
İsrail'in, Güney Lübnan'ı işgal süreci çoktan başlamıştır
İsrailli bakanlar açıkça ilhak çağrısında bulunurken yerleşimciler Lübnan köylerine giriyor; buna rağmen bazı Lübnanlı siyasetçiler ve medya kuruluşları bu tehdidi inkâr etmeye devam ediyor.
Paul Khalifeh’in Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
İsrail’in resmi yalanlamalarına ve bazı Lübnanlıların bu gerçeği kabul etmemesine rağmen, Güney Lübnan’ın kolonileştirilmesi ne bir efsane ne de bir hayal. Bu, somut ve sistemli bir projedir.
14 Mayıs'ta İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, İsrail'in “Lübnan için bir yerleşim planı” olduğunu açıkladı. Aşırı sağcı bakan, bu açıklamayı tam da Lübnan ve İsrail'in, ilişkilerin normalleşmesi ve kapsamlı bir anlaşmaya varılması amacıyla ABD'nin himayesinde Washington'da doğrudan müzakerelere yeniden başlaması planlanan gün yaptı.
Birkaç hafta önce, 26 Mart'ta, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “Litani Nehri, tıpkı Gazze'deki ‘Sarı Hat’ ve Suriye'deki tampon bölge ve Hermon Dağı'nın zirvesi gibi, Lübnan devletiyle olan yeni sınırımız olmalı” dedi.
Bu açıklamalar sadece retorik provokasyonlar değildir. Bunlar, Lübnan topraklarında İsrailli siviller tarafından hâlihazırda yürütülen eylemleri eşlik etmekte ve desteklemektedir.
Son savaşın patlak vermesinden haftalar önce, 12 Şubat'ta, kadınlar ve çocuklar da dâhil olmak üzere düzinelerce yerleşimci, İsrail'in yerleşim genişlemesini destekleyen sahnelenmiş bir gösteri gibi görünen bir eylemde Lübnan topraklarında ağaç dikmeye çalıştı. Katılımcılar, Lübnan'daki yerleşim faaliyetlerinin sözde “yeniden başlatılmasını” talep ederek bunu “tarihsel bir düzeltme” olarak sundular.
Yerleşimciler, olayı “ciddi” ve hem sivilleri hem de askerleri tehlikeye atan bir suç teşkil eden ihlal olarak nitelendiren İsrail ordusu tarafından nihayet tahliye edildi.
Olay, Güney Lübnan'ın orta kesimindeki sınır köyü Yaroun yakınlarında meydana geldi. İsrail ordusu, daha sonra İsrail yerleşimcilerinin gözünü diktiği bu köyde, Kutsal Kurtarıcı Rahibeleri tarafından işletilen bir manastırı ve bir okulu yıktı.
Birkaç gün sonra işgal güçleri, Şii Müslümanların dini toplantılar, yas törenleri ve toplumsal etkinlikler için kullandıkları bir cemaat salonu olan Hüseyniye'yi ve bir camiyi de yıktı.
Münferit bir olay değil
İsrail makamlarının bunu münferit bir olay olarak göstermeye çalışmasına rağmen, Yaroun olayı münferit bir vaka değildir. Bu olay, bazı aşırılık yanlıları tarafından “Büyük İsrail”in ayrılmaz bir parçası olarak görülen Güney Lübnan'ı kolonileştirme fikrine İsrail kamuoyunu alıştırmak amacıyla tasarlanmış, daha geniş kapsamlı ve özenle planlanmış bir kampanyanın parçasıdır.
“66 Gün Savaşı”nın sona ermesinden sadece birkaç gün sonra, 5 Aralık 2024'te, bir grup İsrailli, sınır köyü Maroun el-Ras'a girerek çadırlar kurdu, ancak daha sonra askerler tarafından tahliye edildi.
Çatışmaların doruk noktasında, 20 Kasım'da meydana gelen bir başka önemli olay, İsrail'in emellerini daha net bir şekilde ortaya koydu.
Tartışmalı İsrailli arkeolog Zeev Erlich (71), sınırdan 25 km uzaklıktaki Chamaa köyünde İsrail ordusu ile Hizbullah savaşçıları arasında çıkan çatışmalar sırasında hayatını kaybetti.
İşgal altındaki Batı Şeria'daki Ofra yerleşiminden gelen ve bu yerleşimin kurucularından biri olan Erlich, öldüğünde askeri üniforma giymiş ve silah taşıyordu. Erlich, İsrail ve daha geniş bölgedeki Yahudi tarihi üzerine birçok kitap yazmıştı.
İsrail ordusu, Erlich'in gözetleme kulesi haline getirilmesi planlanan bir “kaleyi değerlendirmek” üzere davet edildiğini açıkladı.
Lübnanlı kaynaklar Middle East Eye'a, arkeoloğun asıl görevinin, hem Şii Müslümanlar hem de Hıristiyanlar tarafından saygı duyulan nadir bir hac yeri olan Chamaa'daki Aziz Petrus Tapınağı'nı (Maqam Chamoun as-Safa olarak da bilinir) incelemek olduğunu söyledi.
Bu dini mekân, kaleyle birlikte, daha sonra İsrail'in hava saldırılarında büyük ölçüde tahrip oldu.
Siyonist kökler
Güney Lübnan’ın kolonileştirilmesi, uydurma bir hikâye ya da paranoyak bir hayal değildir. Bu, Siyonist ideolojinin tarihine derinlemesine kök salmış somut bir projedir.
Babası Emile Edde’nin Büyük Lübnan’ın kurucularından biri olan Lübnanlı devlet adamı Raymond Edde (1913-2000), siyasi kariyerinin büyük bir bölümünü Lübnan’daki İsrail’in toprak hırslarına karşı uyarıda bulunarak geçirdi.
22 Nisan 1998'de yayınlanan bir açıklamada Raymond Edde, babasının kendisine aktardığı tarihi olayları hatırlattı:
“Theodor Herzl'in, Siyonizmin elde etmek istediği toprakları, “Mısır Deresi'nden Fırat Nehri'ne” kadar uzanan bir alan olarak tanımladığını hatırlamak gerekir. Bu topraklar Lübnan'ı da içerecekti. Temmuz 1947'de, BM Özel Soruşturma Komitesi'nde verdiği ifadede, Yahudi Ajansı'nın resmi temsilcisi Haham Fischman, Herzl'in sözlerini yineleyerek şöyle demiştir: ‘Vaat Edilen Topraklar, Mısır Nehri'nden Fırat Nehri'ne kadar uzanır. Bu topraklar, Suriye ve Lübnan'ın bir kısmını da içerecektir.’ 14 Mayıs 1948'de İsrail Devleti kuruldu. Ben-Gurion, Yüksek Komutanlığa bir askeri rapor sundu: “Saldırıya geçmek için hazırlık yapmalıyız. Hedefimiz Lübnan'ı ezip geçmektir. Orada bir Hıristiyan devleti kuracağız.” Mayıs 1954'te Ben-Gurion ve Dayan, Lübnan'ı ilhak etmek için bir askeri plan hazırladılar. Dayan'a göre, anahtar nokta bir Lübnanlı subay, hatta sadece bir binbaşı bile olsa, bulmaktı. Onu, Maronit halkının kurtarıcısı olduğunu ilan etmeyi kabul etmesi için satın almalıyız. Böylece İsrail ordusu Lübnan’a girecek, gerekli bölgeleri işgal edecek ve İsrail’le müttefik bir Hıristiyan rejim kuracaktır. Litani Nehri’nin güneyindeki bölge tamamen İsrail’e ilhak edilecektir.”
Bugün, Güney Lübnan'ı kolonileştirme projesi, İsrail'de öncelikle Uri Tzafon adlı bir örgüt tarafından savunuluyor. Bu örgütün adı, kelime anlamı “Uyan, ey Kuzey” olan bir İncil ayetinden geliyor.
Hareket, Güney Lübnan’ın yeniden işgalini ve bölgede İsrail sivil yerleşimlerinin kurulmasını savunmak amacıyla 2024 yılının Mart ayı sonlarında kuruldu.
Binlerce destekçiyi bir araya getiren örgüt, Lübnan’ın yerleşime açılmasının hem Kuzey İsrail için bir güvenlik gerekliliği hem de İncil’deki İsrail Toprakları’na ait olduğuna inanılan bölgeleri “geri almak” için meşru bir mesihçi misyonun parçası olduğunu savunuyor.
Artan ivme
Uri Tzafon, Ocak 2024'te Gazze'de öldürülen 24 yaşındaki İsrailli asker Yisrael Socol'un anısına kuruldu. Ailesine göre Socol, sadece Gazze'de İsrail yerleşim yerleri kurulmasını değil, kendisinin de Lübnan'a yerleşmeyi hayal ediyordu.
Maya Razan, 19 Ağustos 2024'te “Uri Tzafon, dijital bir topluluk oluşturmanın yanı sıra, sahadaki varlığını artırmaya yönelik eylemler de düzenledi” diye yazdı. “İsrail'in kuzeyindeki kasabalarda afiş kampanyaları düzenledi; oyun parkları ve sığınaklar dâhil olmak üzere kamusal alanlar artık Lübnan'ın yerleşim altına alınmasını talep eden afişlerle süslenmiş durumda.”
2024 yılının Aralık ayında Maroun el-Ras'ta ve 2026 yılının Şubat ayında Yaroun'da gerçekleştirilen operasyonların Uri Tzafon üyeleri tarafından organize edildiği bildirildi.
Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar'ın 25 Nisan'da yinelediği gibi, İsrailli resmi liderlerin Lübnan'daki toprak hırslarını neden inkâr etmeye devam ettikleri anlaşılabilir. İsrail, uluslararası kamuoyundan gelen artan eleştirilerle karşı karşıya kalırken, Lübnan ile doğrudan müzakerelere devam ediyor.
Anlaşılması daha zor olan ise, bazı Lübnanlıların İsrail’in ülkelerine yönelik niyetlerini neden hâlâ inkâr etmeye devam ettikleridir.
Birçoğu, Lübnan Dışişleri Bakanı Joe Rajji’nin Ocak ayında yaptığı tartışmalı açıklamaları hâlâ hatırlıyor. Rajji, “Hizbullah silahlı olduğu sürece İsrail saldırı düzenleme hakkını elinde tutar” diyerek, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını fiilen meşrulaştırmıştı.
İsrail’in yayılmacılığının normalleştirilmesi, siyasetin ötesine geçerek entelektüel çevreler ve medya çevrelerine de sıçramıştır.
31 Mart'ta Fransızca günlük gazete L'Orient-Le Jour'da yayınlanan uzun bir makale, tarihe oldukça özel bir yorum getiriyordu. İsrail, komşularının kurbanı olarak tasvir edilirken, İsrail ile Lübnan arasında yapısal ve mutlak bir düşmanlık olduğu fikri “efsane” olarak reddediliyordu.
Makalede, “Bu bölge (Güney Lübnan) Güney Lübnan Ordusu'nun (SLA, İsrail devletiyle ittifak halindeki bir milis gücü) kontrolü altında olduğu 22 yıl boyunca hiçbir İsrailli oraya çadır kurmaya gelmedi” deniyordu.
Yazar, 1985'ten beri bir çocuk yurdu işleten William Robinson'ın durumunu gözden kaçırmış görünüyor. Yedi yıl boyunca Lübnan'da yaşayan bu fundamentalist Hıristiyan, 1990'da suikasta kurban gitti ve cinayeti Lübnan Ulusal Direniş Cephesi üstlendi.
Bölgedeki köy sakinleri, Robinson'ın güney Lübnan'da bir Yahudi yerleşim yeri kurmak amacıyla geniş araziler satın almaya çalıştığından şüpheleniyordu.
*Paul Khalifeh, Lübnanlı bir gazeteci, yabancı basın muhabiri ve Beyrut'taki üniversitelerde öğretim görevlisidir.


HABERE YORUM KAT