
Muktada el-Sadr neden kendisine inanmamızı bekliyor?
Sadr’ın İran ile ilişkisi bir direniş ilişkisi değil, bir müzakere ilişkisidir. Tahran’ı düşmanlaştırmayı göze alamaz ve Tahran da onu kaybetmeyi göze alamaz.
Karam Nama’nın Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Muktada el-Sadr’ın milis gücü Saraya el-Salam’ın Irak güvenlik güçlerine “entegre edileceği” yönündeki son açıklaması, Irak’ta hem şüphe hem de bir tür “déjà vu” hissi uyandırdı. Birçok Iraklı için bu, reformist bir jest değil, güç dengelerinin değiştiği bir dönemde kendini yeniden keşfetmeye çalışan bir siyasi din adamının bir başka girişimidir. Akla gelen soru basit: Sadr, Iraklıların veya uluslararası toplumun neden şimdi ona inanmasını bekliyor?
Cevap, onun liderlik ettiği hareketin doğasından başlıyor. Sadrist akımın çelişkilerini, yıllar önce kaçıp İngiltere’ye sığınan eski Mehdi Ordusu komutanlarından birinin izlediği yoldan daha net gösteren çok az örnek vardır. Bir zamanlar “camileri korumak” bahanesiyle mezhep çatışmalarına yol açan türbanlı bir infazcı olan bu kişi, o günden bu yana İsrail’i öven ve Gazze’nin yıkılmasını “insani bir eylem” olarak meşrulaştıran bir siyasi palyaçoya dönüştü. Eskiden Sadr’ın milisleri için kiralık bir silahşör olan bu kişi, şimdi kendini Körfez devletlerinin paralı sözcüsü olarak pazarlıyor. Londra’dan eski liderine her gün saldırıyor, işlediği suçlar için en ufak bir pişmanlık belirtisi göstermiyor—bu suçlar, onun din adamı kıyafetiyle çekilmiş fotoğraflarıyla birlikte The New York Times tarafından belgelenmiştir.
Bu örnek bir anekdot değildir. Kendi şiddet dolu mirasıyla hiçbir zaman yüzleşmeden kendini defalarca yeniden şekillendiren bir hareketin belirtisidir. Ve tam da bu miras, Sadr’ın Saraya al-Salam’ı feshettiği – ya da “entegre ettiği” – yönündeki son iddiasının üzerine uzun bir gölge düşürmektedir.
Saraya al-Salam yeni bir oluşum değildir. Bu, Sadr’ın yıllar önce teatral bir şekilde “dağıttığı”, ancak silahlarını, komutanlarını ve eğitim kamplarını sessizce muhafaza ettiği Mehdi Ordusu’nun doğrudan devamıdır.
Uygulamada Saraya al-Salam, özellikle de türbeleri koruma bahanesiyle fiilen ele geçirdiği Samarra şehrinde, paralel bir otorite olarak faaliyet göstermiştir. Milisler o kadar katı bir mezhepçi kontrol sistemi dayattı ki, Samarra’nın yerli sakinleri bile şehirde akrabaları olduğunu kanıtlayamadıkları sürece kendi şehirlerine girmelerine izin verilmedi. Bu, devlete inanan bir gücün davranışı değil; devletin yerini alan bir gücün davranışıdır.
Bu bağlamda, Sadr’ın yeni “entegrasyon” açıklaması, silahsızlanmaya doğru atılmış bir adımdan çok stratejik bir yeniden konumlanma gibi görünüyor. Sadr, bir reformcu, devletin koruyucusu ve İran destekli milislerin karşı ağırlığı olarak siyasi arenaya yeniden girmeye çalışıyor. Ancak Iraklılar bu oyunu daha önce de izlemişlerdi.
Sadrist bloğun 2021 parlamento seçimlerinde zafer ilan etmesinden iki gün önce, aktivist Haider al-Zamili’nin cesedi, kaçırılmasından bir gün sonra Diwaniyah sularında yüzerken bulundu. Onun tek “suçu”, Sadr’ı alay eden bir karikatür paylaşmaktı. Bunun ardından ciddi bir soruşturma yapılmadı. Nedeni herkes anladı: Cinayetin her yerinde Mehdi Ordusu’nun izleri vardı. Bu, Sadr’ın inşa ettiği siyasi kültürdür ve şu anda reform yapmak istediğini iddia ettiği kültür de budur.
Sadr’ın söylemleri —sivil devlet, egemenlik, yolsuzlukla mücadele, yabancı müdahalenin sona erdirilmesi— kendi sicilinin ağırlığı altında çöküyor. Reuters’ın analizine göre, Sadr’ın hareketi Irak’ın 2021 bütçesinin üçte biri ile yarısı arasında bir paya sahip bakanlıkları kontrol etmiştir. Bu bakanlıklar kayırmacılık, yolsuzluk ve siyasi şantajın merkezleri haline gelmiştir. Sadrist akım hiçbir zaman profesyonel bir şekilde yönetmemiştir; sindirme, popülizm ve sokak mantığıyla yönetmiştir.
Yine de İran’ın etkisinden endişe duyan Batılı politika yapıcılar, Sadr’ın “faydalı bir denge unsuru” olabileceği düşüncesiyle zaman zaman flört etmişlerdir. Financial Times ve Washington Post’ta yer alan haberler, onu öngörülemez olsa da Tahran’ın en sadık milis gruplarına tercih edilebilir bir potansiyel ortak olarak betimlemiştir. Eski ABD Büyükelçisi Douglas Silliman, 2018 seçimlerinden sonra Sadr’ı “İran’ın yayılmasının önündeki başlıca engellerden biri” olarak tanımladı.
Ancak bu çerçeveleme temel bir gerçeği göz ardı ediyor:
Sadr, İran’ın şekillendirmesine katkıda bulunduğu sistemin dışında değil. O, bu sistemin bir ürünü. Dini otoritesi, Kum’daki Ayetullah Kazem el-Haeri ile bağlantılı. Siyasi hayatta kalması her zaman Tahran ile doğrudan bir çatışmadan kaçınmasına bağlı olmuştur. Siyasetten zaman zaman “çekilmesi”, ilkesel bir davranış değil, taktiksel bir geri çekilmedir.
Sadr’ın İran ile ilişkisi bir direniş ilişkisi değil, bir müzakere ilişkisidir. Tahran’ı düşmanlaştırmayı göze alamaz ve Tahran da onu kaybetmeyi göze alamaz. Aralarındaki anlaşmazlıklar ideoloji değil, nüfuzla ilgilidir.
İşte bu yüzden Iraklılar ona güvenmiyor. Sadr yanlısı yönetimin sonuçlarını bizzat yaşadılar: çökmekte olan sağlık hizmetleri, yozlaşmış bakanlıklar ve yetkinlikten çok sadakati ödüllendiren bir siyasi kültür. Saraya al-Salam’ı devletin bünyesine katmanın milis gücünü zayıflatmayacağını, aksine onu devletin içine daha da derinlemesine yerleştireceğini biliyorlar. Bu, Sadr’a daha fazla etki gücü kazandıracak, azaltmayacak. Yolsuzlukla mücadeleyi daha güvenli değil, daha tehlikeli hale getirecek.
Sadr bir devlet adamı değil. O, bozuk bir sistemde doğaçlama sanatını ustalaştırmış bir siyasi din adamı. Son açıklaması, reform yolunda atılmış bir adım değil, uzun soluklu bir hayatta kalma mücadelesinde yapılan bir başka manevra.
Irak'ın başka bir gösteriye ihtiyacı yok. Irak'ın bir devlete ihtiyacı var. Ve Muktada el-Sadr, yirmi yıldır bir devlet kuramayacağını kanıtlıyor.
*Karam Nama, İngiliz-Iraklı bir yazardır. “An Unlicensed Weapon: Donald Trump, a Media Power Without Responsibility” (Ruhsatsız Silah: Donald Trump, Sorumluluktan Yoksun Bir Medya Gücü) ve “Sick Market: Journalism in the Digital Age” (Hasta Piyasa: Dijital Çağda Gazetecilik) gibi birçok kitap yayınlamıştır.


HABERE YORUM KAT