1. YAZARLAR

  2. Cahit Karaalp

  3. “Tefsir” Adı Altında Yapılan “Tahrif” ve Kur’an Tefsirinde Bir Sapma Örneği

“Tefsir” Adı Altında Yapılan “Tahrif” ve Kur’an Tefsirinde Bir Sapma Örneği

Mayıs 2022A+A-

Bu yazıda tefsir adı altında yapılmış bir tahriften bahsedeceğiz. Söz konusu tefsirdeki aşırılıkları okuduğunuzda, “Bu kadar da olmaz!” diyeceksiniz, tepki göstereceksiniz ama yazarına yanlışını asla kabul ettiremeyeceksiniz.

İhsan Eliaçık’ı bilmeyenimiz yoktur. Nasıl bilmeyelim ki? Gezi Parkı eylemlerinin “baş imamı” olmuştu değil mi? Hatta müezzinliğini de kendini mehdi ilan eden bir sahtekâr yapmıştı.

İhsan Eliaçık, zamanın Yaşar Nuri Öztürk’ü, Zekeriya Beyaz’ı konumundadır. Hak ve hukuktan dem vurup hak dinin temel ilkelerini hiçbir delile dayanmadan yok sayan medyatik hoca, artık sol kesimin ilgi odağıdır. Âdeta “Kur’an bize uymaz, bize Kur’an’ı uydur!” diyen müşriklerin yolundan yürüyen Eliaçık, yazı, söylem ve eylemleri ile Kur’an’ı yeni yol arkadaşlarına uydurma sevdasındadır.

Eliaçık’ın “Yaşayan Kur’an Tefsiri” isimli üç ciltlik bir tefsiri bulunmaktadır. Bu tefsirden 2007 yılında haberdar oldum. İlgi çekici yorumlarının olduğunu ve kıssalara çok farklı yaklaşımlarda bulunduğunu söylüyordu bazı arkadaşlar. Bunun üzerine incelemeye başladım ve tefsiri okudukça hayretler içinde kaldım.

Tefsiri ilk okumaya başladığımda yorumlarındaki güzellik ve cazibe beni etkilemişti. Kimi ayetlerin mesajı çok güzel bir şekilde güncel bir dille günümüz insanına aktarılmaktaydı. Bence bu tefsirin en güzel yönü, ayetlerin mesajını günümüze taşıyor olmasıdır. Bu yönü ile gerçekten yaşayan bir tefsirdir. Ama her yaşayan gibi bu tefsirde ölüme mahkûmdur, ölecektir. Kimi eserler kıyamete dek yaşarlar, kimi eserlerde yaşarken kendi kıyametlerini koparırlar. İşte Eliaçık’ın tefsiri de yaşarken kendi kıyametini kopartan, sonunu kendi hazırlayan bir tefsirdir.

Yaşayan Kur’an” tefsirini “tahrif” olarak nitelememizin sebebi ilerde zikredeceğimiz ayet yorumlarıdır. Özellikle kıssalar konusunda iddialı bir dil kullanan Eliaçık, bu konuda çok araştırma yaptığını ve geçmiş toplumların tarihi üzerine çokça okuduğunu ve bu araştırmaları Kur’an kıssaları ile birleştirip yeni ve farklı bir tefsir tarzı geliştirdiğini söylemektedir.

Eliaçık, tefsirinde Arap dilinin kelime anlamlarındaki zenginliği kullanırken keyfî bir şekilde davranmakta ve hiçbir gerekçeye dayanmadan temel anlamından vazgeçtiği kelimenin yan anlamını esas alabilmektedir. Tefsirinde tutarlı bir üslup izlemeyen yazar, kelime oyununa çokça girmektedir. Mucizeleri akılla tutarsızca yorumlamakta, gaybi varlıkları reddetmekte, peygamberlerin hayatına uygun olmayan yorumlar geliştirmektedir. Tefsirinde dinlerin birliğini savunmakta ve İslam’ın temel ilkelerini keyfice yorumlamaktan geri durmamaktadır.

Meal hususunda yaptığı yanlışlar ise ayrı bir değerlendirme konusudur. Mealinde serbest bir çeviri yolu izleyen yazarın bu konuda çok başarısız olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Aslında yazar ehil olmadığı alanda eser yazmış ve ayetleri zorlamıştır. Yorumlarında aşırıya kaçmış ve herhangi bir kaynağa dayanmamıştır. Yazar, yorumunu haklı çıkarmak için tahrif edilmiş bulunan Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıda bulunmaktan da geri durmamıştır.

Bazı Aşırı Yorumlar

A) İslam’ın temel ilkelerine ilişkin yorumları:

Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır. Allah her yeri kuşatmıştır. Allah her şeyi biliyor; bundan hiç şüpheniz olmasın.” (2/115) ayetinin tefsirinde; “Gerekirse yeryüzünün her tarafında, hatta her yöne durularak namaz kılınabilir.” (c. 1, s. 73) yorumunda bulunmakta ve kıbleye dönmenin farz olmadığını belirtmektedir.

B) Mucizeler hakkındaki yorumları:

1- “Nihayet İsa, İsrailoğullarına peygamber olarak seslendi: Ben size Rabbinizden ayet ile geldim. Size çamurdan kuş biçiminde bir yaratık yapıp içine üfleyeceğim; Allah’ın izniyle hemen bir kuş olacak. Allah’ın izniyle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştirip ölüleri dirilteceğim.” (3/49) ayetinin tefsirinde; “Allah’ın izniyle gözlerinizi açacağım, kulaklarınızın pasını sileceğim, üzerinizdeki ölü toprağını kaldıracağım.” (c. 1, s. 154) yorumunu yapmaktadır. Hz.İsa’nın mucizelerini hiçbir gerekçeye dayanmadan reddetmektedir.

2- “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol, dedik.” (21/69) ayetinin tefsirinde; aslında Hz. İbrahim’in ateşe atılmadığını, onu sadece ateşe atmaya teşebbüs ettiklerini ve belki de yağan bir yağmur ile ateşin söndüğünü ve İbrahim’in böylelikle yanmaktan kurtulduğunu söyleyerek cehaletini sergiler. (c. 2, s. 190) Hâlbuki ilahi emir İbrahim’e selamet olması için ateşe yapılmıştı, yağmura değil.

3- “Böylece, Yunus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.” (37/142) ayetinin tefsirinde; balığın Asur devletini simgelediğini söyledikten sonra: “Asur devleti onu zindana kapattı. Çünkü gemidekiler, polis çağırıp devletin adamlarına onu teslim ettiler.” (c. 2, s. 447) yorumunu yaparak balığı zindan olarak algılamıştır.

4- “Böylece ona gebe kaldı ve bu haliyle uzak bir yere çekildi.” (19/22) ayetinin tefsirinde; “Meryem her normal insan gibi bir erkekle (marangoz Yusuf) nişanlanmış ve ondan gebe kalmıştır.” yorumunu yaptıktan sonra Meryem’in bakire doğumu yaptığını ve “düzgün (genç, yakışıklı) bir erkek” ile rüyasında ilişkiye girerek (timsal olunup) rahmindeki yumurtacığı harekete geçirmiş olabileceğini (c. 2, s. 143-144) söylemektedir. Meleği Allah’ın gücü olarak kabul ettiği için ayet yorumunu ihtimaller üzerine bina etmektedir.

5- “Sağ elindekini at, onların yaptıklarını yakalayıp yutsun. Çünkü onların yaptıkları yalnızca sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise her nerede olsa felâh bulmaz.” (20/ 69 ) ayetinin tefsirinde; “Hz. Musa’nın buradan başka hiçbir yerde sihre başvurduğu görülmemiştir.” (c. 2, s. 169-170) yorumunda bulunarak “asa” mucizesi diye bildiğimiz şeyin aslında Hz. Musa’nın yaptığı bir sihir olduğunu söylemektedir. Hâlbuki Musa’nın sihrini gören sihirbazların iman etmemeleri gerekirdi. Sonuçta Musa’nın da yaptığı bir sihirdi. Eliaçık, mucizeleri kabul etmemek için peygamberlere iftira etmekten geri durmuyor.

6- “Yine hatırlayın, Musa halkı için su aramıştı. O zaman biz ona: ‘Elindeki asa ile kayayı göster.’ demiştik.” (2/60) ayetinin tefsirinde; “Musa, içecek su arayışına girmişti. Bir kaya yarığından fışkıran sular buldu. Derken kabilelere onu gösterdi.” (c. 1, s. 52 ) yorumunda bulunarak “darabe” kelimesinin temel anlamı olan “vurma” anlamını almayıp herhangi bir karineye dayanmadan yan anlam olan “göster” anlamını ayete uyguluyor. Yani fikrini Kur’an’a söyletmek için her yolu mubah sayıyor. Hâlbuki ayet mealinde ve tefsirinde yazdığı gibi; “Asan ile suyu göster.” denilmesi mantıklı gelmiyor. Allah, Musa’nın neyi nasıl göstereceğine neden karışsın ki? Mademki “asanın vurulması ile taştan su fışkırmadı” o halde Allah neden bu olayı olağanüstü bir şekilde anlatmaktadır?

C) Gaybi konular hakkındaki yorumları:

1- “Sizi biz yarattık, sonra size biçim verdik. Sonra da meleklere, ‘Âdem’i selamlayın.’ dedik. İblis’in dışındakiler selamladılar ancak İblis selamlamadı.” (7/11) ayetinin tefsirinde; “İnsanoğlundaki kötülük temayülü veya dürtüsünü temsilen, kıssanın semavî prolog (gökteki ilk konuşma) adını verdiğimiz birinci bölümünde İblis, dünyevî diyalog adını verdiğimiz ikinci bölümünde şeytan olarak geçtiğini görüyoruz.” (c. 1, s. 324) yorumunda bulunmakta ve şeytanın gerçek bir varlık olmadığını, kötülük dürtüsü olduğunu söylemektedir.

2- “Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır.” (2/98) ayetinin tefsirinde; “Kur’an’ın, genel olarak Allah’ın gücü, ruhu, hayat vermesi, rızık bitirmesi, bereketi, sevgi ve merhameti gibi ‘melekelerinin’, Sami muhayyilesinde özellikle İbranca ve Arapçada Melâike, Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail vb. olarak algılanmasına doğrudan müdahale etmediğini görüyoruz.” (c. 1, s. 67) yorumunda bulunarak meleklerin gerçek varlıklar olmadıklarını, Allah’ın güçleri olduklarını söylemektedir.

3- “Elçilerimiz gelince, Lût onlar adına kaygılandı, eli ayağı birbirine dolaştı ve ‘Bu çok zor bir gün!’ dedi.” (11/77) ayetinin tefsirinde; “Elçiler (rusul) kelimesi, genellikle ‘melekler’ olarak algılanmıştır. Ancak doğrudan melekler kelimesinin değil de elçiler kelimesinin kullanılmasına bakılarak bunların, Hz. Lût’a yaptığı çalışmaların yoldan çıkmış bu körkütük halka bir fayda vermeyeceğini, buralarda boşuna uğraşıp durmamalarını, başka yerlere gitmelerini, bu tip insanlara artık sözün fayda vermediğini, bir gün başlarına bir afet gelip Allah’tan belâlarını bulacak bir topluluk olduklarını söyleyen erdemli ve dürüst kimi genç insanlar olduğu da düşünülebilir.” (c. 1, s. 452) yorumu ile Hz. Lût’a gelen melekleri “insanlar” anlamında almıştır.

Bunlar; “Yaşayan Kur’an” tefsirindeki ayetleri yanlış yorumlama ve tahrif örnekleridir. Yanlışlar bunlarla sınırlı değildir. Biz sadece uyarı amaçlı birkaç ayetin tefsir adı altında nasıl tahrif edildiğini zikrettik. Yorumları ile ayetleri katleden bir tefsirin isminin “Yaşayan Kur’an” olması ne kadar gülünç değil mi?

Aslında “Yaşayan Kur’an” ismi yerine “Kur’an Tefsirinde Yaşayan İhsan” konulsaydı daha uygun olurdu diye düşünüyorum. Çünkü İhsan Eliaçık, tefsirinde diri bir Kur’an metni üzerinden değil ölü bir Kur’an metni üzerinden konuşmuş, fikirlerini tefsire sokmuş ve işine gelen yöntemi dilediği yerde kullanmıştır.

Mucizeleri ve gaybi varlıkları kabul etmemek ve keyfî yorumlarda bulunmak bu tefsirin önemli bir vasfıdır. Tefsirde çok güzel ve orijinal ayet yorumları da bulunmaktadır. Ancak doğru ile yanlışın birbirine harmanlandığı bu tefsir konusunda dikkatliolunması elzemdir.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR