
Diyarbakır Özgür-Der’de kötülük karşısında Müslümanların tavrı konuşuldu
Özgür-Der Diyarbakır Şubesi tarafından düzenlenen aylık konferanslar serisinin bu ay ki konuğu Prof. Dr. Halis Aydemir oldu.
Yoğun katılımla gerçekleştirilen programda Aydemir, savaşlar, adaletsizlikler ve toplumsal yozlaşmanın arttığı bir dönemde Müslümanların kötülük karşısında nasıl bir tavır geliştirmesi gerektiğine dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında Kur’an kıssaları üzerinden insanın ahlaki sorumluluğunu ele alan Aydemir, kötülükle mücadelenin önce insanın kendi nefsiyle başladığını vurguladı.
Konuşmasının ilk bölümünde Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssasına değinen Aydemir, Habil ve Kabil örneğinin insanın iç dünyasını anlamak açısından son derece önemli olduğunu ifade etti. Kabil’in kardeşini öldürmeye kadar giden sürecinin, takvadan uzaklaşma ve nefsani arzulara teslim olmanın sonucu olduğunu belirten Aydemir, Habil’in ise kötülüğe kötülükle karşılık vermediğini söyledi. Aydemir, “Kur’an burada bize kötülüğe bulaşmadan direnmeyi öğretiyor. Habil’in tavrı pasiflik değil, ahlaki bir direniştir” dedi.
İnsan fıtratında öfke, kibir, haset ve nefret gibi duyguların bulunduğunu ifade eden Aydemir, kötülükle mücadelenin ilk aşamasının kişinin kendi iç dünyasını kontrol altına alması olduğunu vurguladı. İnsanların çoğu zaman kötülüğün kaynağını dışarıda aradığını belirten Aydemir, “Önce kendi içimizdeki kötülük potansiyelini sınırlandırmayı öğrenmeliyiz. Mücadele sadece dışarıdaki kötülerle değil, insanın kendi nefsiyle de verilmelidir” ifadelerini kullandı.
Toplumda kötülüğün yayılmasında gıybet, tecessüs ve mahremiyet ihlallerinin büyük rol oynadığını belirten Aydemir, özellikle insanların kusurlarını araştırma ve yayma alışkanlığını eleştirdi. Gizli görüntülerin izlenmesi, insanların özel hayatlarının konuşulması ve medya üzerinden kötülüğün yaygınlaştırılmasının toplumsal çürümeyi artırdığını ifade eden Aydemir, “Bir toplum kötülüğü izlemeyi, yaymayı ve konuşmayı normalleştirdiğinde, o kötülüğün ortağı hâline gelir” dedi. Kur’an’ın gıybeti ve insanların gizli hâllerini araştırmayı açık şekilde yasakladığını hatırlatan Aydemir, Müslümanın örtücü ve ıslah edici bir tavır geliştirmesi gerektiğini vurguladı.
Hz. Aişe’ye yönelik iftira hadisesine de değinen Aydemir, Hz. Ebubekir’in kendisine iftira sürecinde destek veren bir kişiye yaptığı yardımı kesmesini ve ardından gelen ayetlerle yeniden affa ve iyiliğe yönlendirilmesini örnek gösterdi. Kur’an’ın kötülüğe karşı bile affı, bağışlamayı ve iyiliği teşvik ettiğini belirten Aydemir, “Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” ayetinin Müslüman ahlakının temel ilkelerinden biri olduğunu ifade etti.
Dünyada yaşanan zulümler ve küresel ölçekteki adaletsizliklere de değinen Aydemir, Müslümanların sadece duygusal tepkilerle değil, güçlü bir hazırlık ve birlik bilinciyle hareket etmesi gerektiğini söyledi. Kur’an’ın “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın” emrini hatırlatan Aydemir, bunun yalnızca askeri değil; ekonomik, sosyal ve toplumsal dayanışmayı da kapsayan geniş bir hazırlık anlamına geldiğini kaydetti. Müslümanların kendi aralarındaki ayrışmaların düşmanlarını güçlendirdiğini ifade eden Aydemir, birlik ruhunun korunmasının stratejik bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Konuşmasında Hz. Peygamber’in Mekke dönemindeki tutumuna da değinen Aydemir, İslam’ın insanları zorbalıkla değil hikmet, adalet ve güzel davet yöntemiyle kazanmaya çalıştığını söyledi. Mekke’nin fethi sırasında yıllarca zulmeden insanlara yönelik ortaya konulan affedici yaklaşımın önemli bir örnek olduğunu belirten Aydemir, Müslümanın düşmanlık karşısında bile ahlaki sınırlarını koruması gerektiğini ifade etti.
Programın sonunda Aydemir, kötülükle mücadelenin sadece dış dünyaya karşı değil, aynı zamanda insanın kendi nefsine karşı verdiği sürekli bir mücadele olduğunu belirterek, Müslümanların adalet, merhamet ve takva eksenli bir duruşu korumakla yükümlü olduğunu söyledi. Program, katılımcıların soruları ve yapılan değerlendirmelerin ardından sona erdi.












HABERE YORUM KAT