
Tevhid, risalet ve ahiret sacayakları üzerinde yükselen din-i mübin İslam, Kemalizm gibi moderniteden neşet eden ideolojik kimlikler ile yan yana gelebilmesi mümkün olmadığı gibi İslam dışı tüm kimlik ve değerlerine de temelden itiraz eder. Aynı şekilde akıl, insan, hakikat, doğa, bilgi, tarih ile kurulan tüm ilişkilerin zemininin, tevhid anlayışı üzerinden temellenip yükselmesini vaaz eder. Bu noktada, moderniteden etkilenen Müslümanların Kemalizm ile sorun yaşamamaları dahası onun savunuculuğuna dek uzanan savrulmaları ve ulus devlet paradigmasına dair kurum, kavram ve değerlerini benimsemeleri de zehirlenme durumuna işaret etmekte. Zehirleyen en temelde Kemalizm değil, onu üreten ve tüm dünyayı kuşatan modern paradigmanın değerleri olmakta. Bundan ötürü bırakın Müslümanların sevincine yahut üzüntülerine ortak olmalarını; modernistlerin söz konusu İslami hareketler, Müslümanlar veya İslam coğrafyası olduğunda oryantalist reflekslerle tutum takınmalarının, Kemalist değer ve sembolleri yüceltmelerinin, en azından itiraz etmemelerinin sebebi bahse konu kimlik bunalımı ve yitimi.
İslam coğrafyasının parçası olan Osmanlı bakiyesi Anadolu toprakları için Kemalizm, modernite inşacıları tarafından atanmış uygun araçlardan yalnızca biri olarak seçildi. Kemalizm olmasaydı da onun yerine Baas tipi milliyetçilik, faşizm, sosyalizm, liberalizm temelli başka bir ideoloji de ikame edilebilirdi. Burada aslolan, ulus devlet paradigmasının ve modernitenin değerlerini benimsetebilecek bir yaşam tarzının inşasına önderlik yapması ve İslami değerler üzerinden yükselebilecek herhangi bir akıma karşı da jandarmalık yapmasıydı.
Akıl ve Ruh Sağlığını Yitiren Toplumun Kullanışlı Maskesi
Her ne kadar son yirmi yılda anayasal, bürokratik ve toplumsal zeminde siyasal reform çabalarıyla cuntacı uygulamaları ve fiilî despotizmi için ihtiyaç duyduğu güç geriletilmiş olsa da Kemalizm, Türkiye modernitesinin öncü kuvvetlerinden ordu ve bürokrasi içerisinde temel referans olmaya devam ediyor. Cumhuriyet tarihinin tek parti ve darbeler eliyle sabitlenmiş ideolojisi olarak varlığını hem anayasal korumayla hem de dayatılan düşünce kodları ve ritüelleri vasıtasıyla güvence altında tutuyor. Gönüllü veya zorunlu olarak tüm toplumdan, moderniteden mülhem yaşam tarzının benimsenmesini talep ediyor. Ülkenin sabitlenmiş ideolojisi veya siyasal dini olarak Kemalizm, ortak değer kurgusallığı ile hem altında toplanılan bir şemsiye işlevi hem de meşruiyet devşirilen kutsallığı ifade ediyor. Bu sanal kutsallık; ulus devletçilik, ırkçılık, laiklik, sekülerlik, ötekileştirme, bireysellik, haz, menfaat, narsisizm, ahlaktan yoksun dünyevi yaşam tarzına dair tüm ifsad öğelerini içerirken kendini dinin tam da karşısında konumlandırmakta ve kendine atfettiği sahte kutsallığın sarsılmasına, sorgulanmasına tahammül göstermemekte.
Anıtkabir ziyareti Mustafa Kemal’in şahsından ziyade izlediği ulusçu, laik Batı paradigmasına ve politikalarına mutlak biat edilmesini talep eden seremoniyi temsil ediyor. Bu seremoni aynı zamanda ziyaretçilerine Batılı ulus devlet değerleri temelinde ‘meşruiyet’ sunuyor. Bu yönüyle her kesimden politikacının, kamusal veya sivil topluma dair icraatların toplumun geniş kitleleri üzerinde hegemonya meşruiyeti için elzem kabul ediliyor. Abartılı vizyon iddiası olarak Türkiye yüzyılına girildiği şu dönemlerde dahi Kemalizm, kendisi dışında hiçbir meşruiyet kaynağını kabul etmemekte.
Özellikle toplumun geniş kesimlerini Aydınlanma ideolojisine uygun şekilde terakki etmelerini sağlamak iddiasıyla darbeciler de darbe girişimcileri de Mustafa Kemal’in askerleri olma özlemiyle yanıp tutuşan kılıçlı yeminciler de meşruiyetlerini kutsal kişi kültüne dayandırmakta. Resmî kurumlar dışında sivil toplum da meşruiyetini Kemalizm’den almaya icbar ediliyor. Futbol kulüplerinin itibarı da dindar kitlelere hakaret etme cesaretini kendinde bulan müptezeller de yolsuzluk veya ahlaksızlıklarını örtmek isteyen sapkınlar da soluğu bu maske altında alabilmekte. Irkçı hezeyanlarla ülkeyi muhacirlere yaşanmaz kılmak isteyenler gibi Türk ulusalcılığını, başörtüsü yasağını dayatanlar da hep aynı kişi kültünü kalkan olarak kullandılar.
Kişi kültünün ve kurucu ideolojisinin tartışılmasının önü açıl(a)mamakta ki bu iklim solunmaya devam ederken, Cumhuriyetin kurucu ideolojisinin toplumu doğrudan muhtaç bıraktığı yeni anayasanın yapılmasına yahut Kürt sorununun çözülmesine yönelik açılım ihtiyacının, icraat aşamasında sınırlı kalabileceğini söylemek abartılı olmasa gerek. Mustafa Kemal’i sevmediğini söylemenin bedelinin aylarca cezaevinde kalmanın olduğu bir vasatta tüm yönleriyle sağlıklı toplum inşasının mümkün olamayacağı açıktır.
Kemalizm Din midir Yoksa Yaşam Tarzı mı?
5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu sadece Mustafa Kemal’in hatırasını değil, bizatihi resmî ideolojinin, resmî tarihin, Batı modernitesinin vücut bulmuş hali Kemalist paradigma ve zihin kodlarının da tartışılmaya, sorgulanmaya açılmasını engellemekte. Eğitim müfredatı içerisinde mündemiç Kemalist argüman ve zihin kodları yalnızca nesilleri değil, yargı yürütme ve yasama eliyle tüm toplumu da rehin tutmaya devam ediyor. Bahse konu rehin olma durumu yalnızca baskıcı yönüne değil aynı zamanda gönüllü, benimseyici ve hatta müdafilik boyutunda gönüllü bir istekliliğe de işaret etmekte. Kemalizm, kimi dönem kendisini İslam’ın yerine kimi zaman da karşısında ikame etmeye çabaladığı tarihsel olarak sabit ve bu doğrultuda inkılâp devrimleri adıyla sayısız politikalara da imza attı. Köy enstitüleri gibi başarı elde edemediği politikaları olduğu gibi toplum dokusunda oluşturduğu tahribatlarla mesafe aldığı alanlar da oldu.
Peki, Kemalizm gerçekten bir din midir? Bu analoji tutarlı mıdır? Kuşkusuz İslam akidemiz açısından değerlendirildiğinde paganist şirk ritüel ve tazim şekillerinin sergilenmesi açısından genellemeci tutumla din olarak zaman zaman tanımlansa da Kemalizm’i din olarak adlandırmak doğru gözükmemekte. İslam’a karşı savaş açmış olması ve adeta ilahlık iddiasındaki her olgu İslam açısından şirk unsurudur.
Tüm semavi dinler toplumsal temellidir, toplumsal zeminden yükselirken, modernite ve onun uzantısı olan Kemalizm tepeden inmeci, elitist, tektipçi ve dayatılmış bir olgu olarak vücut buldu. Kanun zoruyla dayatıldı ve anayasal güvence altına alındı. Aydınlanma ve Sanayi Devrimi’ne ait doğa, akıl, bilim, insan, ilerleme ve hakikat anlayışı birebir Kemalizm eliyle bu topraklara taşındı. Bu açıdan değerlendirildiğinde Kemalizm, bu toplumun geleneğine ve dokusuna da bu topraklara da yabancıdır.
Kemalizm, din olarak vasfedilmeyi hak edecek kadim bir geleneğe sahip değil ve olmayacak da. Ne düşünsel ve ibadi açıdan ne de toplumsal zemin üzerinden yükselen semavi kökenli bir yaşam vaaz etmemesi açısından ancak siyasal din yahut yaşam tarzı olarak adlandırılması daha isabetli gözükmekte. Aynı benzetmeler modernitenin kendisi yahut ondan türeyen faşizm, liberalizm, sosyalizm vb. ideolojiler için de geçerlidir. Kemalizm’i din olarak değil, moderniteden türetilmiş “pozitivizm temelli seküler/siyasal din” yahut ideoloji olarak isimlendirmek tutarlı olacaktır. Kemalizm de tıpkı modernite gibi dünyevi yaşam tarzını yeryüzündeki cennet yaşamı olarak tasvir etmekte ve hakikati rasyonel akla dayalı şekilde yeniden inşa etmeyi, tanımlamayı yahut ona ulaşmayı vadediyor.
Benzer şekilde Anıtkabir’in mabet olarak benzetmeye tâbi tutulması; kişi kültünün yüceltilmesi yahut ilahlaştırılması açısından doğru gözükse de her ziyaretçinin ibadet amacıyla ziyaret ettiğini varsaymak tutarlı olamaz. İslam’a karşı rekabetin tezahürü olarak Müslümanlarda oluşan ‘mabet’ yakıştırmasını kuşkusuz Anıtkabir hak etmiyor. Ölmüş kişiyi yahut fikirlerini kutsama amacıyla tazim ziyareti İslam’a göre açık şirktir.
Profan hayat teklifi, yaşamın tüm alanlarını kuşatan bir olgu olmaktan ziyade kamusal görünürlüğe müdahil şekillendirme ile sınırlı kalmakta ve manevi alana ilişkin insan fıtratını mutmain kılacak uhrevi boyuttan yoksun boşluklar üretmekte. Kısacası Kemalizm, moderniteden mülhem kavramları ile olguları tanımlamaya çabalıyor ama ne hakikati ne de hayatı anlamlandıramıyor. Bu durum bir asırdır dayatılan zorunlu laik seküler eğitimin sonucunda deizm ve ateizm de dâhil türlü yozlaşmanın toplumsal boyuttaki cari sebebidir.
Aydınlanma ile beraber Batı dünyasında kilise karşısındaki modernite, dinî yaşamın görünürlüğünü nasıl daralttı ise aynı şekilde Kemalizm de İslam’ın ibadetlerini tamamen ortadan kaldıramadığında cemaat olmanın karşısında yer alarak insanları bireyselleştirdi, dini ve ibadetleri kişiye has kılarak İslam’ın ibadetlerinin ve değerlerinin sosyal boyutunu tahrip etmeye çalıştı. 28 Şubat sürecinde gördüğümüz üzere İslam’ın görünür tüm değer ve sembollerine karşı savaş açılıp İslam’ın toplumsal boyutu bloke edilmeye çalışıldı yahut amelsiz İslam anlayışı yaygınlaştırılmaya çalışıldı.
Modernitenin tüm karakteristik özelliklerini bünyesinde taşıyan Kemalizm, dünyevileşmeyi ve insanın fıtratına yabancılaşmayı dayatmakta. Bununla birlikte her siyasal yahut sosyal olaya da kendi felsefesi üzerinden bakılmasını dikte etmekte. Ülkede ve dünyada gelişen tüm olayların kendi zihin dünyasından okunup yorumlanmasını ve politikaların da bu zihin yapısına uygun şekillenmesini talep etmekte. Bunun bir yansıması olarak ‘yurtta sulh cihanda sulh’ söylemi, İslam coğrafyasından kopup Batı’ya entegre olabilmenin sloganlarından biri olarak vücut buldu. Batı tarafından işgal edilip sömürgeleştirilmiş Doğu’ya sırtını dönmek ve Batı’nın tüm paradigmalarını kabul edip ‘teslim’ olmak terakki olarak sunuldu.
Cumhuriyetin yaklaşık yüz yıllık tarihi boyunca cereyan eden tüm olaylara yaklaşımı; modernitenin tektipçi, ötekileştirici, sömürgeci, soykırımcı, işgalci, asimile eden, geçmişi veya geleneği tahkir eden, küçümseyen, değersizleştiren ve örnek alınmasını asla istemeyen, seküler-laik-pozitivist temelde şekillendiğini söyleyebiliriz. Gazze’de cereyan eden korkunç soykırıma Kemalistlerin umursamazca ve arsızca Siyonist İsrail yanlısı tutum takınmaları insan fıtratına yabancılaşmanın en açık tezahürü olarak bir kez daha tescillenmedi mi? Boykot kırıcılıktan Siyonist seviciliğe dek İsrail yanlısı tutum içinde yer alanlar, vicdanları çölleştiren Kemalizm etkisiyle asgari insani merhamet duygularından mahrum yaratıklara dönüşüyorlar. Açıktır ki Kemalizm tüm ideolojilere, inanç kesimlerine mensup kitlelerin insanlık kalitesini de en alçak seviyelere kadar indirip sıfırlayabiliyor.
Yükselen Kemalizm mi Yoksa Dönemsel Popülerliği mi?
Kemalizm’i miadını doldurmuş veya kuru bir ideoloji olarak görmek yanıltıcı olacaktır. Kimi liberal-sol kesimler açısından kuru bir ideoloji olabilir ama cuntacı-faşist kimliği bir tarafa, modernite değerlerini taşıması ve dönemine uyum sağlama özelliği bakımından dinamiktir. Müslümanlar açısından asıl sorun da modernite değerlerine taşıyıcılık ve bekçilik yapmasıdır. Bu yönü, Kemalizm’i muhafazakârlar eliyle canlı tutma potansiyelini de taşımakta.
Kemalizm yükseliyor mu sorusunu; büst sayılarının veya Anıtkabir ziyaretlerinin artması yahut resmî tören kutlamalarına muhafazakâr demokratların ilgisindeki artış gibi izahlar tek başına cevaplamıyor. Kişi kültüne dair oluşturulan rüzgârı, toplumsal zeminde Kemalizm’in ideolojik olarak rağbet gördüğüne işaret eden tek başına bir gösterge olarak okumak mümkün değil. İktidar yahut muhalefet bloklarının oy kotarma pragmatizminin yahut kriz dönemlerinde meşruiyet devşirmenin aracı olması, dönemsel popülerliği beslemekte.
Elbette bu durum bile rahatsız edicidir ancak Kemalist ideolojinin yükselip yükselmediği sorusunun en sağlıklı cevabı 5816 sayılı kanun kalktıktan sonra verilebilir. Bununla birlikte kimi muhafazakâr kesimlerde görülen resmî tören ilgisi yahut Mustafa Kemal güzellemeleri, istisnalar hariç inanç veya ideolojik olmaktan çok politik karakterlerin manevralarıyla oluşan popülizmle yahut resmî ideolojinin baskınlığıyla irtibatlı. 5816 sayılı kanunun kalkması halinde sorgulanmaya başlayacak resmî tarih ve ideolojinin ardından, bahse konu popülizmin de zihinsel esaretin de uzun sürmeyeceği açıktır.
Yüzyıl sonunda Kemalist mühendisliğin toplumun önemli bir kesiminde başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Ahlaki yozlaşma, aile ve gelenek bağlarının çözülmesi, dine dair post-modern yaklaşımların artışı, İslam’a yahut dindarlığa yönelik önyargıların beslenmesi, siyasetin yalan, hile ve entrikalarla yürütülmesinin meşru sayılması, gayri meşru kazanç ve yaşantıların, mafyatik oluşumların özendirilmesi gibi ilk etapta sayılabilecek birçok başlık en temelde toplum dokusundaki çürümenin yansımaları olarak ortaya çıkmakta. İddia edildiğinin aksine deizm veya ateizm gibi sapmalar da en temelde cemaat-tarikatlar yahut dindarların hatalı davranışları üzerinden değil, asıl olarak modernitenin Kemalizm eliyle yetiştirdiği pozitivist zihinler üzerinden alan bulmakta.
Ulus devlet eliyle Kemalizm’in ahlak anlayışı, narsisizmi ulusal karakter haline getirdi. Bunun en somut örnekleri; dünyada ve ülkede meydana gelen afet veya felaketlerde toplumun diğer kesimlerine yönelik merhametsiz, hedonist, ırkçı, İslamofobik yahut oryantalist yaklaşımlarında görülmekte. İnsaniliğe, erdemliliğe dair ne varsa adeta çölleştiren, yozlaştıran etkiye sahip olan Kemalizm, toplumun kimi kesimlerinde kalıcı ve benimsenmiş hasarlara yol açtı. Toplumun bilgi, ilim, hakikat, ahlakla ilgili fıtri hafızasını ve değerlerini alt üst etti. Kemalizm bu topluma iyilik, hayırlılık, erdemlilik, ahlak ve doğruluk hakkında hiçbir şey vermedi. Modernitenin bu toplumda yaygınlaşmasını sağlayan ve moderniteye bağlı bir yaşam tarzının taşıyıcısı, misyoneri oldu.
Müslümanlar olarak önceliğimiz, Kemalizm’in temel dayanaklarına ve modernitenin değerlerine karşı eş zamanlı mücadele olmalı. Kemalist paradigmanın beslendiği modernite ve güç aldığı yasal dayanaklara karşı, anayasal ve bürokratik değişim taleplerini önümüzdeki dönemde daha da yükseltme, dile getirme sorumluluğu bizleri bekliyor. ‘Andımız’ uygulaması kaldırıldı ancak ‘Andımız’ı üreten zihin kodları hayatiyetini devam ettirmekte. Salt Kemalizm’i hedef alan bir mücadelenin yetersiz kalacağı açıktır. Modern paradigmaya karşı İslam ahlakı ve bilinci ile yetişmiş şahsiyetlerin, Kemalizm’e karşı da blokaj oluşturacağını unutmamalıyız.

