Gazze’de aylardır devam eden kuşatma, açlık ve sistematik yıkım karşısında dünyanın farklı ülkelerinden vicdan sahibi insanlar bir kez daha harekete geçti. Sumud Filosu, yalnızca insani yardım taşıyan bir girişim değil, aynı zamanda Gazze halkının yalnız olmadığını dünyaya ilan etmeyi hedefleyen küresel bir vicdan çağrısıydı.
Farklı milletlerden aktivistlerin yer aldığı filo, İsrail’in müdahalesiyle engellense de Gazze’ye yönelik dayanışma iradesini daha görünür hâle getirdi. Memur-Sen Diyarbakır İl Başkanı Ramazan Tekdemir ile Sumud Filosu deneyimini, Gazze direnişini ve küresel vicdanın imkânlarını konuştuk.
Röportaj: Enver Can
***
Gazze’ye ulaşma fikri sizde ilk olarak nasıl bir sorumluluk duygusu oluşturdu?
İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü işgal ve kuşatma siyaseti artık yalnızca bölgesel bir mesele olmaktan çıktı. Gazze’de yaşananlar bütün insanlığın gözleri önünde gerçekleşen büyük bir trajediye dönüştü. Yetmiş yılı aşkın süredir süren işgal, tehcir ve sistematik baskı politikaları özellikle son süreçte çok daha ağır bir boyut kazandı.
7 Ekim sonrasında ortaya çıkan tablo ise tarihte eşine az rastlanır bir yıkımı beraberinde getirdi. On binlerce çocuk hayatını kaybetti, hastaneler ve okullar hedef alındı, insanlar açlık ve susuzlukla baş başa bırakıldı. Buna rağmen Gazze halkı büyük bir vakar ve teslimiyet örneği ortaya koydu.
Bizim açımızdan bu yolculuk yalnızca yardım ulaştırma çabası değildi. Aynı zamanda Gazze karşısındaki mahcubiyetimizi taşıyorduk. O kardeşlerimize yalnız olmadıklarını hissettirmek istedik.
Filoya katılan insanların farklı ülkelerden ve farklı dünya görüşlerinden geliyor olması size ne hissettirdi?
Sumud Filosu’nun en dikkat çekici yönlerinden biri buydu. Farklı milletlerden, farklı kültürlerden ve farklı düşünce dünyalarından insanlar aynı vicdan hattında buluşmuştu.
Bu tablo bize insanlığın tamamen tükenmediğini gösterdi. Dünyanın farklı coğrafyalarında hâlâ mazlumun yanında durmayı bir sorumluluk olarak gören insanlar var. Bu küresel vicdanın büyümesi, İsrail’in uyguladığı baskı politikalarına karşı güçlü bir toplumsal zemin oluşturuyor.
Müdahale ihtimalini biliyordunuz, peki saldırıyla karşılaşınca neler hissettiniz?
Müdahale ihtimalini elbette biliyorduk. Ancak İsrail’in bu kadar erken ve bu kadar pervasız davranması dikkat çekiciydi. Bu durum, İsrail’in uluslararası hukuk konusunda hiçbir sınır tanımadığını bir kez daha gösterdi.
İlginç olan şuydu: Silah onlardaydı fakat cesaret aktivistlerdeydi. Filo tamamen şiddetsiz bir dayanışma hareketiydi. Buna rağmen İsrail askerlerinin ciddi biçimde panik ve korku içerisinde olduklarını gözlemledik. Gazze’de yaptıkları zulmün ağırlığı, onların psikolojisine de yansıyordu.
Sizce İsrail neden insani yardım misyonlarını askerî tehdit gibi göstermeye çalışıyor?
Çünkü Gazze’deki hakikatin görünmesini istemiyorlar. Gazze’de yaşanan açlığın, yıkımın ve insanlık dramının dünya kamuoyu tarafından daha görünür hâle gelmesi İsrail’in meşruiyet krizini derinleştiriyor.
Bu tür dayanışma girişimleri dünya vicdanını harekete geçiriyor. Gazze’ye yönelik duyarlılık arttıkça İsrail’in saldırgan yüzü daha fazla tartışılır hâle geliyor. Bu nedenle en küçük sivil girişimi bile tehdit olarak algılıyorlar.
Gemide kurulan dayanışma size insanlık adına ne düşündürdü?
Orada çok güçlü bir kardeşlik ve dayanışma atmosferi vardı. İnsanlar birbirlerini korumak için kendilerini riske atıyordu. Baskı anlarında herkes birbirine siper oluyordu.
Bu tablo bize şunu gösterdi: İnsanlık hâlâ tamamen tükenmiş değil. Zulme karşı ayağa kalkmayı şeref sayan insanlar var ve bu umut duygusu çok kıymetli.
Son süreçte dünya kamuoyunda İsrail algısının değiştiğini düşünüyor musunuz?
Evet, ciddi bir değişim yaşandığını düşünüyorum. Uzun yıllar boyunca İsrail, mağduriyet merkezli bir söylem üzerinden küresel bir algı inşa etti. Ancak Gazze’de yaşanan katliamlar bu söylemin büyük ölçüde çöktüğünü gösterdi.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar Gazze halkını mazlum, İsrail’i ise saldırgan bir güç olarak görüyor. Özellikle sosyal medyanın etkisiyle İsrail’in uyguladığı şiddet çok daha görünür hâle geldi.
“Sumud” kavramı sizin için artık ne ifade ediyor?
Sumud benim için kararlı direniş anlamına geliyor. Sana ait olana sahip çıkma iradesidir. Her türlü baskıya ve mahrumiyete rağmen sebat etmektir.
Bu nedenle sumud kavramı en çok Gazze’ye yakışıyor. Gazze bugün insanlığın vicdanını ayakta tutan en önemli direniş hattını temsil ediyor.
Gazze halkına bugün doğrudan bir mesaj verme imkânınız olsa ne söylemek isterdiniz?
Gazze halkının ortaya koyduğu direniş ve fedakârlık insanlık tarihine geçti. Biz sadece yardım taşımıyorduk, aynı zamanda mahcubiyetimizi de taşıyorduk.
İnanıyorum ki insanlık Gazze’de ödenen bedeller üzerinden yeniden ayağa kalkacaktır. Gazze’nin ortaya koyduğu direniş, Müslümanlara yeniden vakar ve dirayet bilinci kazandırmıştır.

