1. YAZARLAR

  2. MUHAMMED OKÇU

  3. Suriye'de hayat hangi normale döndü?
MUHAMMED OKÇU

MUHAMMED OKÇU

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye'de hayat hangi normale döndü?

25 Mayıs 2026 Pazartesi 20:13A+A-

14 yıllık devrim sürecinde Suriye üzerine analizler yapan veya zaman zaman propagandif hezeyanları birbiri ardına sıralayan birçok kişi gördük. Her biri kendi durduğu zemini sağlamlaştırmak adına rakamlara yalan söyletti, zehirli cümlelerle temiz zihinleri iğdiş etti. Gözlerimizin önünde gerçekleşen bu koca katliama sessiz kalmak bir yana dursun, çoğu zaman inkar ve karalama ile hakikatlerin çarpıtıldığına şahitlik ettik. Şehitlerin aziz hatırası üzerinde tepinenler mi, bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen vahşeti inkar edenler mi; ne ararsanız bulacağınız bir süreç yaşadık.

Esasen bazı şeyler o kadar ağır ki duymayı bir kenara bırakın, gözlerinizle müşahede etseniz bile inanmanız çok zordur. Son birkaç gündür Hama, Humus ve Şam'da birçok yeri ziyaret ettik ve yaşanan hadiseleri yerinde müşahede etme gayreti sarf ettik. İtiraf etmek gerekirse gözlerimle görmeme rağmen hâlâ kafamda oturtamadığım ve muhtemelen de oturtamayacağım sahnelere tanıklık ettim. Yıkımın boyutu o kadar büyük ki bunu yapabilecek bir silah olduğuna inanmakta zorluk çekiyorsunuz. Binaların un ufak olduğu, geriye sadece iskeletlerin kaldığı mahalleler... Hâlâ enkazların altında olan on binlerce şehit... Tam burada şunu da eklemek durumundayım; bütün bu vahşet karşısında susmamızı ve unutmamızı bekliyorlar. Bu akan kan babamızın kanı değil ki unutalım; yaşananlar bir silgiyle de silinmiyor. Hatıraları dahi öldüren bir rejimin vahşetini unutmak, ona destek olan katilleri unutmak veya es geçmek tarihe vurulan bir darbedir.

Bütün bu süreçte birçok hikâye dinledik, birçok insanla görüştük ama bazı hikâyeler var ki kelimelere pranga vuruluyor, cümleler boğazınızda düğümleniyor, gözyaşları akmaya hayâ ediyor. Yaşananları büyük bir metanet ve tevekkül ile anlatan o vakur insanları dinlediğinizde ağlamak ızdırap veren bir utanç oluyor. Mazlumların tevekkülü karşısında hayâ ederken şikayet ettiğiniz şeyler gözünüzün önünden geçiyor, hayatınız âdeta şükürsüzlüğün bir fragmanı gibi akıp gidiyor.

Şam'a gittiğimiz ilk gün Kabun'a uğramıştık. Yıkıntılar arasında ilerlerken bize mihmandarlık yapan Yusuf İslam ağabey, "Şurada bir cami var, yıkılmış ama çatısından çevreye bakabiliriz." demişti. Kuş uçmaz kervan geçmez bu yerde yaşam belirtisi beklemezken orada yaşayanlarla karşılaşınca hayretinizi gizleyemiyor ve bazen de bir sorgulama halini alacak merak duygusu ile boğuşuyorsunuz. Caminin önünde araçtan indiğimizde, harabeye dönen camide iki gencin etrafı temizlediğini gördük. Harabeye dönmüş bir bölgede harabe bir camiyi temizleyen 20'li yaşlarda gençlerle karşılaşınca, hele ki biri Türkçe biliyorsa art arda dizilen sorularla dolu bir maceraya atılıyorsunuz âdeta. Anlatılanlara inanmakta zorluk çektiğiniz anda ufak bir rüzgarla gelen bir toz bulutu, hakikatleri gözünüze sokarcasına bir ikna sürecine girişiyor. "Şuraya bomba düştü, şu kadar kişi şehit oldu." dediğinde sadece harabeye dönen şehre bakmanız inanmanız için yetiyor.

Camide karşılaştığımız gençlerden olan Ahmed'le konuşmaya başladık. Kendini ifade edebilse de zaman zaman Türkçe ifade etmekte zorlanıyor, o zaman da bize mihmandarlık eden Yusuf İslam ağabeyden destek alıyorduk.

Ahmed henüz 20'li yaşlarda ancak yaşadıkları bunun çok ötesinde. "Nerede yaşıyorsunuz?" dediğimizde, harabelerin içerisinde, biraz da uzaktaki küçük bir konteyneri işaret etti. "Tamam, burada yaşıyorsunuz ama harabeye dönen bu camiyi neden temizliyorsunuz?" dediğimizde, "Burada yaşayanlar var, belki gelirler." dedi. (Zannımca bayram namazı için hazırlıyordu ama o sırada sormak aklıma gelmedi.)

Savaş sürecinde abisi ve arkadaşları rejime karşı direnirken şehit olmuşlar. Rejim "Bunlar terörist." deyip mahalle mezarlığına gömülmelerine dahi izin vermemiş. Onlar da bizden birkaç yüz metre uzaklıkta olan bir yere toplu bir mezar kazıp şehitlerini defnetmişler. Orada yer kalmayınca bu sefer de hemen ilerisinde elektrik trafosunun yanında bir yer kazıp oraya defnetmişler. Ahmed'in aktardığına göre resmi rakamlar burada 4 bin kişinin katledildiğini söylüyor ama gerçek bunun çok üzerinde. Tamamen harabeye dönmüş bölgede enkaz kaldırıldığında altından çıkacak kemikler, bunun en büyük delili olacaktır.

Tabii Ahmed burada uzun süre kalmamış, bir süre sonra bir imkanını bulup çocuk yaşına rağmen tek başına Türkiye'ye geçmiş. Ailesi ise daha sonra yapılan bir değişim anlaşması ile bölgeden çıkabilmiş. Türkiye'ye geçen aile burada tutunamamış ve Avrupa'ya geçmenin yollarını aramış. En son bir botla Yunanistan'a doğru yola koyulmuşlar. Gelin görün ki hayatın acı yüzü burada da bütün sertliğiyle yüzünüze çarpıyor. Ahmed yolculuk sırasında babasını kaybediyor. Anlattığına göre babası yolculukta bottan düşüyor ve denizde kayboluyor. 4 yıldır haber alamadığı babasının bir gün döneceği umuduyla dolu Ahmed, her cümlesi ile tevekkülün gerçek mahiyetini bizlere öğretti.

Daha sonra Fransa'ya geçen Ahmed, devrimden hemen sonra doğduğu ama büyüyemediği topraklara geri dönmüş ve burada evlenmiş. Şimdi bir çocuk bekliyor. Pek bir geliri yok, zaman zaman tekstilde çalışan arkadaşına yardım ederek geçimini sağlıyor. Şu an bir çocuk bekleyen Ahmed, hayata ve Suriye'ye büyük bir umutla bakıyor.

Umutların tükendiği her yanı bir toz bulutunu kapladığı anlarda yıkıntılar arasında bir çiçek gördüğünüzde içinizi yeniden bir umut kaplıyor. Şam'ın dışında harabeye dönmüş bir mahallede Fransa'da birkaç bin Euroluk maaşı geride bırakıp ülkesi ve halkı için mücadele etmeye dönmüş bir genç gördüğünüzde Suriye için umutlarınız yeniden yeşeriyor.

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum