
Özgür-Der Gençliği ''Suyu Arayan Adam'' kitabını değerlendirdi
"Şevket Süreyya Aydemir'in ulaştığı sonuca bakılırsa onun 'Su' ile sembolize ettiği hakikate tam manasıyla ulaşabildiği, yani 'Suyu bulabildiği' pek söylenemez."
HAKSÖZ-HABER
Bu ay Özgür-Der'de düzenlenen kitap forumunda Şevket Süreyya Aydemir'in 'Suyu Arayan Adam' kitabının kritiği yapıldı. Şevket Süreyya'nın otobiyografi türünde yazdığı ve bireysel kimlik arayışını, farklı ideolojiler arası gelgitlerini ve kendi yolunu bulma sürecini konu alan eser, Rumeysa Çiftci tarafından sunuldu.
Dernek genel merkezinde gerçekleştirilen forumda, yazarın hayatı genel hatlarıyla ele alındı.
Yazarın, Osmanlı döneminden Cumhuriyet'in ilk 25-30 yıllık dönemine kadar olan süreci aktardığını ifade eden Çiftci, Aydemir'in ülkü arayışının beş ana duraktan oluştuğunu kaydetti: İmparatorluk Masalı, Hürriyet Sarhoşluğu, Turan Hayali, Komünist-Sosyalist İdeali ve Kemalizm.
Çiftci, imparatorluk mirasını benimsemiş genç Aydemir'in, imparatorluğun sonuna yaklaştığını fark ettiğini, Yeni Osmanlıcılık akımının etkisiyle yeni ümitlere kapılsa da Trablusgarp ve Balkan Savaşları sonucunda hayal kırıklığı yaşadığını kaydetti.
I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla cepheye alınan ve Sarıkamış'a gönderilen Aydemir'in bu kez Turancılık fikrini benimsediğini söyleyen Çiftci, yazarın, bu esnada ülkenin içinde bulunduğu cehalet ve sefalet gibi acı gerçeklerle yüzleştiğini ifade etti.
Enver Paşa ve icraatlarına yönelik sert eleştirilere sahip olan yazarın Paşa için sarf ettiği "Put yere düştü mü sihir bozulur, büyü bozulur" sözlerini aktaran Çiftci, daha sonrasında yazarın Enver Paşa ile olan anılarına da kitapta sık sık yer verdiğinin de altını çizdi. O sırada Bakü'ye öğretmenlik yapmak için giden Aydemir'in, süreç boyunca Turancılık fikrini genç insanlara yayabilmek amacıyla çeşitli topluluklarda Turan ülküsü hakkında demeçler verdiğini de ekledi.
Yazarın, Azerbaycan'da yaşadığı süre içerisinde Turan'ın kurulmasının ancak bir hayal olduğunu fark ettiğini aktaran Çiftci, bu idealin, Sovyet devriminin de etkisiyle sönerek yerini Sosyalizm'e bıraktığını kaydetti.
Çiftci, Komünist Parti'ye katılmasının ardından eğitimi için Moskova'ya giden Aydemir'in Nazım Hikmet, Va-Nu gibi bilinen sosyalist isimlerle bir eğitim süreci geçirdiğini aktardı. Bu süreçte sosyalist ideolojiyi biraz daha benimseyen yazarın, 1923'te İstanbul'a dönmesiyle ideolojik faaliyetlerini sürdürdüğünün altını çizdi.
Yazarın, ''Aydınlık'', ''Orak ve Çekiç'' gibi yayın organlarının yanı sıra Türkiye Komünist Fırkası organizasyonları vasıtasıyla sosyalist propaganda faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade eden Çiftci, Aydemir'in 1925 tevkifatı sonucu ideolojik hareketler sebebiyle 10 yıl hapis cezasına çarptırıldığını aktardı. Çiftci, yazarın hapiste kaldığı süre boyunca içinde bulunduğu ideolojiyi tekrar sorgulamaya gittiğini, komünist hareketten koparak bu kez Kemalizme yöneldiğini söyledi.
İstiklal Mahkemelerinde yargılanan ve hapisten çıkan yazarın bu kez Kadro Dergisi'nde, üzerine tahsilini yaptığı iktisat konusunda yazılar yazdığını kaydeden Çiftci, Aydemir'in hayatının geri kalanını Kemalizm'e ve onun ilkelerine harcadığını vurguladı. Çiftci, yazarın Cumhuriyet devrimini doktrine etme konusundaki katkı ve çabalarının altını çizerek 1950'lere kadar bu eylemlerin sürdüğünü belirtti. Çiftci, son zamanlarında emekliye ayrılan yazarın kitaba koyduğu ismin anlamına şöyle değindi:
"Şevket Süreyya, hikâyesinin bir yangınla başladığını, sonunda ise serin bir suyun başında olduğunu söylüyor. Ona göre su, kendini veya hakikati temsil ediyor. Geçtiği tüm bu fikirsel sürecin onu 'Su'ya götürdüğünü ve bunun pahasının hayatının tümü olduğunu dile getiriyor. Ancak ulaştığı sonuca bakılırsa onun 'Su' ile sembolize ettiği hakikate tam manasıyla ulaşabildiği, yani 'Suyu bulabildiği' pek söylenemez." dedi.
Program katılımcıların soru-cevap ve katkılarıyla sona erdi.






HABERE YORUM KAT