1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Gazze'ye yönelik abluka karşıtı filolar boşuna mı?
Gazze'ye yönelik abluka karşıtı filolar boşuna mı?

Gazze'ye yönelik abluka karşıtı filolar boşuna mı?

Direniş eylemlerini yalnızca anlık maddi başarı veya başarısızlık üzerinden değerlendirmek, tarafsız bir analitik tutum değildir.

06 Mayıs 2026 Çarşamba 19:27A+A-

Adnan Hmidan’ın Middle East Monitor’de yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Ablukaya karşı çıkmak amacıyla Gazze’ye doğru yola çıkan her yeni gemi konvoyunda aynı soru tekrarlanıyor: Bu gemiler varış noktasına ulaşamadan durduruluyorsa, bunun ne anlamı var?

Tamamen lojistik bir bakış açısıyla bakıldığında, bu süreç öngörülebilir görünüyor. Gemiler durduruluyor. Katılımcılar gözaltına alınıyor. Görev, fiziksel varış noktasına ulaşamıyor. Bu dar bakış açısıyla bakıldığında, bazıları bu çabaların gerçekten de boşuna olduğu sonucuna varıyor.

Ancak konuyu bu şekilde ele almak, karmaşık bir siyasi ve ahlaki eylemi tek bir sonuca indirgemek anlamına gelir: gemilerin varış noktaya ulaşması ve gemideki yardımın teslim edilmesi. Bu yaklaşım, bu girişimlerin hizmet ettiği daha geniş amacı göz ardı eder ve direniş hareketlerinin asimetrik güç koşulları altında nasıl işlediğini yanlış anlar.

Filistinli bir aktivist, İsrail hapishanelerindeki Filistinli rehineler için Kırmızı Kurdele Kampanyası'nın koordinatörü ve birçok uluslararası platformda Filistin dayanışma çalışmalarına katılan biri olarak, bu soruya açık bir çekinceyle yaklaşıyorum. Direniş eylemlerini yalnızca anlık maddi başarı veya başarısızlık üzerinden değerlendirmek, tarafsız bir analitik tutum değildir. Bu, kasıtlı olsun ya da olmasın, ezilenlerin bakış açılarından ziyade iktidar sahiplerinin mantığını yansıtan bir çerçevelemedir.

Bu mantık tarihsel olarak uygulanmış olsaydı, sömürgecilik karşıtı ya da sivil haklar mücadelelerinin çok azı hiç başlamazdı.

Ezici bir güç karşısında, direnişin çoğu biçimi ilk bakışta mantıksız görünebilir. Oysa tarih, siyasi değişimin nadiren tek bir başarılı eylemin sonucu olduğunu göstermektedir. Bu, baskı, görünürlük, kargaşa ve sürekli ahlaki meydan okumanın birikimidir.

Gazze’ye giden filolar da bu şekilde değerlendirilmelidir.

Bu filoların önemi, sadece deniz ablukasını fiziksel olarak kırıp kırmamakla sınırlı değildir. Etkileri, ortaya çıkardıkları ve meydan okudukları şeylerde de yatmaktadır.

İlk olarak, bu filolar normalleşmeyi bozmaktadır. Gazze ablukası, uluslararası söylemde genellikle iki milyondan fazla insanı etkileyen devam eden bir toplu ceza olmaktan ziyade, uzun süredir var olan bir siyasi gerçeklik olarak ele alınmaktadır. Deniz yoluyla gerçekleştirilen sivil girişimler, bu konuyu yeniden gündeme getirerek, uluslararası ilginin arka planında kaybolmasını engellemektedir.

İkincisi, bu filolar İsrail’in uluslararası imajı ile eylemleri arasındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır. On yıllardır İsrail, Batı siyasi söyleminde kendisini hukukun üstünlüğü ilkesine göre işleyen demokratik bir devlet olarak sunmaktadır. İnsani yardım amaçlı ve yük taşıyan silahsız sivil gemilerin askeri güç tarafından durdurulması ve katılımcıların gözaltına alınması ya da saldırıya uğraması, bu anlatıyı doğrudan sorgulanır hale getirmektedir. Şu soru kaçınılmaz hale gelmektedir: Demokratik meşruiyet iddiasında bulunan bir devlet, kuşatma altındaki sivil nüfusa insani yardımın ulaşmasını engellemeyi nasıl haklı gösterebilir?

Bu filolara verilen tepkinin sürekli olarak sert olmasının nedeni de budur. Eğer bunlar gerçekten önemsiz olsaydı, görmezden gelinirdi. Bunun yerine, durdurma, gözetleme, diplomatik baskı ve birçok durumda katılımcıların gözaltına alınmasıyla karşılanıyorlar. Son Sumoud 2 filosunda 175 katılımcı gözaltına alındı ve iki kilit isim, Saif ve Thiago, halen gözaltında tutuluyor. İkisini de şahsen tanıyorum ve onların tutukluluğunun devam etmesi, ilgili makamların bu tür girişimleri ne kadar ciddiye aldığını yansıtıyor.

Üçüncüsü, bu yardım konvoyları daha geniş bir siyasi ve etik çerçeve içinde faaliyet göstermektedir. Önemi sadece maddi yardımla sınırlı değildir. Aynı zamanda Gazze’ye dayatılan tecridin karşısına çıkan uluslararası dayanışma eylemleri olarak da işlev görmektedirler. Kuşatma koşullarında tecrit sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve siyasi bir nitelik de taşır. Bu girişimlerin verdiği mesaj, Gazze’nin unutulmadığı ve ablukanın normal ya da meşru kabul edilmediğidir.

Etik bir bakış açısıyla bu, büyük önem taşımaktadır.

Gemiler durdurulsa bile, Gazze'ye ulaşmaya çalışmak, halkına dayatılan koşulları kabul etmediğini gösterir. Bu, kuşatmanın görünmez, tarafsız ve sorgulanamaz olmadığını ortaya koyar.

Bu da, bu tür girişimlerin tekrar tekrar durdurulmasına rağmen devam edip etmemesi gerektiği konusunda önemli bir soruyu gündeme getirir.

Cevap, alternatifin ne olarak değerlendirildiğine bağlıdır. Bu çabalar tamamen durursa, bu sadece Gazze’ye ulaşmaya yönelik deniz yoluyla girişimlerin sona ermesi anlamına gelmez. Aynı zamanda daha geniş kapsamlı bir gerçeğe işaret eder: Sürekli engelleme ve güç kullanımı, ablukaya karşı sembolik ya da sivil nitelikteki direnişleri bile caydırmayı başarmıştır. Başka bir deyişle, kuşatma sadece fiziksel olarak uygulanmakla kalmamış, psikolojik olarak da normalleştirilmiştir.

Filoların ne olduğu ve ne olmadığı konusunda net olmak da önemlidir. Filolar, ablukaya karşı tek başına bir çözüm değildir. Siyasi eylemlerin, hukuki hesap verebilirliğin, diplomatik baskının veya daha geniş kapsamlı seferberlik biçimlerinin yerini almazlar. Aksine, daha geniş bir direniş ve dayanışma çabaları ekosisteminin bir bileşenini oluştururlar.

Değerleri, birikimlerinde yatmaktadır.

Her girişim kamuoyunun farkındalığını artırır, her durdurma daha fazla incelemeyi beraberinde getirir ve her olay, cezasızlığa meydan okuyan ve ablukanın sürdürülmesinin siyasi maliyetini artıran, giderek büyüyen bir sicile katkıda bulunur.

Bu bakımdan, bu girişimlerin etkinliği yalnızca varış noktasına ulaşıp ulaşmamakla ölçülemez. Aynı zamanda söylem, algı ve uluslararası katılım üzerindeki etkisiyle de değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla asıl zor soru, bu filoların Gazze’ye ulaşıp ulaşmayacağı değildir. Asıl soru, bu tür çabaların tamamen sona ermesinin ne anlama geleceğidir.

Çünkü harekete geçmemek tarafsızlık anlamına gelmez. Bu, kabullenme anlamına gelir.

HABERE YORUM KAT