
Özgür-Der Gençliği “Ne Mutlu Türküm Diyebilene” kitabını değerlendirdi
Özgür-Der Üniversite Gençliği hanımları aylık kitap forumları kapsamında Beyza Arancı ve Esmanur Erken eşliğinde siyasetçi-yazar Ahmet Yıldız’ın “Ne Mutlu Türküm Diyebilene” isimli kitabını değerlendirdi.
Özgür-Der Üniversite Gençliği hanımları aylık kitap forumları kapsamında Beyza Arancı ve Esmanur Erken eşliğinde siyasetçi-yazar Ahmet Yıldız’ın “Ne Mutlu Türküm Diyebilene: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938)” isimli kitabını değerlendirdi.
İlk olarak sözü alan Erken, yazarın Türk ulusal kimliğinin inşa sürecini 3 döneme ayırdığını ifade etti. Erken 1. Dönem olan Milli Mücadele dönemde Türk ulusal kimliğinin baskın bir karaktere sahip olduğunu ve milliyetin Müslümanlıkla tanımlandığını, 2. Dönem olan 1924-1929 döneminde etnik çoğulcu söylemin radikal bir kopuşla terk edildiğini ve Türk ulusal kimliğinin Cumhuriyetçi karakteri temel tanımlayıcı olduğunu, 3. Dönem olan 1929-1938 döneminde ise Ulusal topluluğun etniklik ekseninde tanımlandığını ve ortak köken duygusunu temel alan ırkî soya dayalı motiflerin Cumhuriyetçi tanıma eklemlendiğini ifade etti.
Daha sonra “Ulus, Ulusculuk ve Etniklik” gibi kavramların kökenini ve anlamlarını açıklayan Erken, Osmanlı Devletinde ulusçuluğun nasıl gözlemlendiğine, “Osmanlıcılık” düşüncesinin gelişim sürecine ve İttihadı İslam düşüncesine değindi. Türkçülük politikasının doğuşunu ve üç tarzı siyaset düşüncesini açıklayan Erken daha sonra Osmanlıcılık düşüncesinin işlevini yitirdiğini ve terk edildiğini, yerini İslamın sınırlı ve dolayısıyla faydacı kullanımını benimseyen Türk ulusçuluğuna bıraktığını açıkladı.
Kitabın son 3 bölümünü değerlendirmek üzere söze devam eden Beyza Arancı; sözlerine yazarın “Tarihsel gelişim anlardan değil süreçlerden oluşur” cümlesine vurgu yaparak başladı. Daha sonra medenileşmenin ferdi, sosyal ve siyasi alanlarda dindarlıkla eşlemesinin karakterize ettiği Cumhuriyetçi Türk tanımının oluşumunu, Türk ulusal kimliğinin insandaki temel algılarını nasıl oluşturduğuna değindi. Arancı Kemalizm’in “Türkleştirme yoluyla Batılılaştırma” tekniğiyle oluşturdukları yeni Türk toplumu hedefine değinirken, batıdan alınan pozitivist aydınlanma geleneğinin seküler kültüre bağımlılığının Kemalist modernleşmenin ana çerçevesini teşkil ettiğini ifade etti.
Kemalizm’in toplumdan ortak kültürün bir kaynağı olarak İslam’ı çıkardığını yerine İslam dışı geçmişi ilave ettiğini açıklayan Arancı, milletin güç alması için oluşturulan “Türk” tasvirinin detaylarını ve bu süreçlerin şekillenmesi için nasıl yöntemler izlendiğini anlattı. Arancı Kemalist laikliğin dini “kalplere ve mabetlere” hapsetmeye çalıştığını ve Türk ulusunun kurucu unsurlarından biri olarak görmediğini ifade etti.
Arancı dönemin “seçkin” yöneticileri tarafından ırkın putlaştırılıp, “Türk olmak kadar din mi var?” gibi sözlerle Türklüğün adeta dinleştirildiğine değindi ve Kemalist ideolojinin Batıyı örnek aldığını hatta “Biz de sizdeniz” gibi ifadelerle aşağılık komplekslerini bastırmaya çalıştığını ifade etti.
Kemalistlerin her türlü farklılığa tahammülsüzlüğüne ve çatışma kaynağı olarak gördüklerine işaret eden Arancı tüm ulusa tek bir Türklük üniformasının biçildiğini söyledi. Milli mücadele sonrasında kurulan yeni Cumhuriyetin bir diğer sorunu bünyesinde barındığı “yabancı lehçeli Türkler” idi. Arancı bu grupların anadillerini Türkçe yapmak ve “Türk camiasına kazandırmak” için yapılan çalışmaları açıklayarak sözlerini noktaladı.
Program katılımcıların soru ve görüşleriyle sonlandırıldı.








HABERE YORUM KAT