
Donald Trump'ı yenen Tahranlı yaşlı kadın: “Yumruğumu sıkabiliyorum”
Güç, var olmanın bir koşulu. Ve “savaş alanını boş bırakmayı” reddeden o Tahranlı yaşlı kadın, gücün en gerçekçi yansıması.
Mel Gurtov’un Palestine Chronicle’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
“Burada ne yapıyorsun?” diye sorar Tahran sokaklarında bir yerel gazeteci yaşlı bir kadına.
Cevap – ve ardından gelen diyalog – basit, hatta neredeyse sezgisel görünebilir. Oysa gerçekte bu, iç anlaşmazlıklara, hatta uyumsuzluk anlarına rağmen net ve her şeyin üstünde bir öncelik anlayışı koruyan İran toplumunun neredeyse kusursuz bir yansımasıdır.
“Liderimi savunmaya geldim,” diye yanıtlar kadın.
Burada “lider” kelimesi tek bir kişiyi değil, İran’ın kendisini temsil eden daha geniş, neredeyse medeniyet düzeyinde bir kavramı ifade ediyor.
Söz konusu “lider”in Mahmud Pezeşkiyan mı yoksa yeni göreve başlayan Ayetullah Mücteba Hamaney mi olduğu, nihayetinde önemsizdir.
Her iki adam da kadından önemli ölçüde daha gençtir. Yakın zamana kadar ikisi de kadının siyasi hayal dünyasında yer almıyordu.
Bu tek başına, ABD-İsrail’in “kafa kesme” doktrininin –yani üst düzey siyasi ve askeri liderlerin suikastı– İran’da neden başarısız olduğunu açıklıyor.
Aynı mantık, Filistin ve Lübnan’daki başarısızlığını da açıklamaya yardımcı oluyor. Bu toplumlardaki direniş kültürleri, hiyerarşik ya da katı siyasi sistemlerde olduğu gibi bireyler etrafında şekillenmiyor. Bunlar daha derin, daha kalıcı bir şeye dayanıyor.
Sohbet devam ediyor.
“Nasıl yardım ediyorsunuz?” diye soruyor gazeteci.
“Savaş alanını boş bırakmamak için geldim.”
Cevap, özellikle bastona yaslanmış, çok yaşlı ve gözle görülür derecede zayıf bir kadından geldiği için, açıklığıyla ikonik bir nitelik taşıyor.
Burada sadece yaş değil, cinsiyet de önemlidir. ABD-İsrail propagandası, Batı güçlerinin Afganistan’da yaptığı gibi, İran’daki şiddetini uzun süredir kadınları “kurtarmak” için yapılan bir çaba olarak sunmuştur.
Oysa 28 Şubat’ta başlayan saldırıdan bu yana Tahran ve diğer İran şehirlerinin meydanlarını dolduran milyonlar arasında kadınlar merkezi bir rol oynadı; görünür, mevcut ve öncüydüler.
Ana akım medya ya bunu görmezden geliyor ya da marjinalleştirmeyi tercih ediyor. Ancak bu tür medya anlatıları Tahranlı yaşlı kadın için önemsiz. O farklı bir mantıkla hareket ediyor: vatanını yabancı işgalcilere karşı savunmak zorunda olan gururlu bir İranlı’nın mantığıyla.
“Varlığınız bir etki yaratıyor mu?” diye ısrarla soruyor gazeteci.
Yaşlı kadın tereddüt etmeden cevap veriyor: “Evet.”
“Nasıl?” diye soruyor.
“Düşman bizden korkuyor,” diye yanıtlıyor.
“İran halkından korkuyor.”
Bir kez daha, binlerce yıllık Pers tarihinin birikmiş bilgeliğini yansıtıyor: Medeniyetler bireyler tarafından değil, topluluklar tarafından inşa edilir. Ve nihayetinde, savaşın sonucunu belirleyen ordular, cumhurbaşkanları ya da BM kararları olmayacak.
Bunu belirleyen insanlar olacak.
Bu görüş, tüm dünyada yankı bulmalı, ancak özellikle de birçok kişinin kendini güçsüz hissettiği ve sık sık “Sıradan insanlar ne yapabilir?” diye sorduğu Batı toplumlarında.
Tahran’daki yaşlı kadında böyle bir belirsizlik yok. O tereddüt etmiyor. Harekete geçiyor. Halk direnişinin siperlerinde yerini alıyor.
Gazeteci ısrar ediyor: “Zayıfsınız ve gücünüz yok. Düşman sizden nasıl korkabilir?”
Kadın alınmıyor. Aynı sarsılmaz ahlaki netlikle yanıt veriyor ve bir başka ikonik cümle daha söylüyor:
“Gücüm yok, ama yumruklarımı sıkabilirim.”
“Yumruğunuzla ne yapıyorsunuz?” diye soruyor gazeteci.
“Yumruğumla savaşıyorum,” diye ilan eder kadın, deneyimli bir savaşçı gibi yumruğunu havaya kaldırarak — sanki bu haklı savaşı daha önce birçok kez vermiş gibi.
Bir sonraki sahnede, genç bir adam — muhtemelen gazeteci — onunla konuşurken, gülümserken ve saygıyla hafifçe eğilirken görülür. Genç neslin bir üyesi, toplumunun gücünün onun gibi figürlerden kaynaklandığını fark etmiştir.
İlk bakışta bu video, internette dolaşan pek çok videodan biri gibi görünebilir; İran’da kararlılık, birlik ve azmin bir başka göstergesi, Trump ve müttefikleri gibi isimlerin anlamlı bir şekilde ilgilenmek bir yana, kavrayabileceğinden çok daha derin bir medeniyet.
Ancak bu, bundan çok daha fazlasıdır. Video, gücün özünü — kaynağını, anlamını ve en derin felsefi ifadesini — yakalamaktadır.
Güç, F-35’ler ya da sığınak delici bombalar değildir. Bunlar yıkım araçlarıdır — başka bir şey değil.
Güç, var olmanın bir koşuludur.
Ve “savaş alanını boş bırakmayı” reddeden o Tahranlı yaşlı kadın, gücün en otantik tezahürüdür.
Ona ve adaletsizliği, aşağılanmayı ve kibri reddeden herkese, alçakgönüllülükle saygıyla eğiliyoruz.
* Dr. Ramzy Baroud, gazeteci, yazar ve The Palestine Chronicle’ın editörüdür.




HABERE YORUM KAT