1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. FİLİSTİN

  4. Gazze’de ezan seslerinin yerini enkaz ve sessizlik aldı
Gazze’de ezan seslerinin yerini enkaz ve sessizlik aldı

Gazze’de ezan seslerinin yerini enkaz ve sessizlik aldı

Gazze Şehri’ndeki çadır camilerinden yükselen dualar, topluluklara güç veriyor.

23 Nisan 2026 Perşembe 12:32A+A-

Mariam Mushtaha’nın We Are Not Numbers’da yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Gazze Şehri’ndeki mahallem Tel El-Hawa, camilerle doluydu: El-Hidaya, Ensar, El-Falah, Musab. Minarelerden tekbir sesleri yükseliyordu. Cami halılarının kokusu, imamların iç açıcı sesleri ve safları dolduran sayısız cemaatin görüntüsü, içeri adım atan herkese huzur ve sükûnet veriyordu. En büyük ve en özenle süslenmiş camilerden biri olan El-Hidaya'da annem, kız kardeşim ve ben düzenli olarak teravih (Ramazan ayında yapılan gece namazları) kılıyorduk.

Benden bir yaş küçük komşum Mariam'dan ilham alarak 10 yaşındayken Kur’an’ı ezberlemeye başlamıştım. İki küçük kız olarak sokakta futbol oynar, sonra El-Ensar Camii'ne gidip namaz kılar, ayetleri okur ve mübarek Kitab’ı ezberlemeye bir adım daha yaklaşırdık. El-Ensar büyük bir cami değildi; sadece bizim sokağımızda yaşayan ibadet edenler için yeterli büyüklükteydi. Yeşillik ve güzellikle çevrili kapısından her içeri girdiğimde, ruhuma derin bir maneviyat duygusu sızardı. Gençtim, ama büyüdüğümde dinine derinden bağlı bir yetişkin olacaktım — ve bunun için Mariam'a teşekkür ediyorum. Onun teşviki olmasaydı, şu anki halime gelemezdim. Beni Kur’an’a doğru bir yolculuğa çıkardı.

Kuran’ı ezberlerken aynı kelimeleri tekrar tekrar söylersiniz ve sonra bunların ne anlama geldiğini merak etmeye başlarsınız. Böylelikle ayetlerin bize vermek istediği değerli dersleri anlamaya başlarsınız.

Ailem bize bazı surelerin (Kur’an’ın bölümlerinin) adlarını verdi: Yusuf, Nur ve Meryem. Bu surelere ve içerdikleri kıssalara ve hikmetlere derin bir bağlılıkla büyüdüm. Örneğin Yusuf Suresi, Hz. Yusuf’un (selam üzerine olsun) hikâyesini anlatır. Kardeşleri, babalarının ona çok fazla ilgi göstermesinden dolayı onu kıskanmışlar ve onu bir kuyuya atmışlardı. Sonunda o, Mısır’ın hükümdarı oldu. Haksız yere suçlanıp hapse atıldı, ancak sonunda ödüllendirildi.

Bu sureyi ezberlemek zor değildi, en azından benim için, çünkü Yusuf’un kıssası tanıdıktı ve ben küçükken onu okurdum. Bu sure, sabır ve kaderi güçlü bir şekilde tasvir ediyor ve hayat size ağır gelse bile Allah’ın sizi bir şekilde ödüllendireceğini anlatıyor.

15 yaşına geldiğimde, annemin izinden giderek El-Falah Camii’ndeki Tecvid (Kur’an okuma) derslerine başladım. Annem de, nitelikli Tecvid öğretmenlerinin bulunduğu ve şiddetle tavsiye ettiği yakındaki camide kendi öğreniminden güzel anılarla doluydu. Manevi yolculuğumda daha ileriye gitmek için merak ve heyecanla, öğretmenler ve öğrencilerle birlikte sabahları yeni bir ayet ezberleme ve akşamları eski dersleri tekrar etme ritüelime katıldım.

Her yıl iki bayramda da ailece Tel El-Hawa'nın dışındaki bir camiye giderdik. El-Hassaina, en büyük ve en görkemli camilerden biriydi. Gazze Şehri'nin limanında, batıda denize bakan bir konumdaydı. İki beyaz ve altın renkli minaresi, üç kubbesi ve yemyeşil çim alanı, bayramlarda sayısı ikiye katlanan yüzlerce Müslüman’ı kendine çekiyordu. Namaz çağrısına kulak veren insanlar, cami kapısından itibaren uzun kuyruklar oluşturuyordu. Bayram namazını kıldıktan sonra, hepimiz kutlama yapmak için meydanına akın ederdik ve biz çocuklar, büyüklerin bize verdiği bayram şekerlerini torbalara doldururduk.

gazze-1.jpg

El-Hussaina Camii (2019). (Fotoğraf: Munjid Khader Muhammad Halas, Creative Commons 4.0)

Hafız Olmak

18 yaşında, Tevcihi (lise bitirme sınavları) öncesinde nihayet Kur’an-ı Kerim'in tamamını ezberlediğimi kutlayabildim. Kur’an’ın her kelimesini kalbimde taşıyarak Hafıza olduğum gün, gurur, mutluluk ve hayret gibi karışık duygular içindeydim. Herkesin başaramadığı bir şeyi başardığım için gurur duyuyordum ve o yorucu yılların nasıl bu kadar hızlı geçtiğini merak ediyordum.

Sertifikamı elimde tutarken, önceki yılların yorgunluğunu, camide her kelimeyi ezberlemek için geçirdiğim saatleri unuttum. Evde, en büyük başarımdan gurur duyarak çerçeveli sertifikamı yatak odamın duvarına asarken, ailem bana gülümseyerek bakıyordu.

Şimdi o sertifika, bir zamanlar evim olan enkaz yığınının altında ezilmiş durumda. Camiler de artık sadece anılarımda yaşıyor.

‘Bir bisküvi’

2025 yılının Mart ayında, ateşkes imzalandıktan sonra Tel El-Hawa’daki evime döndüm. Her sokakta hüküm süren yaygın yıkım beni derinden etkiledi; yeraltına gömülü elektrik kabloları ve su pompaları bile artık yoktu, tıpkı yerle bir olmuş mahallenin geri kalanı gibi. En küçük kardeşim Yusuf ile birlikte, neredeyse dilim tutulmuş halde sokaklarda dolaştım. Şaşkın sessizliğimizi bozan tek şey, bir başka yıkık binanın önünden geçerken “Burada kim yaşıyordu?” diye sormamdı. Unutmuştum. Her şey değişmişti.

Kur’an’ı ezberleme yolculuğuma başladığım El-Ensar Camii, iki katı birbirine yapışmış haldeydi; minaresi yok olmuş, dağınık parçalara ayrılmıştı. Yusuf bunu “bir bisküvi” olarak tanımladı.

El-Hidaya Camii’ne vardığımızda kalbim parçalandı: en sevdiğim cami yerle bir olmuştu. Donakaldım; tekbirlerin (Allah’ın yüceliğini ilan eden sevinç çığlıkları) yankısı artık sadece kafamın içindeydi; halı kokusunun yerini yıkım kokusu almıştı.

Gazze Şehri’ndeki pek çok cami yıkılmıştı. Derin bir inanca ve dine bağlılığı olan vatandaşların yaşadığı bir şehirde, bu kayıp çok acı vericiydi. İsrail, camilerin bizim için ne kadar önemli olduğunu biliyordu ve kasıtlı olarak onları hedef alarak kararlılığımızı kırmaya çalıştı; neredeyse hiçbirini sağlam bırakmadı. Bizi iki Ramazan ve dört bayram boyunca camilerimizdeki değerli ibadetlerden mahrum bıraktılar. Teravih namazı yoktu, bayram namazları yoktu.

Yıkılan camilerimizi yeniden inşa edemeyiz, ama yine de yan yana dua etmenin yollarını bulabiliriz. Gazze halkı, kumaş parçaları ve brandalarla geçici ibadet yerleri oluşturdu. Bunlar, her an çökebilecek kadar dayanıksız yapılar.

gazze-2-001.jpg

El-Falah Camii yakınlarındaki Tel El-Hawa mahallesinde bir çadırın içindeki ibadet yeri. (Fotoğraf: Yusuf Mushtaha)

Camilerimizi özlüyoruz. Onlar dinimizin ve günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçasıydı. Toplumumuz, kurduğumuz bu geçici ibadet yerlerinde gelişebilir, ancak bunlar hiçbir zaman camilerimize duyduğumuz maneviyatı, anıları ve özlemi taşıyamayacaktır.

Duvarlar yıkılabilir ama inanç kalır

Ancak yaşadığımız acı döneme rağmen, hâlâ inancımıza sıkı sıkıya sarılıyoruz — Allah'ın bize nimetlerini yağdıracağına olan inancımıza. O'nun cömert olduğunu biliyoruz. Bu, soykırım sırasında Gazze halkının tepkilerinde de yansımıştı. Ailelerimizi veya evlerimizi kaybettikten sonra kin mi besliyoruz? Seküler mi oluyoruz? Aksine, Elhamdülillah (Allah'a şükürler olsun) diyoruz.

Dünya bizim acılarımıza göz yumarken, biz Müslümanlar olarak çok daha büyük bir müttefikimiz var. Allah bizimle ve biz, sonunda O'nun sabrımızı ödüllendireceğine ve işgal altındaki vatanımızın, siyasi amaçlarına hizmet etmek için dini çarpıtanlardan kurtulacağına inanıyoruz.

 

* Mariam Mushtaha, Gazze İslam Üniversitesi’nde İngilizce çevirmenlik bölümü öğrencisidir. Savaşın getirdiği zorluklara rağmen yazmaya karşı derin bir tutku keşfeden Mariam, yazmayı deneyimlerini ifade etmek, gerçekliği belgelemek ve anlatılmamış hikâyeleri paylaşmak için bir araç olarak kullanmaktadır. Yazıları aracılığıyla çevresindeki insanların dayanıklılığını, acılarını ve umutlarını yansıtmaya çalışmaktadır. Mariam, bu tür denemeler yoluyla yazma becerilerini geliştirmeye kendini adamıştır. Profesyonel bir yazar olmak ve Gazze halkının sesi olm

HABERE YORUM KAT