
Trumpizm protesto siyasetini nasıl yeniden şekillendirdi
Trumpizm sadece kendi destekçilerini harekete geçirmekle kalmadı. Tüm siyasi haritayı keskin, basit bir ikiliye dönüştürdü: gerçek Amerikalılar ile elitler, içeridekiler ile dışarıdakiler, sadıklar ile düşmanlar.
Timothy Hopper’ın Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.
Uzun bir süre boyunca, toplumsal hareketler üzerine çalışan akademisyenler, farklı grupların çıkarlarının örtüştüğünü fark ettiklerinde siyasi koalisyonların oluştuğunu varsaymışlardı. Ancak Amerikan tarihinde bu tür ittifaklar genellikle kısa ömürlü olmuş ve en iyi ihtimalle de istikrarsız kalmıştır. Sendikalar, sivil haklar grupları, göçmen hakları savunucuları ve çevreciler her biri kendi mantığını izlemiş, nadiren kalıcı bir şekilde bir araya gelmiştir. Ancak son yıllarda, daha şaşırtıcı bir şey olmaya başladı — “May Day Strong” gibi hareketlerde görülebilen yeni bir tür yakınlaşma.
Bunun nedenini anlamak için, Trump dönemindeki siyasetin daha derin yapısına bakmamız gerekiyor.
Trumpizm sadece kendi destekçilerini harekete geçirmekle kalmadı. Tüm siyasi haritayı keskin, basit bir ikiliye dönüştürdü: gerçek Amerikalılar ile elitler, içeridekiler ile dışarıdakiler, sadıklar ile düşmanlar.
Bu ikilem aynı anda iki şey yaptı. Trump’ın tabanında daha güçlü bir birliktelik yarattı. Ancak diğer yandan, daha önce pek ortak noktası olmayan çok çeşitli gruplar arasında istemeden ortak bir tehdit algısı yarattı. Birdenbire, iş güvencesizliği ile karşı karşıya kalan işçiler, baskı altındaki göçmenler, ırk adaleti aktivistleri ve iklim örgütçüleri, kendilerini ekonomik eşitsizlik, azalan korumalar ve giderek aleyhlerine işleyen bir sistem gibi kesişen zorluklarla karşı karşıya buldular.
Uzun bir süre boyunca, toplumsal hareketler üzerine çalışan akademisyenler, farklı grupların çıkarlarının örtüştüğünü fark ettiklerinde siyasi koalisyonların oluştuğunu varsaymışlardı. Ancak Amerikan tarihinde bu tür ittifaklar genellikle kısa ömürlü olmuş ve en iyi ihtimalle de istikrarsız kalmıştır. Sendikalar, sivil haklar grupları, göçmen hakları savunucuları ve çevreciler her biri kendi mantığını izlemiş, nadiren kalıcı bir şekilde bir araya gelmiştir. Ancak son yıllarda, daha şaşırtıcı bir şey olmaya başladı — “May Day Strong” gibi hareketlerde görülebilen yeni bir tür yakınlaşma.
Bunun nedenini anlamak için, Trump dönemindeki siyasetin daha derin yapısına bakmamız gerekiyor.
Trumpizm sadece kendi destekçilerini harekete geçirmekle kalmadı. Tüm siyasi haritayı keskin, basit bir ikiliye dönüştürdü: gerçek Amerikalılar ile elitler, içeridekiler ile dışarıdakiler, sadıklar ile düşmanlar.
Bu ikilem aynı anda iki şey yaptı. Trump’ın tabanında daha güçlü bir birliktelik yarattı. Ancak diğer yandan, daha önce pek ortak noktası olmayan çok çeşitli gruplar arasında istemeden ortak bir tehdit algısı yarattı. Birdenbire, iş güvencesizliği ile karşı karşıya kalan işçiler, baskı altındaki göçmenler, ırk adaleti aktivistleri ve iklim örgütçüleri, kendilerini ekonomik eşitsizlik, azalan korumalar ve giderek aleyhlerine işleyen bir sistem gibi kesişen zorluklarla karşı karşıya buldular.
Bununla birlikte, bu yeni koalisyonlar doğası gereği istikrarsızdır. Derin ve ortak bir kimlikten ziyade, birbiriyle örtüşen sorunlar üzerine kurulmuşlardır. Bu nedenle, iç gerilimler neredeyse kaçınılmazdır. Sendika örgütleyicileri için acil olan bir konu, iklim aktivistleri veya göç savunucuları için ikincil öneme sahip olabilir. Bu farklı öncelikleri dengelemek, karşılaştıkları en büyük zorluklardan biridir.
Yine de bu çeşitlilik bir güce de dönüşebilir. Bu gruplar sorunlarını birbirine bağlamayı başardıklarında, daha büyük ve daha güçlü bir hikâye yaratırlar. “İşçiler milyarderlere karşı” veya “herkes için ekonomik adalet” gibi ifadeler sadece akılda kalıcı sloganlar değildir; çok farklı deneyimleri tek bir büyük eşitsizlik anlatısına dönüştürmeye yardımcı olurlar.
Bunların hiçbiri boşlukta gerçekleşmiyor. Gerçek maddi koşullar bunu mümkün kıldı: genişleyen ekonomik uçurumlar, istikrarsız işler, esnek ekonominin yükselişi ve işçi haklarının sürekli aşınması, farklı grupların kendi yaşamlarında tanıyabilecekleri ortak bir gerçeklik yarattı.
Sonuçta, Trumpizm bu koşulları yaratmadı, ancak hızlandırdı. Kutuplaşmayı şiddetlendirip kurumlara duyulan güveni zayıflatarak, birçok grubu mücadelelerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu görmeye itti.
Şimdi asıl soru, bu koalisyonların sürdürülebilir olup olmadığıdır. Geçici birlik anlarını daha kalıcı bir şeye, yani gerçek örgütlere ve yapılara dönüştürebilecekler mi? Eğer sadece protesto hareketleri olarak kalırlarsa, muhtemelen zamanla yok olacaklardır. Ancak gerçek bir kalıcılık kazanırlarsa, Amerikan siyasetinde önemli bir yeni güç haline gelebilirler.
Şu anda tanık olduğumuz şey, Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyal hareketlerin işleyişinin yeniden şekillenmesidir. Kutuplaşma sadece bölünme yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda beklenmedik yakınlaşma biçimleri de üretiyor. Her ne kadar kırılgan olsa da, bu yakınlaşma siyasi manzarayı yeniden şekillendirmek için gerçek bir potansiyel taşıyor.
Temelde, “May Day Strong” sadece başka bir protesto değildir. Daha derin bir değişimi yansıtmaktadır: katı bir şekilde kimlik temelli siyasetten, daha koalisyon odaklı ve kesişimsel bir şeye doğru bir kayma.
Ve işte en büyük ironi: bu yeni birliğin büyük bir kısmı, dolaylı olarak, ülkeyi bölmeye çalışan siyasi güç tarafından beslenmiştir.
* Timothy Hopper, Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Yazıları dış politika üzerine odaklanmaktadır.




HABERE YORUM KAT