1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. İRAN

  4. İran ve Rusya, ABD’yi oyuna getiriyor ve kazanıyor
İran ve Rusya, ABD’yi oyuna getiriyor ve kazanıyor

İran ve Rusya, ABD’yi oyuna getiriyor ve kazanıyor

Trump’ın, Amerikan ekonomisi bu durumu fark etmeden önce savaşı sona erdirmek için zamanı kalıyor mu?

02 Mayıs 2026 Cumartesi 08:54A+A-

Ian Proud’un Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Hem Rusya hem de İran, petrol zengini ülkelerle yaşanan savaşların petrol fiyatlarının yükselmesine neden olduğunu göstermektedir. Trump yönetimi, ekonomik savaşın yanı sıra fiili savaşı da kullanarak, Amerika’nın zararına İran’ın ekonomik avantajlarını artırmıştır.

Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın barış görüşmeleri için İslamabad’a gelmemesi üzerine, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Pazartesi günü Umman ve Moskova’ya yaptığı mekik diplomasisini sürdürdü. İran ve Rusya'nın, yaptırımlar ve ambargolar karşısında gösterdikleri dirençle birçok yönden dünya kamuoyunu şaşkına çeviren iki ülke olduğu tartışmasızdır. ABD, bu ülkelerin “gölge filolarını” ortadan kaldırmaya her zamankinden daha kararlı olduğu için, konuşacak çok şeyleri var.

Her ikisinin de gücünün kaynağı, Batı ile gerginlikler sırasında kendilerini ayakta tutacak nakit akışı yaratabilecekleri önemli doğal kaynaklardır. Rusya ve İran, doğal kaynaklarını satıp karşılığında daha az mal ithal ederek uzun yıllardır tutarlı cari fazla vermiştir.

Sayısız kez belirttiğim gibi, Rusya Ukrayna savaşının ilk yılında rekor cari fazla ile rekor düzeyde ihracat geliri elde etti. Benzer şekilde, İran da şu anki savaştan “altın madeni” gibi para kazanıyor. Nitekim, savaşın yol açtığı enerji sıkıntısı o kadar şiddetliydi ki, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, küresel arz endişelerini hafifletmek amacıyla, gemilere yüklenmiş İran petrolünün satışına izin vermek üzere erken bir aşamada genel bir yaptırım lisansı çıkarmak zorunda kaldı. Bu, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlerden geçiş ücreti almak için uygulamaya koymak istediği gişe sistemini açıklamadan önceydi.

Tüm bunlara rağmen, hem Rusya hem de İran şimdiden önemli bir mali avantaj elde etmiş durumda. İran, yaklaşımını “direniş ekonomisi” olarak tanımlıyor; bu ekonomi, dört nala koşan enflasyon gibi zorluklar karşısında büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanmış ve kısa vadeli şokları yönetmek için altın ve döviz rezervleri oluşturmuştur. Açıkça görülüyor ki, İran gemilerinin ele geçirilmesini de içeren, Hürmüz Boğazı’na karşı abluka uygulayan ABD’nin son hamlesi, gelir kaynağını kesmeye yönelik bir girişimdir. Bu hamle bir etki yaratacaktır, ancak İran'ın ne kadar rezervi olduğu ve gelirlerdeki dramatik düşüş sırasında ne kadar süre dayanabileceği belli değildir.

Benzer şekilde, Rusya'nın “kale ekonomisi” modeli, 12 yıllık yaptırımlara dayanmış ve borçlanmayı önemli ölçüde artırmaya gerek kalmadan mali ihtiyaçları karşılamak için kullanılan petrol satışlarından elde edilen fazlalara dayanmıştır; bu borç, halen GSYİH'nin %20'sinden azdır. Ve yakın zamanda belirttiğim gibi, petrol sevkiyatına kısıtlama getirilmesi en iyi ihtimalle karışık sonuçlar doğurur.

İran 47 yıldır ekonomik yaptırımlara maruz kalıyor, ancak COVID'den bu yana ekonomik büyüme kaydetmeyi başardı. Bu, ülkenin durumunun harika olduğu anlamına gelmez. Şüphesiz ki, ülkenin ekonomik sorunları Rusya'nın karşılaştıklarından çok daha ciddi. İranlılar giderek yoksullaşıyor ve finansal sistem, şu anda Ukrayna'nın finansal sistemini karakterize eden işlev bozukluğunun daha aşırı bir versiyonu olan “zombi” durumuna girmiş durumda.

Ancak daha önce de belirtildiği gibi, rezervler mevcut ve daha da önemlisi, savaşın umulan darbeyi ve rejim değişikliğini getirmediği gibi, birçok İranlı milliyetçi duyguların yükselişinin etkisiyle bayrağın etrafında kenetlendi.

Rusya’da olduğu gibi, Batı ana akım medyası da savaşın devamını meşrulaştırmak amacıyla, yaptırımlar ve küresel izolasyonun yoğunlaşmasıyla İran ekonomisinin muhtemel çöküşünü sürekli gündeme getiriyor. Ancak İran, petrol ihracatı ve gelirlerinin düştüğü savaş öncesi yıllarda ekonomik olarak çökmediyse, petrol piyasasının kendi lehine patlama yaşadığı şu anda da çökmeyecektir.

Kaçınılmaz olarak, Tahran'daki hesap, Moskova'daki gibi, on yıllardır süren zorlukların ardından daha yüksek bir acı eşiğine sahip oldukları ve Batılı rakiplerine daha fazla acı çektirebilecekleri yönünde olacaktır.

Herhangi bir ekonomik savaşta, saldırgan nihai zaferi garantilemek için ekonomik acıyı kabul etmeye hazır olmalıdır. Kişisel deneyimime dayanarak konuşursam, Avrupalıların Rusya'ya uyguladığı yaptırımların olabilecek kadar sert olmamasının nedenlerinden biri, AB üye devletlerinin daha sert bir yaklaşımın getireceği iç ekonomik acıyı kabul etmek istememeleriydi.

Amerikalılar, savaşın başlamasından bu yana fiyatların yükseldiğini gördü; bir ay içinde benzin fiyatları %30 arttı ve diğer ev ihtiyaçlarının maliyeti de yükseldi. Bazıları, Kasım ayındaki ara seçimlerde İran savaşının Cumhuriyetçiler üzerindeki etkisini sorguluyor. Ne İran ne de Rusya aynı demokratik kriz noktasıyla karşı karşıya.

Dahası, İran, uzun süredir Batı finans sisteminden kopuk olduğu için resmi ulusal dış borcu GSYİH'nin sadece %27'sinde duruyor ve Amerika'nın karşı karşıya olduğu borç servisi baskısıyla karşı karşıya değil. Bunun yerine, savaş zamanında para basmaya, yerli bankalardan borç almaya ve enflasyonun sonuçlarıyla yaşamaya devam edebilir. İran ekonomisi, küresel ekonomiye maruz kalmaktan korunmuştur; bu da, yeni yaptırımların sınırlı bir etkiye sahip olacağı anlamına gelir.

Bunların hiçbiri sihir değildir. Yaptırımlara maruz kalan her ülke, kaçakçılık, aktarma, aracıların kullanımı ve alternatif para birimleri dâhil olmak üzere, bunları aşmak için mümkün olan her yolu arar. İran'da yaptırımlardan kaçınmanın yeni yöntemleri sürekli ortaya çıkmaktadır; en önemlisi de kripto para birimleriyle ödeme alınmasıdır.

Burada, benzerleri karşılaştırmanın tehlikesini görüyoruz. Açıkça görülüyor ki, Amerika nominal olarak dünyanın en büyük ekonomisine sahiptir; Pentagon tek başına her yıl İran’ın toplam yıllık ekonomik üretiminin en az üç katı kadar harcama yapmaktadır. Dolayısıyla, İran’ı ABD füzeleri ve yaptırımlarıyla vurmak, liderlerini suikasttan bahsetmeye bile gerek yok, en azından teoride ülkeyi diz çöktürmeli ve devrimi tetiklemeliydi. Oysa bu hala gerçekleşmedi.

Gerçek savaşta olduğu gibi, ekonomik savaş alanında da, Başkan Donald Trump İran'ı yenmek istiyorsa, yaptığından çok daha sert ve çok daha hızlı hareket etmesi gerekirdi. Bunu yapmamış olması, kumarının çoktan başarısız olduğunu gösteriyor.

 

* Ian Proud, 1999'dan 2023'e kadar Birleşik Krallık Diplomatik Servisi'nde görev yaptı. Temmuz 2014'ten Şubat 2019'a kadar Moskova'daki İngiliz Büyükelçiliği'nde Ekonomi Danışmanı olarak görev yaptı. Yakın zamanda “A Misfit in Moscow: How British diplomacy in Russia failed, 2014-2019” (Moskova'da Bir Uyumsuz: Rusya'da İngiliz diplomasisinin başarısızlığı, 2014-2019) adlı anı kitabını yayınladı ve Quincy Enstitüsü'nde Misafir Araştırmacı olarak görev yapmaktadır.

HABERE YORUM KAT